Son Güncelleme 31-07-2015 11:25

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info 


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ

YAYINLARIMIZIN

ŞUBAT 2015 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

GAZİANTEP iSLAHİYE İLÇE ÖRGÜTÜ

İLÇE BAŞKANI : Halil Kaplan

İLÇE SEKRETERİ : İbrahim Halil Turak

İLÇE SAYMANI : Mesut Uykulu

ÜYE : İbrahim Avcı

ÜYE : Kasım Cuma Akpınar

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...

41.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

SAĞ HALK DÜŞMANIDIR ÜLKE DÜŞMANIDIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 TEMMUZ 2015

Dün, CHP tarafından terörle ilgili olarak komisyon kurulması ve araştırma yapılması için TBMM olağanüstü toplantıya çağrılmıştı ve bu görüşme yapılacaktı. Görüşmenin nereye gideceği ta başından belli oldu. MHP, her zaman olduğu gibi bir kez daha AKP'nin düşük hükümetinin yanında yer alarak komisyon kurulmasını engelledi, böylece de CHP'nin verdiği önerge reddedilmiş oldu.

Öncelikle bir durumun kalın çizgilerle altını çizmek zorundayız. AKP dinci ve sağcı bir partidir, MHP ise Türk/İslam sentezcisi bir parti. Kısacası al birini vur ötekine. Her ikisi de dini halkımızı kandırmak için bir alet olarak kullanır. MHP'nin artısı vardır. MHP aynı zamanda da Türklüğü bir kandırmaca aracı olarak kullanır. Son zamanlarda AKP için dincilik yetmemiş olacak ve de AKP MHP'den gelecek oylara göz diktiği için birden bire milliyetçi kesilmiş dolayısı ile her iki partinin de ibresi aynı noktayı gösterir olmuştur. Yani sözün özeti; sermayenin iktidarları ne zaman sıkışsalar halkını gözünü boyamak için iki şeye başvururlar. Birisi milliyetçiliktir, diğeri de dincilik. Maşallah her iki partide de bu ikisinden istemediğin kadar malzeme vardır.

Ancak sağ ve faşizan partiler milliyetçiliği ve dini çok taktıkları ve de yaşam biçimi haline getirdikleri için değil, halkı uyutmanın en iyi aracı olduğu için kullanırlar. Yoksa çalan çırpan, estiği gürlediği yalan olan, gerektiğinde gözü dönmüş zalimliği politik anlayış olarak kullanmaktan çekinmeyen, adalete ve eşitliğe asla inanmayıp vurgun vurup dünyalıklar elde eden bir parti dini savunsa ne olur savunmasa ne olur? Fazladan MHP'ye gelince; onun Türklüğü başat politika olarak kullanması da ikiyüzlülüğün ta kendisidir. CIA tarafından pompalanan ve Çinlilerin Uygurlara işkence yaptığı yalanlarına kanıp ortalığa dökülerek önüne gelen çekik gözlü insanları Çinli diye linç etmeye kalkışan zavallılığın Türklüğe kazandırdığı bir şey olabilir mi? Yine sağ politikaları izleyerek NATO'ya alan açan, gerektiğinde mazlum halklarla birlikte davranmak yerine zalimlerin maşası konumunda olan partilerin Türklükle ve de Türklüğün yüceltilmesi ile bir ilintisini kurmak olası mı?

Salt palavra kesmek için hırsız bir iktidarı hırsız suçlaması ile eleştirip hesap soracağını söyleyen, bu bağlamda Recep Tayyip Erdoğan'dan hesap soracağını meydan meydan haykırıp, sonunda Recep Tayyip Erdoğan'ın kurtarıcılığına soyunan bir MHP'nin ne gibi iyi hasletleri olabilir ki?

Bizler her zaman yazıyorduk ama dünkü meclis toplantısı bir kez daha göstermiştir ki, Türkiye'nin demokratikleşmeye hem de yaşamsal olarak gereksinmesi büyüktür. Yoksa bu hırsız ve halk düşmanı sağ bu ülkenin iliğini kemiğini çürütecek, milyonları aç ve yoksulluğa terk ettikleri yetmiyormuş gibi üstüne üstlük bir de kan gölünde boğmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Son zamanlarda düşük hükümet tarafından sokak bir kez daha polis terörüne sahne olmaktadır. Olağan gösteriler bile olağanüstü şiddetle bastırılmakta, polis gözaltı yaparken öyle ağır şiddet uygulamaktadır ki, polislerin her bir davranışı dizginlenemez bir işkenceye dönüşmektedir. Bütün bunların sorumlusu bilinmelidir ki AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'dır. Çünkü bunların elinde yargı bitirilmiş, polis ve güvenlik güçleri AKP'nin yargısı ve AKP'nin güvenlik güçleri haline getirilmiştir.

TBMM'de görülen manzaraya bakıldığı zaman Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda kimi eksik ve yetersizliklere karşın bir tek CHP'yi görmek olasıdır. Bu nedenle önümüzdeki günlerde daha da keskinleşecek mücadelede sol ve sosyalist solun da içinde yer alacağı geniş bir cephe yaratmakta çok büyük yarar vardır. HDP çevresinin bugüne kadar CHP'ye faşist diyerek AKP ile kurmaya çalıştığı yakınlığın ne denli boş ve ülke zararına olduğu bütün çıplaklığı ile anlaşılmıştır. Gerçi zararın neresinden dönülürse kârdır denilir ama bugüne kadar giderilmesi oldukça zor zararlara uğranılmıştır. Bu yüzden Türkiye'nin demokratikleşmesinde HDP, CHP'yi önemli bir güç olarak görmeli ve hesaplarını da bu eksende yapmalıdır.

Suruç katliamı, IŞİD'çıların sınırda durup dururken Türk askerini katletmesi, polislerin öldürülmesi, askerlerin suikast yoluyla öldürülmeleri hepsi ama hepsi birbirleriyle bağlantılı gibi görünmektedir. Salt bu yüzden bile CHP'nin araştırma önergesinin gerçeklerin ortaya çıkması için önemi büyüktü. Oysa bu önerge HDP'nin oylarıyla değil, tersine AKP ve MHP'nin oylarıyla reddedildiğine göre işin içinde bir iş olduğu da tartışma götürmez bir şekilde ortadadır. Daha önce yazdık ve CIA, MOSSAD ve İngiliz İstihbaratı'ndan söz ettik. Bize göre düşük AKP iktidarı da bu oyunun boğazına kadar içindedir ve bütün açmazlarını savaşa ve milliyetçiliğe sarılarak çözeceğini düşünmektedir. MHP'nin desteğini aldıysa sözünü ettiğimiz gerçekleri ve MHP karanlığını asla gözardı etmemek gerekir.

Ortaya çıkan yeni gelişmeyle birlikte AKP-MHP ortaklığının kurulabileceği de üç aşağı beş yukarı belli olmuştur. Kuşkusuz bu iki partinin kuracağı azınlık ya da koalisyon iktidarının ülkemize getireceği yükün derecesini hesap etmek bile zordur.

Ancak bunların halk nezdinde ne menem bir şey olduklarının da anlaşılması başkaca da mümkün görülmemektedir.

Bu durumda hiç değil, solda yer alanların da daha tutarlı bir politika izlemelerinin önünün açılması olası hale gelebilir diye düşünüyoruz.




Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

www.idriskoylu.com.tr

SİYASAL YAZILAR:

SINIFSAL İÇGÜDÜ ÜZERİNE İKİ NOT

(AZ GELİŞMİŞLİĞİN KAPİTALİZMİ Mİ, KAPİTALİZMİN AZGELİŞMİŞLİĞİ Mİ?)

Az buçuk entelektüel çevrelerle yaptığımız tartışmalarda aşağıda irdelenecek konuya yaklaşımımıza ilişkin ve Marksizm adına şiddetli karşı çıkışlar, tepkilerle karşılaşıldı. Vardığım sonuç şu: Tartışılan çevrelerin nazarında Marksizm 20. Yüzyılın ortalarında buzdolabında derin dondurucuya konulmuş, orada bırakılmıştır. Diyalektik/aslolanın değişim olduğu gerçeği de sözlüklerde içi boş bir kavram derecesine indirgenmiştir. Daha açık konuşalım: Dimitrov’un tanımında faşizm “ tekelci sermayenin en gerici, en şoven, en saldırgan kesimlerinin iktidarıdır” tanımlamasına göre tekelci sermaye Emperyalist/kapitalist ülkelerde bulunduğuna ve bizim gibi ülkeler yarı bağımlı, yarı sömürge olduğuna göre tekelci sermayenin olmadığı yerde faşizmden bahsedilemez, olsa olsa askeri diktatörlüklerden söz edilir”… Özetle söyledikleri budur. Tartıştığımız çevrelerin hangi sol gelenekten geldiğinin öneminin olmadığını düşünüyorum.

Hatta bu anlayışa göre 12 Martlar ve 12 Eylüller de Dimitrov’un tanımına uygun faşist rejimler olmayıp, birer askeri diktatörlüklerdir… “Dimitrov’un, faşizmin tahliline dayanaklık eden Bulgaristan o dönemde Emperyalist/ Kapitalist bir ülke miydi de faşizmi kuramlaştırırken Bulgaristan pratiğinden hareket etmiştir” sorumuza verilen yanıt tam da fikir fukaralığının bir klasiği olarak cevaplanmış, “aslında Dimitrov Alman faşizminden hareketle kuramını oluşturmuş” muş!...

Yani Bulgaristan faşizmi yaşamamış… Dimitrov da ne yapsın, yapacak başkaca işi gücü olmadığından ve daha önce kaleme aldığı Pinokyo öyküleri piyasada tutmadığından şöyle kendini meşhur edecek bir konu arayışındayken “ eveett, demiş buldum: Faşizm”.

Bulgaristan’da bir faşizm yaşansa da ben de onun kuramını yazsam”… Hitler'in Almanyasını almış getirmiş Bulgaristan’a, başlamış kalem oynatmaya… Zırva tevil götürmez ama kişi hiç olmazsa zırvaladığının farkına varır. Bu çevreler sanırım gülünç olma pahasına zırvanın süzmesini sergileme gayretindeler. Güncelde AKP’nin başkanlık sisteminde ısrarı da faşizmin kurumsallaşması değil, RTE’nin diktatoryal özlemidir. Breh, breh brehh… Şu derinliğe bakın siz…

AKP’nin iktidar olması sanki Emperyalist/Kapitalizmin bir görevlendirmesi olmayıp AKP’nin bilek güreşindeki galibiyetidir. İnsan ister istemez bunlar acaba AKP den bol akçeli bir danışmanlık filan mı bekliyorlar diye düşünmeden edemiyor.

Tartışılan konunun bu çevrelerce dile getirilişinin özeti budur. Bu tartışmalardan sonra insanın aklına ister istemez Lenin’in “ tanrı bizi (bu tür) dostlarımızdan korusun, düşmanlarımızın hakkından geliriz” özdeyişi gelmektedir. Tanrı işçi sınıfını gerçekten bu tür sözüm ona devrimcilerden korusun, işçi sınıfı devrimciler emperyalist/ Kapitalizmin hakkından nasıl olsa gelecektir. Dönüp dolaşıp bıkkınlık noktasında küresel kapitalizm üzerinde duruşumuz nedensiz değildi.

Kendilerini 20.yüzyılın ortalarında derin dondurucuya bırakanların gelişimin diyalektiğini anlamaları da elbette beklenemez ama lafazanlıkları da tahammül edilir gibi değil.

Böylesi ipe salmaz zırvaların elbette Marksizm ile ilintisi olamaz ve eminiz kendisine belediye çöplüklerinde bile yer bulamayacak kadar anlamdan yoksundur. Konunun irdelenmesi zaten gündemimizdeydi ancak, istemeyerek girdiğimiz bu tartışmalar konunun tahminimizin ötesinde bir öneme sahip olduğunu görme fırsatı verdi.

YAZININ TAMAMI

Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

www.idriskoylu.com.tr

SANATSAL YAZILAR:

Köpeklerin Gecesi

İstanbul Hukuktan İdare Hukuku hocamız İL HAN ÖZAY ilginç bir kişilikti. Söylenenler doğruysa 12 Eylül faşizminde yurt dışına çıkmış, ABD’den Japonya’ya birçok ülkenin Hukuk fakültelerinden davetler almış, bu ülkelerin Hukuk Fakültelerinde öğretmenlik yapmış… Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrencisi olmuştum. Sınav sorularının “alışılmamış” sorular olduğunu söylerlerdi. Soruların alışılmamışlığı nasıl olur diye de merak ederdim.

O yılın Mayıs ayıydı. Çıldırtan, coşturan, kederlendiren, başınızı alıp gitme isteğinizi bastıramadığınız, içinizin kıpır kıpır olduğu ay, Mayıs…

Nihayet yazılı sınavda soruları önümüze sürdüler.

YAZININ TAMAMI

____________________________

İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞ'IN

SİYASAL YAZILARIN

http://www.idriskoylu.com.tr/siyasal-yazilar.html

SANATSAL YAZILARI

http://www.idriskoylu.com.tr/sanatsal-yazlar.html


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran: 'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.

DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR,

KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

SAYFA BAŞ