TSİP: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE, EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU DESTEKLİYORUZ. TSİP: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE, EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU DESTEKLİYORUZ. TSİP: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE, EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU DESTEKLİYORUZ. TSİP: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE, EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU DESTEKLİYORUZ.



Açılan reklamlar için özür diliyoruz.


Son Güncelleme 29-07-2014 13:15

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCİALİST WORKERS PARTY OF TURKEY

DELLA TURCHIA SOCİALİST WORKERS PARTY

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

TURQUIE PARTİ SOCİALİSTE OUVRİER

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

ΚΌΜΜΑ ΕΡΓΑΤΏΝ ΣΟΣΙΑΛΙΣΤΙΚΌ ΤΟΥΡΚΙΑ

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

SOSYALİSTA MANGGAGAWA PARTİDO NG PABO

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

 


PARTİMİZİN 1993 YILI

3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI,

TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ
LİNKLER
SİTEDEN mp3 DİNLE

GENÇ SOSYALİST DERGİSİ'NİN TÜM YAZILARINI PDF FORNMATINDA OKUYABİLİRSİNİZ.

YAYINLARIMIZIN

MAYIS 2014 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


EKİN SANAT DERGİSİ

ABONELİK BAŞVURU FORMU

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


TSİP

ADAY ÜYELİK BAŞVURU

FORMU

TSİP Aday üye kayıt formu


GENEL MERKEZ

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


İZMİR İL ÖRGÜTÜ

Konak İş Hanı No.24 Kat.1 D.103

KONAK - İZMİR

İRTİBAT:

İZMİR İL BAŞKANI ALPER GÜLAY

0553 459 0 232


EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...

Sosyalizm Ve Savaş-  Lenin.pdf
Lenin'in Bütün Dünya Kadınlarına Vasiyetleri
Nazım Hikmet Bütün Eserleri 1.pdf
Türkiye Büyülü Hapishanem - Yalçın Küçük
FELSEFE SÖZCÜKLERİ

EMPERYALİZM NEDİR? - 1

EMPERYALİZM NEDİR? - 2

EMPERYALİZM NEDİR? - 3

SİTEMİZDEKİ DİĞER YAZILAR

BİZİM ŞİİRLERİMİZ... BİZİM ŞAİRLERİMİZ...

LENİN FOTOĞRAFLARI

AZİZ NESİN KİTAPLARI

Kadife ‘Devrimci’ Soros Paşa

FELSEFE ÜZERİNE 43 KİTAP

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN MARKS


GERÇEK YAYINLARI

EĞİTİM DİZİSİ

BROŞÜRLERİ

PARTİMİZ HAKKINDA HER ŞEY

PROGRAM VE TÜZÜK

NEDEN Türkiye Sosyalist İşçi Partisi?- 1

TSİP'İ TANIYOR MUSUNUZ?- 2

TSİP'İ TANIYOR MUSUNUZ?- 3

TSİP TARİHİNDEN -1

TSİP TARİHİNDEN-2

12 EYLÜL ÖNCESİ TSİP AFİŞLERİ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ SOSYALİST SOLUN PUSULASI
37. YILINDA TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

NEDEN SOSYALİZM

SOSYALİZM YOLUNDA TSİP

KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
36.YILINDA TSİP/TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ KOMİTESİ / 2
36.YILINDA TSİP/TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ KOMİTESİ / 3
36.YILINDA TSİP/TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ KOMİTESİ / 4

1 MAYIS 2012 COŞKUYLA KUTLANDI

ONURLU VE KOCA YÜREKLİ İNSAN: TÖB-DER GENEL BAŞKANI GÜLTEKİN GAZİOĞLU
15-16 HAZİRAN 1974 TSİP’İN 38. KURULUŞU YILI

15-16 Haziran 1974'den... 15-16 Haziran 2014'e...

TSİP

40.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E


OYUNUZU, FAŞİZME KARŞI, 

EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NA VERİNİZ.

YA FAŞİZM, YA DA, KISITLI DA OLSA BURJUVA DEMOKRASİSİ.

CHP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞININ,

ZEYTİNBURNU İLÇESİNDE DÜZENLEDİĞİ,

CUMHUR BAŞKANI ADAYI SN. EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU TANITIM VE İFTAR YEMEĞİNE,

İSTANBUL İL BAŞKANIMIZ ADEM YAKAR YOLDAŞ DA KATILDI.


Fotoğraf: CHP İstanbul İl Başkanı Salıcı, İhsanoğlu'na destek veren siyasi partilerin il başkanlarıyla biraraya geldi

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Cumhurbaşkanlığı seçim hazırlıkları kapsamında Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyen siyasi partilerin İstanbul il başkanlarıyla çalışma toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda seçim çalışmalarıyla ilgili partiler arası koordinasyonun ve işbirliğinin arttırılması konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.

Büyük uzlaşının Cumhurbaşkanı adayı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’na destek veren siyasi partilerin İstanbul il başkanları, CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı tarafından düzenlenen toplantıyla biraraya geldi. CHP İstanbul İl Başkanı Salıcı seçim çalışmalarında işbirliğinin ve koordinasyonun arttırılması gerektiğine dikkat çekerek, “Bizlerin aynı masa etrafında toplanması bile Türkiye’de ilk defa gerçekleşen bir siyasi olaydır. Bu durum, Türkiye’nin geleceği söz konusu olduğunda siyasi partilerin büyük bir uzlaşıya imza atabildiklerinin en güzel göstergesidir. Seçime doğru giderken aramızdaki dayanışmayı daha da arttırmalı, bu toplumsal mutabakatı tüm Türkiye’ye yaymalıyız” dedi. Salıcı, İhsanoğlu’na desteklerini açıklayan siyasi partilerin seçime kadar gerçekleştirilecek etkinliklerle biraraya gelmeye devam edeceklerini söyledi.

İhsanoğlu’nun seçim kampanyasına destek vermek amacıyla gerçekleştirilen toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Mehmet Bülent Karataş, Büyük Birlik Partisi İstanbul İl Başkanı Fikret Daş, Doğru Yol Partisi İstanbul İl Başkanı Yusuf Diril, Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Hasan Kulaksız, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı Adem Yakar, Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Adem İpek, Bağımsız Türkiye Partisi İstanbul İl Başkan Yardımcısı Şakir Aynacı, Demokratik Sol Parti İstanbul İl Sekreteri Sinan Aşkın katıldı.

CHP İstanbul İl Başkanı Salıcı, İhsanoğlu'na destek veren siyasi partilerin il başkanlarıyla biraraya geldi
Toplantıya İl Balkanımız Adem Yakar'da katıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Cumhurbaşkanlığı seçim hazırlıkları kapsamında Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyen siyasi partilerin İstanbul il başkanlarıyla çalışma toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıda seçim çalışmalarıyla ilgili partiler arası koordinasyonun ve işbirliğinin arttırılması konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.

Büyük uzlaşının Cumhurbaşkanı adayı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’na destek veren siyasi partilerin İstanbul il başkanları, CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı tarafından düzenlenen toplantıyla biraraya geldi. CHP İstanbul İl Başkanı Salıcı seçim çalışmalarında işbirliğinin ve koordinasyonun arttırılması gerektiğine dikkat çekerek, “Bizlerin aynı masa etrafında toplanması bile Türkiye’de ilk defa gerçekleşen bir siyasi olaydır. Bu durum, Türkiye’nin geleceği söz konusu olduğunda siyasi partilerin büyük bir uzlaşıya imza atabildiklerinin en güzel göstergesidir. Seçime doğru giderken aramızdaki dayanışmayı daha da arttırmalı, bu toplumsal mutabakatı tüm Türkiye’ye yaymalıyız” dedi. Salıcı, İhsanoğlu’na desteklerini açıklayan siyasi partilerin seçime kadar gerçekleştirilecek etkinliklerle biraraya gelmeye devam edeceklerini söyledi.

İhsanoğlu’nun seçim kampanyasına destek vermek amacıyla gerçekleştirilen toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Mehmet Bülent Karataş, Büyük Birlik Partisi İstanbul İl Başkanı Fikret Daş, Doğru Yol Partisi İstanbul İl Başkanı Yusuf Diril, Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Hasan Kulaksız, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı Adem Yakar, Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Adem İpek, Bağımsız Türkiye Partisi İstanbul İl Başkan Yardımcısı Şakir Aynacı, Demokratik Sol Parti İstanbul İl Sekreteri Sinan Aşkın katıldı.


CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNDE,

FAŞİST R.TAYYİP ERDOĞAN'A KARŞI,

SN. EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NU DESTEKLİYORUZ.

PARTİMİZİN CUMHURBAŞKANLIĞI  SEÇİMİNDE DESTEKLEDİĞİ ADAY

EKMELEDDİN İHSANOĞLU KİMDİR?

"10 Ağustos 2014'te yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, partimizin de desteklediği aday olan, Ekmeleddin İhsanoğlu kimdir. Yazar, profesör, akademisyen ve yazar olan Ekmeleddin İhsanoğlu biyografi. Hayatı ve yazıları nelerdir."

Ekmeleddin İhsanoğlu (d. 26 Aralık 1943, Kahire), Türk bilim tarihi profesörü, akademisyen, diplomat ve yazardır.

Türk kültürü, İslam dünyası ve Batı dünyası ilişkileri ve Türk-Arap ilişkileri hakkında değişik dillerde çok sayıda eseri vardır. Bilim ve eğitim tarihine katkı ve hizmetlerinden dolayı birçok ödülün yanı sıra Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibidir.

2004 ve 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler'den sonra ikinci büyük uluslararası örgüt olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterliğini sürdürmüştür.

26 aralık 1943'te Kahire'de doğdu. Babası Yozgatlı müderris İhsan Efendi, annesi Rodoslu bir Türk ailenin kızı olan Seniye Hanım'dır. İhsan Efendi, eğitim için 1924’te geldiği Mısır’a yerleşmiş ve 1951’de Ayn Şems Üniversitesi Şarkiyat Bölümü Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’nü kurmuştu.

Ekmeleddin İhsanoğlu, Mısır'da Hıdiviye Lisesi'nden mezun olduktan sonra Ayn Şems Üniversitesi Fen Fakültesi'nde yükseköğrenim gördü. Öğrenciliği sırasında Kahire Milli Kütüphanesi'nde Türkçe yazma ve basma kitapların kataloglamasında çalıştı. 1966’da Fen Fakültesi’nden mezun oldu ve El-Ezher Üniversitesi'nde akademik hayata başladı. Yüksek lisansı sırasında El Ezher Üniversitesi'nde asistanlık ve Ayn Şems Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okutmanlığı yaptı. Bilim tarihi çalışmalarının yanı sıra Hamid, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi şairlerin eserlerini Arapça’ya çevirerek Türk kültürünü Araplar’a tanıtmaya çalıştı; Türk yazarlarından hikayeler içeren bir antoloji hazırladı (1970).

1970 yılında Türkiye'ye geldi ve Ankara Üniversitesi'nde göreve başladı. 1972'de eczacı Füsun Bilgiç ile evlendi, üç çocuk sahibi oldu. 1974'te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doktorasını tamamladıktan sonra, İngiltere'de Exeter Üniversitesi'nde doktora-sonrası çalışmalar yaptı.

1980 yılında İslam İşbirliği Örgütü'nün tavsiyesi ile İstanbul’da kurulan İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)’nin başkanlığına getirildi. Bu görevi 25 yıl sürdürdü. IRCIA bünyesinde Türk ve İslam kültürü konusunda büyük bir ihtisas kütüphanesi ve arşivi kurulmasına öncülük etti.

1984'te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne girerek profesör oldu. Bu üniversitede Bilim Tarihi Anabilim Dalı’nı kurdu. Üniversite ve IRCICA’daki görevlerinin yanı sıra Türk Bilim Tarihi Kurumu'nun başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi Müze ve Dokümantasyon Merkezi müdürlüğü görevlerinde bulundu.

İslam İşbirliği Teşkilatı genel sekreterliği[değiştir

İhsanoğlu, 14-16 Haziran 2004’te İstanbul’da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü (sonradan İslam İşbirliği Teşkilatı adını almıştır) 31. Dışişleri Bakanları Toplantısında, Genel Sekreterlik için Türkiye’nin adayı olarak gösterildi. Malezya ve Bangladeş ile genel sekreterlik için yarışan İhsanoğlu, 5 Haziran 2004′te Genel Sekreterliğine seçildi. Örgütün seçimle gelen ilk genel sekreteri ve ilk Türk genel sekreteri oldu; görevi 1 Ocak 2005’te devraldı. Görev süresi, 18-20 Haziran 2008 tarihlerinde Kampala’da düzenlenen 35. Dışişleri Bakanları Konseyi’nde 5 yıllık bir süre için uzatıldı.

İhsanoğlu, genel sekreterlik görevini Cidde'de düzenlenen törenle 30 Aralık 2013′te Suudi Arabistanlı İyad Medeni’ye devretti.[6]

Cumhurbaşkanlığı adaylığı

10 Ağustos 2014, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise 24 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanı seçiminde Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi Cumhurbaşkanlığı için çatı adayı olarak açıklanmıştır. Daha sonra da bu partiler tarafından resmen cumhurbaşkanlığına aday göstertilmiştir.

İngilizce ve Arapça dillerinin yanı sıra orta düzeyde Fransızca ve Farsça bilmektedir. Bazı kaynaklarda ise bu dört dili akıcı olarak konuştuğu belirtilmiştir.

Ekmeleddin İhsanoğlu Eserleri

- Yeni Yüzyılda İslam Dünyası, 2013
- İslam Kültürü Çeşitli Konuları ile İslam’da Kültür ve Bilgi Cilt: 5, 2008
- Osmanlı Tıbbi Bilimler Literatürü Tarihi (4 Cilt), 2008
- Mısır’da Türkler ve Kültürel Mirasları: Mehmed Ali Paşa Günümüze Basılı Türk Kültürü Bibliyografyası ve Bir Değerlendirme, 2006
- Osmanlı Tabii ve Tatbiki Bilimler Literatürü Tarihi: 1 - 2 Cilt, 2006
- Osmanlıca Tıp Terimleri Sözlüğü, 2004
- Osmanlı Askerlik Literatürü Tarihi, I - II Cilt, 2004
- Osmanlılar ve Bilim, 2003
- Mushrabiyya And Stucco Colored Glass in The Muslim World (Arapça), 2002
- Osmanlı Coğrafya Literatürü Tarihi, 1 - 2, 2000
- Suriye’de Modern Osmanlı Sağlık Müesseseleri, Hastahaneler ve Şam Tıp Fakültesi, 1999
- Osmanlı Matematik Literatürü Tarihi, 1-2, 1999
- The West And Islam (Towards a Dialogue), 1999
- Büyük Cihaddan Frenk Fodulluğuna, 1996
- Istanbul: A Glimpse into the Past, 1987


Fotoğraf: C. BAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNİ BOYKOT ETMEK, FAŞİST TAYYİP'E DESTEK ANLAMINA GELİR.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNİ BOYKOT ETMEK,

FAŞİST TAYYİP'E DESTEK ANLAMINA GELİR.

SAKIN BU OYUNA GELMEYİN. 

BOYUNUN ÖLÇÜSÜNÜ ALMALI,

BU ÜLKEDE, İSTEDİĞİ GİBİ AT KOŞTURAMAYACAĞINI GÖRMELİDİR.


YALAN MAKİNELERİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

29 HAZİRAN 2014

Bugün bayramın ikinci günü. Ülkemizde bugüne kadar ne kadar din istismarcıları varsa ortalığa dökülmüşler insanlıktan ve sevgiden söz ediyorlar. Bütün İslam ülkelerindeki paralelleri gibi ağızlarından yalandan başka bir sözün çıktığı yok. İnsanlıkları yok yok olmasına ya; sözlerine bakarsanız en iyi insanlık onlarda. Bu zatı muhteremler adaletsizliğin tahtında oturup dünya nimetlerini midelerine ve cukkalarına indirirken hemen yanıbaşındaki ne yoksulları görürler ne de onların da insan oldukları akıllarına gelir. Dilleri zehir zemberektir. Asmak, kesmek, haddini bildirmek öyle dillerine pelesenk olmuştur ki, yeryüzünün zalimleri olarak ortalıkta fink atarlar. Kendileri mal, mül, dünyalık ne varsa üstüne oturmuşlar şükür çekerlerken çevrelerinde yoksulluk deryasında gezinenlere zekat, fitre vermek gibi İslamın emrettiği şeyler akıllarına gelir ki, bu görevi de öbür taraftan şırça köş alabileceklerine, cennette akan ırmakların güzelliğinde dinleneceklerine ve türlü meyvelerden tadabileceklerine inandıkları için istemeye istemeye de olsa yerine getirirler. Kısacası bunların ağzından dünya malı dünyada kalır sözü düşmez düşmesine ancak mal biriktirmek denildi mi bunların üstlerine yoktur.

İnsanları sevmezler ama insanı yaradandan ötürü sevdiklerini her fırsatta yineleyip dururlar. Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere ülkemizini bir sürü muhteremlerinden aynı sözleri duya duya illallah desek de onlar iğnesi takılan plak gibi habire aynı şeyleri söyleyip dururlar. Yani sizin anlayacağınız bu insanlarda insan sevgisinin zerresi yoktur. Dolayısıyla insanlığın çektiği eziyetlerle ilgili bunların ağzından bir söz duyduğumuzda bize yalan gelir. Öyledir de, yalan bunların en önemli hazinesidir.

İsrail bildiğimiz katliamlarını her fırsatta yapmakta, Müslüman dünyasının kefere Kralları, Sultanları ve yöneticileri de ağız dolusu İsrail'i kınayarak ellerinden gelse Yahudilerin kanına ekmek doğrayacaklarına yemin billah etmektedirler. Aynı şeyleri bizim ülkemizde dinciler yıllardır söyleyerek kan içme talimleri yapmaktadırlar. Her nedense huşu içinde bunları düşünen zevatın aklına bir türlü yaşananların neden yaşandığını bir kez olsun tartmak ve bir sonuca varmak bile gelmez ama ağızlarından kahır sözleri bir türlü düşmez nedense.

Bugün Türkiye'nin Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan da aynı iklimin toprağında çimlenip serpilen kişilerindendir. Bu yüzden de ne zaman Filistin özellikle de Gazze'ye yönelik İsrail'in bir katliam girişimi olsa ortaya atılır tıpkı İslam ülkelerindeki diğer paralelleri gibi eser, yağar her sözü denetimsiz söyleyerek kendisini ve yandaşlarını tatmin etmekten öte geçemez. Oysa gerçekler hiç de muhteremin söyledikleriyle örtüşmez. AKP'nin iktidarı döneminde İsrail'le ticaret 4,5 kat artmıştır. Oğlunun gemileri Hayfa Limanı'na mal taşır çukkaya paracıklar indirir. Bugün Gazze'yi vuran uçakların yakıtı da Türkiye'den gider gitmesine ya muhterem inkar edip İsrail savaş uçakları Türkiye'ye geldiklerinde dönerken aldıkları yakıttır diyerek anlamsız bir yanıtla gerçeğin üstünü örtmeye kalkar.

Recep Tayyip Erdoğan'ı iyi tanımamız gerekir. Çünkü o 12 yıldır ülkenin yurttaşlarının anasını ağlatır ağlatmasına ya ondan daha mağdur olan bir kişi daha yoktur. Herkes kendisine karşıdır. Asker bana karşı olduğu için darbe yapacak der mağdurları oynayıp oy toplar. Dün her bir şeyi birlikte kotardıkları Fetullahçılara "Paralel Yapı" suçlaması yapar, az kalsın beni tutuklayacaklardı diyerek yine mağduru oynar. Ne var ki, bu mağdur ve fakir muhtereme hiçbir şey olmaz, olan suçladıklarına olur.

Uzatmayalım, Alevilerin, Türklerin, Kürtlerin, gençlerin, kadınların, aydınların, işçilerin, emekçilerin, kısacası kim ki Recep Tayyip Erdoğan adaletsizliğine karşı çıkar düşmanıdır. Bu yüzden de bir tek ereği vardır herkesin susturulduğu, bir tek kendisinin konuşabildiği faşist bir diktatörlük kurmak. Nitekim Avrupa'da bir Bakanı gerçekleri söylemiş Cumhurbaşkanı koltuğuna oturduğunda nasıl biri olacağını açıkça dile getirmiştir.

Recep Tayyip Bakanlar Kurulu'nun başkanı olacakmış.

Yani ne var ne yok bütün güçleri elinde toplayacak, sonra mı?

Sonrası ne olacak?

HALKIN ANASINI AĞLATMAYA DEVAM…

İşte bu yüzden Recep Tayyip Erdoğan seçilmemeli, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun seçilmesi için gerekli duyarlılık gösterilmelidir.

Başkaca bütün yollar Recep Tayyip'in faşizm cennetine çıkacaktır bu da böyle bilinmelidir.

NOT: KİTLE DERGİSİ M 2014  141.SAYI YAZISIDIR.

HAZİRAN 2014

HÜZÜNLÜ ŞENLİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Önümüzdeki günler gerçekten de hüzünlü şenlik günleri olacak. Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ikilisinin neler yapabileceklerini görecek hem şenliklenecek hem de hüzünleneceğiz.

Niye derseniz; bazıları Abdullah Gül'ü bile Recep Tayyip Erdoğan'ın önünü kesebilecek Çankaya'ya aday olarak düşündü. Gerçi Abdullah Gül ara ara şimdi de Türkiye gezisine çıkıp ben de varım yönünde iletiler vermedi değil, verdi ama bana kalırsa bunların hepsi hesap. Hepsi hesap diyorum çünkü bunlar yol arkadaşlığına birlikte çıktılar. Abdüllatif Şener gibi bazıları AKP'nin suçlarına ortaklık edemeyeceklerini anladıklarında yollarını da ayırdılar ama Abdullah Gül öyle mi? Gül Çankaya'ya çıktıktan sonra da oturduğu koltukta AKP'nin onay merci olarak görev yaptı. AKP, önüne neyi getirdiyse imzalayıp geçti.
Hiç kuşku yok ki, Recep Tayyip Erdoğan'la Abdullah Gül arasında su sızmıyor dersek olmaz, yanılırız.

Birçok konuda çatlaklar var. Ama bu çatlaklar şimdilik yapıştırılamaz çatlaklar değil. Dolayısıyla birlikteliklerinin gereği olarak su sızdıran yerler varsa kolaylıkla yapıştırılacaktır.

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Çankaya adaylığı en kabuledilebilir adaylık mı, uluslararası bir projemi bu tartışmalara da girmeyi zaman kaybı sayıyoruz. Çünkü Türkiye'deki siyaseti düzenleyen hangi adım ya da adımlar proje değildir diye sormak gerek. Ya da ne bileyim şöyle diyelim; bugüne kadar bir ikisinin dışında Çankaya ne zaman proje olmamış ki?

Şenlikleneceğiz diyorum, çünkü o kadar çok tartışacağız ki, solculuğumuz, sosyalistliğimiz, gericiliğimiz, ilericiliğimiz, dinciliğimiz, laikliğimiz hepsi hepsi birbir ortaya dökülecek. Kimin gönlü neyi nasıl istiyorsa o yönde hayırlı sözler edecek ya da en keskin sözlerle keskin sirke küpüne zarar örneğinde olduğu gibi küpler çatlatacak sözler edecek.

Bu arada bütün ülkeyi yasa boğan Türkiye'nin en büyük maden kazası Soma'da olup bitenler ve maden işçileri ve yakınlarının yaşadığı acının yarası kabuk bağlamakla kalmayacak verileceği ileri sürülen hakları bile verilmeyip işçi yurttaşlarımız ve aileleri dar günlerin içine itiliverecek. Aylardır ayakta olan Yatağan Termik Santrali işçilerinin direnişlerine karşın özelleştirilmiş olmasını da bir kalem geçip yeni şenliklere yelken açacağız.

Bizzat AKP iktidarınca desteklenen El Nusra, El Kaide, IŞİD ve Müslüman Kardeşler Örgütü gibi terör örgütlerinin dereler dolusu kan akıtmalarını da fazladan önemsemeyecek, Recep Tayyip Erdoğan yasağına da uyup; yazmadan, çizmeden, konuşmadan günler geçirerek belki de eşek şakalarıyla zaman doldurmak gibi bir hafifliğin yelkeninde kendimizi tatil yörelerine atıp kafa dinleyeceğiz. Hem bize neymiş, Suriye'de Irak'ta ya da bilmem nerede insanlar boğazlanıyor ve derelerboyu kan akıtılıyormuş. Bu terör örgütleri AKP'nin kankası olup bunlara her türlü silah, yiyecek, barınacak olanaklar sunulması ve 2013 yılı toplanan vergilerin tamamına yakını kadar parasal yardımın da yapılmaması bizi ilgilendirmemeli cin çakmak olup çıkmamalıyız. Daha doğrusu hüzün şenliğimizin içinde fütüvvet şeyhi gibi yuvarlanıp gitmeliyiz ki, kimsenin tavuğuna kış dememek felsefemiz olsun…

Ha bu arada çalan çırpanlar başımızda karakuş gibi dolanıyorlarsa buna da kafa takmaya gerek yok. Ne diyor himmetli ve hürmetli halkımız: "Bal tutan parmağını yalar", "Çalmayan mı var", "Çalıyor çalıyor da iş de yapıyor". Bu sözler karşısında donup kalsak mı bilemedik ama ne diyelim yine de biz hüzünlü şenliğimize baksak iyi olacak.

Ah bu büyük büyük filozoflar yok mu bizlerin kanına girmişler. Size kim dedi, "böyle gelmiş böyle gitmez", "Her şey değişip akmada bu beni hayran bırakmada" diye bir kütüphane dolusu laf edip yüreğimize kor ateşler salın diye? Ne güzel bir Recep gelip, bin Recep gidecek rahat rahat devletlü olup zenginlikleri arşı alaya çıkacakken bizler kalkıp tekerlerine çomak sokuyor, halkın aklını karıştırarak kral çıplak diye bağırarak alışılmışı bozmak için uğraşıyoruz niye?

Eee bir kez kanımıza haksızlığa karşı çıkmak virüsü girmiş ya, şenlikli hüzün de bizi kesmez. Eşyayı adıyla çağıracak, öyle yarım yamalak değil, hakkıyla bir mücadele örgütleyerek halkın gözünde bir seçenek olmayı başaracağız. Öteden beri komşunun tavuğunu kaz görme kıskançlığı ile aklımızı boğup dururuz ya, bu illetten de bir an önce kurtulmalı ve işimize bakmalıyız.

Madem sosyalistiz, madem gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan ekmek gül ve hürriyet günleri için savaşıyoruz, o zaman Ekmeleddin Bey'i de es geçelim demiyorum ama bu kadar da yeri yerinden oynatmayalım.

İşimize gücümüze bakar ve tartışmasız bir sosyalist örgütlülük yaratırsak o denli etkili olur ve toplumun karşısına da o güvenle çıkarız…
 

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

SOMA MADEN FACİASI VE SİSTEM

Ayşe Kaygusuz

Fotoğraflar da çok şey anlatır. Hem de harflerin, sözcüklerin anlatamadığı kadar çok ve derin. 

Gözlerden beyine nakledilirken görüntüler, insan boğazına düğümlenen acı, yoksulluk, çaresizlik ve onurlu yaşamlar gibi.

Mayıs ayı Kitle 141 sayısının arka kapağının tamamını fotoğrafların dili ile yorumsuz yayımladığımız Soma faciası da böyle bir anlatım. 

Türkiye’nin en büyük maden kazası olarak tarihe geçen Soma maden faciasının, resmi açıklaması, “13 Mayıs 2014 Soma Kömür madeninde vardiya değişimi sırasında, 787 işçinin bulunduğu maden giriş kısmının 400 metre altında, saat 15.10 civarında elektrik panosundan kaynaklandığı düşünülen bir yangın çıktı.

Ölen işçi sayısı 301, yaralı olarak kurtulanların sayısı 485…” diye yapılmış olsa da aynı maden ocağında yaralı olarak kurtulan işçilerin anlatımlarına göre, ölen işçi sayının açıklanandan daha fazla olduğudur. Resmi yetkililer gerçek bilgileri, kazanın çıkış nedenini halka açıklamamış, ölen işçi sayısı arttıkça halkın vereceği tepkilerden korkmuşlardır. Açıklamada, “kazanın yaşandığı an itibarıyla Manisa 112 Komuta Kontrol Merkezine ilk çağrı düştükten hemen sonra acil sağlık ve kurtarma ekipleri olay yerine ulaştı”ğı söylenmiş olmasına karşın, maden kazaları ve kurtarma konusunda uzman olan Zonguldak maden işçilerinden oluşan kurtarma ekibini her ne hikmetse ocağa sokmamışlardır. 

Soma maden ocağı, her doğal zenginliğimiz, maddi değerlerimiz gibi AKP tarafından yandaşlarına, iktidarda kalma uğruna peşkeş çekilmiş, sonra da yandaşlarının işini kolaylaştırmak için torba yasalarıyla kanunlar çıkarmış, taşeronlaşmayı meşrulaştırmıştır. Bu özelleştirmeler-taşeronlaştırmalar sonucu, işçi sağlığı ve iş güvenliği ortadan kaldırılmıştır. Mevcut olan kapsamı daraltılmış iş güvencesi ise işlevsiz haldedir. Sonuç; Soma maden ocaklarının sahibi AKP’nin milletvekilleri, onların yalaka ve işçinin sırtından geçinen müdürleri ve işletmeyi denetliyorum deyip çalışmaya uygundur raporu veren devlet-hükümet, elbirliğiyle katliamı hazırlayan katillerdir. Savcılıkta ifade veren Soma maden işçisi Nihat Çelik’in şu sözleri sömürünün gidişatını yeteri kadar açıklamakta sanırım.

"Madencilikte her şey prim, aşağıda bizi sıkıştırıyorlar, baskıyla çalıştırıyorlar bizi. Kömür fazla çıktığında amirlere prim yazılıyor. Sıcak kömür olduğuna dair itirazımız dikkate alınsaydı zaiyat bu kadar çok olmayabilirdi.” Diyen Nihat Çelik, "Genel Müdürümüzün eşi AK Parti'den İl Genel Meclis Üyesi" diye, eklemeyi de ihmal etmiyor.

Kazadan aylar önce TBMM'sinde Soma Maden Ocakları için Manisa milletvekilleri tarafından verilen iki ayrı önergenin AKP oylarıyla reddedilmiş olmasıysa yürütülen yolsuzlukların açığa çıkmasının engellenmesidir. 

AKP seçim öncesi, bir ekmek için ölümü göze alarak metrelerce yeraltına inen işçiye, “oyunuzu AKP’ye vereceksiniz yoksa ocakta tadilat var, der ocağı kapatırız” diye insanları işsiz bırakmayla tehdit etmiştir. AKP Hükümetinin seçmenine bedava dağıttığı kömür yine o işçinin emeği, alın teri ve canıdır. O işçi ki yerin altında birkaç dakika belki saniyeler sonra öleceğini bilmesi, acıyı akıl almaz bir acıyı yaşayarak can vermiş ve geride kalanlarına başka başka acılar yaşatmıştır.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Devletin bütün imkânları seferber olsun.” demiş, çevre ilçelerden ‘tabut’ toplamak için kamyonetler seferber olmuştur. Kendisi olay yerine geldiğinde "güvenlik amaçlı" tedbirler diye kurtarma çalışması yavaşlatılmış bazı bölümlerde durdurulmuştur. Cenazeler meyve ve sebze soğutma depolarına taşınmıştır. Devletin kepçeleri sıra sıra mezarlar kazmıştır. Sonrasında devletin camilerinde ölen işçiler için dualar okutmuşlardır. Yani devlet iş başındadır.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan konuşmasında; “Bakın dünyanın pek çok ülkesinde de benzer kazalar yaşanmıştır. İşçiyseniz iş kazalarını da ölmeyi de kabul etmiş bulunuyorsunuz. Bu işin fıtratında var.” demiş, dünyanın hiçbir ülkesinde bizde olduğu gibi bir çalışma koşulları-ölümler olmadığı için 100 yıl geriye giderek örnekler vermeye çalışmıştır. Olay yerinde ise protesto ile karşılaşınca markete sığınmış ve sığındığı markette bir gence tekme tokat girişerek iç yüzünü-iktidar hırsını açığa çıkarmıştır. Sonrasında maden faciasını protesto için yürüyüş yapan işçilere ve halka polis biber gazıyla müdahale etmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in konuşması ancak iki gün sonra sadece rahatsızlığı dolayısıyla olay yerine gidemediğini söylemek olmuştur. Bir gazetecinin, “istifa edecek misiniz?” sorusuna, “Şimdi bunu düşünmenin zamanı değil” diyerek kendi makamını korumaya seçmiştir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ise istifa etmek bir yana gerçekleri açıklamaktan özellikle sakınarak, kemli kümlü konuşmalarla süreci geçiştirmeye gitmiştir. Kayıt dışı çalışanların, 18 yaşında olanlar ve Suriye’li işçilerinde olduğu söylenen Soma maden faciasında daha ölen işçiler kaldırılmadan, yaralar sarılmadan, acı içindeki insanlara, işletme kendini korumak ve ölen işçilerin yakınlarının şikâyetlerini, hak taleplerini ortadan kaldırmak için boş kâğıtlar imzalatılmaya çalışılmıştır. 

Burda asıl önemli olan ve bilmemiz gereken açgözlü kapitalist-emperyalist zihniyetin iş başında olduğudur. Kendi çıkarlarını korumak ve daha çok, daha çok kazanmak için hırsla, insan etinden, kanından, canından beslenmekte ve bu konuda sınır tanımamakta olduğudur. Devlet- hükümet sermaye ilişkisi dostluğundan doğan, firmaların-şirketlerin üzerindeki denetimin azalması, iş güvenlik yatırımının yapılmaması maliyeti azaltırken, işçileri zor çalışma koşullarında çalışmak zorunda bırakmaktadır. Üstelik hızla büyüyen işsizliğin sonucu olarak, bu koşullarda çalışmayı kabul edecek işçilerin çok olması, sermayenin kazanmaya yönelik uygulamalarında, rahat bir sömürü keyfiyeti vermektedir.

Eğer işçi sendikaları ve biz sosyalistler, insanlara sınıf bilincini gerektiği kadar anlatıp, sınıf bilinciyle örgütlenebilseydik, bugün yaşananların sonuçları-toplumsal olarak göstereceğimiz tepkiler, vereceğimiz yanıtlar çok daha başka olacaktı. Ya da bu kazalar bu kadar ağır boyutlarda yaşanmayacaktı. Bu nedenledir ki sınıfsal örgütlülük önemlidir. İnsan onuruna yaraşır bir çalışma ve yaşama düzeni, kapitalist- emperyalist sistemin insanlara sunacağı bir şey değildir. 

Eşit özgür ve insanca bir yaşam düşleyenler, bu düzenin dayattığı ayrışmalara düşmeden, çıkar ilişkilerine sapmadan, sınıf bilinci ile sadece ve sadece emek eksenli sınıfsal bir mücadeleyi hedeflemeliyiz ki bu, insan etinden, kanından, canından beslenen kapitalist/emperyalist sonunu getirelim. 

Onurlu insanlar düşen, emeğiyle yaşayan insanlara düşen, sınıf bilincini geliştirmek-yaymak ve örgütlenmektir. 

İşte o zaman İnsan onuruna yaraşır bir yaşamın, sosyalizmin kapıları aralanacaktır.

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

SINIFSAL İÇGÜDÜ ÜZERİNE İKİ NOT

İDRİS KÖYLÜ

(AZ GELİŞMİŞLİĞİN KAPİTALİZMİ Mİ, KAPİTALİZMİN AZ GELİŞMİŞLİĞİ Mİ?)

Soma kömür madenindeki sonucu önceden kestirilebilen kitlesel katliamın dördüncü günü biterken, yazılı ve görsel medyada haberler, yorumlar, açık oturumlar birbirini izledi. Toplumsal “acıma algısının yaratılmasında” medyanın oldukça başarılı olduğu teslim edilmelidir. Oğlunu, eşini, yakınını kaybedenlerin acıları sömürünün sarmalında bir görselliğe dönüşüyor, en muhalif olanların tepkileri, olayı duyurma biçimleri ve yorumları bile “işverenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığının” ötesine geçmiyor. Katliama duyulan tepkinin yarattığı iktidara yönelik öfke iktidar sahipleri tarafından tekme-tokatla karşılık bulurken resmi güçler yine biber gazlarıyla, tomalarıyla acılı insanların içgüdüsel tepkilerine göz açtırmıyor. İktidarın resmi güçleri olay yerini, maden ocağı çevresini kuşatıp kuş uçurmazken, gerici güruh katliamda yaşamlarını yitirenlerin yanında yer almaya gelen aydınları kuşatıyor. Sakallı, sarıklı, cüppeli yandaşlar sözüm ona öfkeli kalabalığı “dua edelim” diyerek teskin etmeye çalışıyor. Medyanın olayı veriş biçimi ve izlediklerimiz aşağı yukarı bunlar.

“Muhalif tepki” olayı protestocu genci tokatlayan, bir başka protestocuyu “başbakanı yuhalarsan tokadı yersin” diye tehdit eden başbakan ile sokakta alenen bir göstericiyi tekme tokat döven müsteşarının “ tahammülsüzlüğüne” bağlıyor. Belki görünenin açıklanması “medya mantığı” diye geçiştirilebilir ancak durum sadece olayı tiraja çevirmeye çalışan medyada görülmüyor, “sol” olma iddiasındaki yaklaşımlar da bundan farklı değil. “Ah şu Tayyip bir gitse her şey düzelecek”… Sorunu “Tayyip sorununa” indirgeyen “sol” olma iddiasındaki küçük burjuva kafa kapitalist sistem içinde olayı değerlendirmek ve çözüm önermek yerine, sorunu sistemin görevlilerinin tahammülsüzlüğüne indirgemekle sistemin övgüsünü de hak ediyor. Hatta bu bakış açısının sahipleri “Tayyip'ten kurtulma adına” bir CHP- MHP ittifakını da olası en yakın çözüm olarak görmektedirler. Yağmurdan kaçanların doluya tutulmaları halinde başkaca hangi harika çözümler üretecekleri ve önerecekleri de şimdiden merak konusudur.

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:
 

AK PARTİ Mİ? AKP Mİ?

Rahmi Yıldırım


Çifte standarttan, oportünizmden, ikiyüzlülükten arınmış bir siyasetçi görmek kısmet olmayacak anlaşılan.

Başbakan Erdoğan da çifte standart ve oportünizmden yana eskileri aratmadı, aratmıyor. Eskilerden farkı, bir de ağzının bozuk olması. Bir farkı da devleti bunca yıldır yönetmesine karşın olgunlaşmaması ve hoşgörüsüzlükten yana eskileri fersah fersah geride bırakması.

Partisinin kapalı toplantılarında bendelerine nasıl hitap ettiği bir yana, açık kamusal toplantılarda öyle laflar etti ki, ömrünün sonuna kadar peşini bırakmaz, yakasından düşmez.

Almanya’daki toplantıda, parasını yeşil dolandırıcılara kaptırmaktan yakınan işçi için “Çağırın şu sahtekârı, ne diyor?” demişti.

Mersin’de tarım politikalarından yakınan çiftçiyi “Lan terbiyesizlik yapma, ananı al git!” diye azarlayıp dövmekten beter etmişti.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarında görüntü almak isteyen muhabiri “Terbiyesizlik edepsizlik etme!” diye azarlamıştı.

Daha neler neler...

En ufak eleştiri sahibine ya “edepsiz” dedi ya da “çirkin”.

Sözlüklerde edep, “terbiye, kibarlık, utanma” diye açıklanıyor. Edepsizlik ise, utanılacak işleri sıkılmadan yapmak diye anlatılıyor. 

Yani öyle geçiştirilecek hafiflikte bir hakaret değil.

Bir keresinde dilinin altında bakla bırakmadı, “edepsizlik” eşiğini de aştı. TBMM’de Kemal Abi’sine eleştiride bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a “İddiasını ispatlamayan... Oraya işte ben üç tane nokta koyuyorum!” diye karşılık verince Baykal’ı da çileden çıkardı. Günler geçmiş Baykal’ın öfkesi geçmemişti. Üç gün sonra Baykal da dilini serbest bırakıp, “O üç nokta, Başbakan'ın yakasında yerini almıştır. Onu, uygun görüyorsa, yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir. Ben yakasına koydum” deyince Tayyip Erdoğan suskun kalmıştı.
 

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

CUMHURBAŞKANI KİM OLSUN?

Yediden yetmişe herkes Recep Tayyip Erdoğan'dan yaka silktiği, sözümona toplum mühendisliğini kendilerine vehmedenler de bunu bildikleri için Ekmeleddin İhsanoğlu'nu önerdiler ve CHP bu öneriye yattı sonuçta da Ekmeleddin İhsanoğlu CHP ve MHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklandı.

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun açıklanması ile birlikte her taraftan eleştiriler de gelmeye başladı. Bu eleştirileri çeşitli katagorilere ayırabiliriz.

Birincisi; CHP içinden gelen eleştiriler. Bu eleştirilerin sahipleri ne kadar Atatürkçü'dür bilemiyoruz ama CHP'nin bunların elinde küçüle küçüle ne uzayan ne de kısalan bir parti haline geldiğini iyi biliyoruz. Şöyle de diyebiliriz, bu görüşteki kimseler nasıl olsa Atatürk'ün adıyla bize %20'nin altında bir oy çıkmaz diye düşündükleri için fazladan emek harcamaya da gerek yoktur görüşünde olanlar.

İkincisi; bir dönemlerini farklı sol ve sosyalist örgütlerde geçirip de şimdilerde solcu ve sosyalistlerin son durağının CHP olduğunu düşünüp CHP'nin tırnak içinde Marksist/Leninist kanadını oluşturanlar.

Üçüncüsü; Farklı sol ve sosyalist örgütlerde oldukları halde gizli CHP'liliğini devam ettirenler.

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

EMEP, HDP’den çekildiğini açıkladı

“Demokrasi talepleri etrafında oluşacak güç birliği ve ittifaklar” olduğunu savunan EMEP, HDP’nin kitle partisi olarak yeniden örgütlemesini doğru bulmadığını açıklayarak HDP’den çekildiğini açıkladı.

Emek Partisi (EMEP) Genel Yönetim Kurulu, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) çekildiğini açıkladı.

EMEP, yaptığı yazılı açıklamada, “Partimiz emek ve demokrasi güçlerinin mücadele birliğinin ideolojik bir kitle partisi formunda bir araya gelinerek sağlanamayacağını savunmuştur. Böyle bir kitle partisinde her şeyden önce ‘program sorunu’ öne çıkacak ve doğası gereği ideolojik, siyasi farklılıklar birleşmenin önünde başlıca engel oluşturacaktır” dedi.

EMEP, “HDP’ye katılmama kararı almıştır. Partimiz, mevcut koşullarda, emek, barış ve demokrasi güçleriyle olan ittifakını, ortak mücadele tutumu ve sorumluluğunu HDK içerisinde yer alarak devam ettirecektir” dedi.

EMEP, Haziran 2011 seçimlerinde İstanbul 3. Bölge’den milletvekili seçilen eski genel başkanları Levent Tüzel’in, HDP grubunda Meclis çalışmalarını sürdürmeye devam edeceğini de bildirdi.

Emek Partisi’nin açıklaması şöyle:

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

ÇEVİR GAZ YANMASIN

Kapitalist moderniteye karşı demokratik moderniteymiş. Ne demişler uydur uydur söyle. Nasıl olsa bu sözlerden esinlenip başına cin peri yığacak çuvalla adam var bu memlekette. Çuvalla diyorum, çünkü belki biraz bu sayı az olsa, her denilen de keramet aramayıp uyarıcı karşı çıkışlarda yapacaklar ya nerde? Çuval çuval adamlar ortalığa dökülmüşler "Önder"in nasıl bir akıl küpü olduğunu kanıtlamakla meşguller. 

Engin görüşlerden şu Mezopotamya düzlüğüne rahmet saçar gibi hevesler saçacaklar ya olmuyor işte. Sonuçta gerçekler gelip insanın karşısına çıkıveriyor. Bu yüzden de bin dereden su getirmenin ne anlamı kalıyor ne de yararı oluyor. Abdullah Öcalan; "Kapitalist Moderniteye Karşı Demokratik Modernite-III" yazısında tam da yukarıda söylemeye çalıştıklarımızı söylemiş. Yani ilham vermiş çuvalla insana. Yazıdan bir alıntı yapalım.

"Tarihe kulak kabartıldığında Dicle-Fırat vadilerinde, Verimli Hilal’de 15000 yıllık neolitik çağın, 5000 yıllık merkezi uygarlığın, son 200 yıllık modernite kültürünün çağrıştırdığı hep bütünlüklü siyasal oluşumlardır. Sümer, Akad, Babil, Guti, Asur, Hurri, Mitani, Urartu, Hitit, Med, Pers, Helen, Sasani, Bizans, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Moğol, Osmanlı adlarındaki merkezi siyasi otoritelerle karşıtları olarak hep var olan aynı veya farklı adlarla oluşan demokratik otoriter hep bütünlüklü siyasi oluşumlardır. Zaten neolitik çağın anaerkil otoritesi ayrılık bilmez, kölelik tanımaz, eşit ve doğal ahlaki ve politik oluşumların hassıydı. Son iki yüz yılın Avrupa merkezli parçalı ve çatışmalı ulus-devlet provokasyonları bu uzun tarihi süreç içinde küçük bir ayrıntıdır.

 

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

İKİ DEVLET 'ÜÇER PARÇA' VE 'APOCU PROGRAM' ÜZERİNE

İnsanoğlu bir kafa takmaya görsün, taktığı ne varsa ve kendisini nasıl koşullandırmışsa söyledikleri kendisine doğru geliyor. Veysi Sarısözen 15 Haziran günü bir yazı yazmış. Yazdığı yazının bilimsel bir yanı var mı diye soruyorsanız bizce yok. Bu yazı sadece Türkiye'nin egemenlerine sesleniyor ve bakın Irak nasıl iki devlet görünümünden çıkmış üç parçaya bölünmüşse, bu bölünüşte de etnik ve inanç gerçeği bölünmenin nedeni olmuşsa aynı etnik ve inanç farklılıkları Türkiye'de de var. Türkiye'de tıpkı Irak gibi bölünebilir, bizim söylediklerimize kulak verirseniz belki bölünmezsiniz demeye getiren bir yazı yazmış. Bu yazıdan alıntılar yaparak görüşlerimizi dile getireceğiz.

"Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm Güney sınırında iki devlet, artık “üçer parçaya” bölünmüş durumda. Irak ve Suriye’deki asıl gerçek “IŞİD nedir, ne değildir” değil, işte bu gerçektir.

Bu “üçer parçaya bölünmenin” özneleri bu iki ülkede ne ise, Türkiye’de de o.
Yani “Kürtler, Sünniler ve Aleviler”...

O halde, şimdi herkes, kafacığını iki elinin arasına alsın ve düşünsün: Bu iki ülke, Türkiye’de de var olan “üç farklı etnisite ve mezhep” temelinde bölünüyorsa, Türkiye’nin de benzer bir şekilde “bölünmesine” yol açacak olan “kaostan” kurtulması nasıl mümkün olacak?

Aynı devlet sınırları içinde bölünen Irak ve Suriye toplumlarının arasındaki “düşmanlaşmanın” tüm bölgeyi yıkıma sürükleyecek olan kanlı sonuçlarından nasıl bir çıkış yolu bulunacak?

İşte şimdi sorulacak olan sorular bunlardır.

Ama daha önemli soru ise şudur: AKP’nin, CHP’nin, HDP dışında kalan solun, liberallerin, Müslümanların, Alevilerin ve PKK dışında kalan Kürtlerin bu sorulara ikna edici yanıtları var mı? yok…" Diyor.

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

"İSRAİL DÖLÜ"

Bizim ülkemizdeki yönetimin dünyada bir örneği daha yoktur. Recep Tayyip Erdoğan Soma'ya gitti. Protesto edileceği gün gibi ortadaydı. 

Ocakta 800 kişiye yakın insan kalmıştı. Bunların önemli bir bölümü çıkarılmış ve yaşamlarını yitirmiş olmalarına karşın resmiyet yalan söylüyordu. Utanmasalar Soma defterini kapatacaklar, işçileri betona çakıp ocakta bırakarak ölen kalan belli olmayacak unutulup gideceklerdi. Bu gerçeği madenci aileleri biliyordu, bu yüzden de toplanmışlar Başbakan'ı protesto ediyorlardı. Ortalık özel korumadan, özel harekat personelinden, polisten ve askerden geçilmiyordu. Başbakan kendisini protesto eden madencinin üzerine yürüdü. "Başbakan'a yuh çekersen tokadı da yersin" diyerek tekme tokat girişebiliyor ve de protestocuya "İsrail dölü" diyerek oradaki kalabalığın arasından zor ayrılarak bir marketin manav bölümüne sığınmak zorunda kalıyordu. 

Benzer akıl almaz saldırı bizzat Başbakan tarafından orada da gerçekleştiriliyor ve Recep Tayyip Erdoğan'ın nasıl bir ruh halinde olduğunu dünya alem bir güzel görüyordu.


YAZININ TAMAMI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

 "SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR,

KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


SİTEDEN mp3 DİNLE

SİZLER İÇİN DÜNYA DEVRİM ŞARKILARI DAHİL OLMAK ÜZERE

TOPLAM 75 ADET

mp3 EKLEDİK

ŞARKILARI, BİLGİSAYARINIZA İNDİREBİLİRSİNİZ.