PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

(Partili yoldaşlarımızın bilgisine: Eklemeyi unuttuğumuz yoldaşlarımız var ise, tsip15161974@gmail.com yada  0 216 337 82 10 no'lu telefon'dan bize bildiriniz.)


YAŞASIN 1 MAYIS

YAŞASIN DİSK

YAŞASIN TSİP

YAŞASIN SOSYALİZM


44. YILINDA

SOSYALİZM YOLUNDA

YAŞASIN 15-16 HAZİRAN

YAŞASIN SOSYALİZM

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

FAŞİZME KARŞI,

DEMOKRASİ.

 SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI,

SOSYALİZM.

 

Son Güncelleme 23-04-2019 23:51

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir


TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी


PRchecker.info

YAYINLARIMIZIN

EKİM - KASIM 2018

SAYILARI ÇIKTI

SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


 

Görüntünün olası içeriÄ?i: 1 kiÅ?i, yazı


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ / Turgut Koçak
ZAMAN BİZİ HAKLI ÇIKARMIŞTIR / A.Emel ENGİN:
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
12 EYLÜL ÖNCESİ AFİŞLERİ
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
PARTİMİZE BAĞIŞ YAPAR MISINIZ?

ÇOK İLGİNÇ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 NİSAN 2019

İçişleri Bakanı Çubuk/Akkuzulu Köyü’nde yaşananları değerlendirdi ve suçlunun Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP olduğunda karar kıldı. Cenaze törenine geleceğini söylediydi söylemediydi demesi bir yana öyle sözler etti ki değil ülkede şiddet olaylarını bitirmek daha da körükledi. İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan bir kişi sorumlu davranması ve söylediği sözleri ölçüp biçmesi gerekirdi gerekmesine de onun böyle bir derdinin olmadığı bir kez daha anlaşılmış oldu.

Neymiş efendim; CHP terör örgütünü destekleyen HDP ile arasına gerekli çizgiyi koymuyormuş. Bu yüzden de halk galeyana gelip olay çıkarıyormuş. HDP, şu an mecliste grubu olan bir parti. Seçimlere girdiği kimi yerlerde ise aldığı oy oranı AKP’yi neredeyse 3’e dörde katlıyor. Hile ile elinden alınan yerlerin olduğunu da dikkate alırsak bu partinin ülke gerçeğinde yerini ve ağırlığını biliyoruz. Bu yüzden de bir İçişleri Bakanı bilerek ve isteyerek hedef gösteremez. Eğer gösterirse bu da ülkede onca kırılmış dökülmüş yasaları bile dikkate almadığını gösterir. İşte o zaman da o ülkede orman kanunu işler ve gücü gücü yetene anlayışının egemen olduğu faşist bir sistem var demektir. Hem arkadaş, ülkemizde güvenlik güçlerinin tutum ve davranışlarına bakıp da insanın içinin kararmaması olası mı? Gebze Cezaevi önünde bekleyen ve açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerin annelerine polisin nasıl davrandığını gördünüz mü, gördüyseniz böyle bir tutumu bu toplumun vicdan sahibi insanlarına nasıl açıklayabilirsiniz? Açıklayamazsınız, açıklayamadığınız için de daha da zalimleşmekten başka bir çıkar yolunuz da yoktur.

Şimdi gelelim Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıya. Bu saldırıyı kim neyi nasıl düşünür söylerse söylesin olağanmış gibi gösteremez. Göstermeye kalkarsa eğer o kişi ve kişiler gerçekte bu ülkenin en büyük düşmanlarıdır. Hiç sormayacak mıyız, bu kendinden geçmiş salyalı adamları kim ya da kimler örgütleyip sahaya sürmüşlerdir? Bir kadının kafası kadar taşları kucaklayıp kucaklayıp Kılıçdaroğlu’nun makam aracına ve diğer araçlara patır kütür indirmesi sizce çok mu olağandır. Ya da yine bu kadının Kılıçdaroğlu’nun alındığı evin çevresine toplanan kalabalığa “Bu evi yakın” diye ciyak ciyak bağırması da mı sizleri düşündürmüyor hiç?

Sonra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın konuşmasına ne demeli. Neymiş efendim güruh gereken yerlere gereken mesajı vermişmiş. Sayın Hulusi Akar bu halinle tıpkı Zekeriya Öz görüntüsü veriyorsun, hiç ama hiç unutma olmaz mı? Bugün seni destekler gibi görünenlere yaslanarak ettiğin bu sözlerin gerçekler ortaya çıktığında hiç mi hiçbir anlama olmayacak biliyor musun?

Yetkililer gerekli güvenlik tedbirlerinin alındığını söylüyorlar. Bu güvenlik tedbirleri kim için alınmış acaba? Ya da Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının oraya geleceği bilindiği için mi yollar izler kontrol noktaları ve bidonlarla donatılmış? Ya da ne bileyim bu tedbirler alındığı için mi bu olaylar yaşanmış.

İşin bir de yasal yanına gelelim. Çubuk Cumhuriyet Savcısı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın başlattığı soruşturmalar sonrası ortaya ne çıktı dersiniz? Şu an 1 kişi sorgulanmak üzere gözaltındaymış o da Kılıçdaroğlu’na yumruk atan ve Sivrihisar’da yakalanıp getirilen kişi. Diğer alınanların hepsi bırakılmış. Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırılarda kim ne rolü üstlenmiş bu kadar belli iken ve sayıları da öyle 10-15 kişi ile açıklanacak gibi değilken nasıl olmaktadır da yargı aşaması bu şekilde uygulanır, anlaşılan bir yanı var mıdır? O taşların birisini atıp diğerine koşan ve “yakın bu evi” diyen kadın acaba şimdi içerde midir? Değilse silahlı, tüfekli, AKP bayrakları ve flamaları ile resim çektiren bu kadın neyin nesidir ki hakkında gerekli işlemin yapılmasından uzak durulmaktadır?

Ey Hulusi Akar, Ey karanlıktan ve puslu havalardan kazanç çıkarmak isteyen Devlet Bahçeli sahi siz neyin nesisiniz? Devlet görevlisi ve yetkilisi olarak ne kadar cürümünüz var? Ya da ne bileyim siz öyle biri misiniz?

İsterseniz o evin önünde yaşananlardan ders almayı deneyin bir. Belki o zaman karattığınız vicdanlarınızın en dibinde bir ışık bulabilme olanağınız olur. Peki, siz öyleyken Emniyet Genel Müdürü Celal UZUNKAYA kalabalığa “beni linç etmeden İçeri giremezsiniz” diyebiliyor da sizler niçin gerçeğin çok ama çok dışında yaşayan biri gibi davranmayı kendinize ilke edinmişsiniz, bir yanıtınız var mı?

Uzatmayalım, ülkemizde yaşananlar faşist anlayışın bir gerçeğidir. Bu anlayışın karşısında yer almak da ilericilerin, devrimcilerin, demokratların, sosyalistlerin görevidir.

Bilelim de tarihi yanlış yorumlayanlara ve kendilerine yontanlara fırsat vermeyelim.
 

 

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:   HALK DÜŞMANLARI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 NİSAN 2019

Bahçeli, CHP Genel Başkanı’nı kast ederek diyor ki sen yüzde 9 oy aldığın yere nasıl gidersin? Şimdi bizler de Bahçeliye sormayı kendimizde hak sayıyoruz. Madem düşük oy alanlar durumları gereği bir yere gidemeyecekler, acaba sizce böyle bir rejimin adı nedir? Onu da geçtik sizin yüzde 2 bile oy alamadığınız o kadar çok yer var ki siz bu durumda oralara gitme hakkını kendinizde niye ve nasıl görüyorsunuz?

Aslında Bahçeli’nin bu yaklaşımı tam anlamıyla hemen herkesin can güvenliğini tehdit anlamına gelir. Bu yüzden de bu sözü söyleyen birisinin geldiği noktayı anlatmak açısından da oldukça önemlidir. Sanırız Bahçeli parti tabanının kaydığını en yakından bilen kişi olduğu için bu kan kaybını durdurmak çabası içindedir. Bu kaybı durduracak Bahçeli’nin başka bir özelliği söz konusu olmadığı için o da saflarında bulunan ülkücüleri başkalarına düşmanlaştırarak ve üzerlerine sürerek suç işletip saflarında tutmak gayretindedir.

Gerçi Türkiye bu kontrgerilla ayaklarıyla ülke evlatlarının birbirine kırdırılmasını 12 Eylül 1980 öncesi yaşamıştır yaşamasına da sanırız Bahçeli gibiler bu ülkenin insanlarının hafızalarını çok hafife almayı sürdürmektedir niyeyse?

Ne demek istediğimi siz anladınız artık.



Görüntünün olası içeriÄ?i: Serhat Ã?akın, gülümsüyor, selfie ve yakın çekim

SERHAT ÇAKIN'DAN "HAFTALIK" DEĞERLENDİRMELER:

13 - 20 NİSAN 2019

1- Seçimler sonuçlandıktan sonra İstanbul’u muhalefete, CHP’ye kaptırmak istemeyen AKP, İstanbul’da seçim sonuçlarını kabul etmeyip, MHP ile birlikte seçim sonuçlarına itiraz edip Maltepe’de oy torbalarındaki oyları defalarca saydırtmasına rağmen CHP lehine (13.900) olan sonuç değişmedi.

Bunun üzerine CHP ve İmamoğlu’nun seçimi kazandığı kabul edilip belediye başkanlığı mazbatası YSK tarafından kendisine verildi; ancak AKP ve MHP, olağanüstü itiraz süresi içinde olağanüstü itirazlarını YSK’ya yapmaktan kaçınmayarak İstanbul’da sonucu kendi lehlerine değiştirmek için şanslarını zorlamaktan kaçınmıyorlar.

Bu itirazın sonucu da bu ayın sonuna kadar açıklanır.

YSK’nın mazbatanın verilmesini bu kadar geciktirmesi her şeyden önce yasalara aykırı olduğu gibi; demokrasiye ve halkın iradesine de aykırıdır.

Ancak halkın ve muhalefetin sakin ama kararlı iradesiyle mazbata İmamoğlu’na verilmiştir.

Böylece muhalefet, AKP ve saray yönetimine karşı psikolojik savaşı kazanmıştır.

AKP Yönetimi, MHP ile birlikte bu şekilde mazbatanın verilmesini geciktirerek sadece muhalefete karşı psikolojik bir savaş yapmamış; aynı zamanda zaman kazanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluk ve usulsüzlük dosyalarını kaçırmaya ve imha etmeye çalışmıştır.

Bunun yanı sıra İstanbul’da seçimlerin tekrarı yoluyla az da olsa kazanma ihtimali üzerine oynamak istemişlerdir.

Ancak seçimlerin İstanbul’da yenilenmesinin CHP ve İmamoğlu’nun oylarının daha fazla artması olasılığının giderek güçlenmesi ve bu durumum AKP’deki çözülmeyi daha fazla arttırıp hızlandırması düşüncesinin güç kazanması İstanbul’da yeniden seçime gidilmesini iktidar açısından giderek zorlaştırmaktadır.

Nitekim seçimlerden sonra AKP içinden yapılan açıklamalarla AKP’nin kimi hatalı uygulamalarının eleştirilmesi, 2017 referandumuyla yürürlüğe giren Başkanlık Sistemi’ne yönelik eleştiriler bunu ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra sermaye sınıfı da seçimlerin tekrarlanmasını istemeyip ekonomik istikrarın sağlanmasına öncelik verilmesini istemektedir.

Ayrıca seçimlerin tekrarlanmasının dövizin değerinde daha hızlı bir artışa yol açması sonucu enflasyonu ve dış ticaret açığını daha çok körüklemesi ve ekonomik dengelerin daha fazla bozulmasına yol açması da muhtemeldir.

Bu gelişmeler, AKP’nin ve sarayın İstanbul’da seçimleri iptal ettirip yeniden yerel seçime gitmekten vazgeçmelerine neden olabilir.

Nitekim cumhurbaşkanının artık seçimlerle uğraşılmaması ve seçimlerin gündemden düşmesi gerektiğini belirtmesi bunu ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra cumhurbaşkanının söylemini yumuşatıp
82 milyonun birlikte hareket etmesinden bahsetmesi gerektiğini söylemesi de seçim öncesi ve seçimler sırasındaki beka söyleminin, sert söylemlerin kendisine ve partisine bir yarar getirmediğini, partisini zayıflattığını fark etmesinin bir sonucudur. Bu yüzden son günlerde taktik değiştirmektedir.

Bunların yanında önümüzdeki günlerde ekonomik sıkışıklığın ve sorunların daha çok artması, dış politikadaki artan sıkışıklık, partisindeki ve yandaş sendikalar olan Memur-Sen ve Hak-İş Sendikalarındaki çözülmeler de onu bu yola itmektedir.

Öte yandan AKP ve saray yönetimi, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin çalışmalarını zorlaştırmak için her türlü yolu denemekten de kaçınmamakta; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzlukların ortaya çıkmaması için mahkemeye başvurarak mahkemeden yürütmenin durdurulması kararı yoluyla İmamoğlu’nun veri tabanı açıklamasını engellemeye çalışmaktadır.

Bunun yanında muhalefete bıraktığı diğer şehirlerde de belediyeyle ilgili ekonomik ve mali bilgilerin şeffaflık politikası çerçevesinde halka açıklanmasına engel olmaya çalışmaktadır.

Çünkü AKP’nin bıraktığı belediyeler borç içindedir ve bu belediyelerde pek çok usulsüz harcamalar yapılmıştır ve bunların açığa çıkartılması istenmemektedir.

Nitekim son günlerde Çanakkale Bayramiç’te eski AKP’li Belediyenin bıraktığı borçların yeni CHP’li belediye tarafından billboardlarda halka ilan edilmesinden sonra geceleyin billboardların ve bu afişlerin kimliği belirsiz kişilerce tahrip edilmesi bunun bir kanıtıdır.

*********

2- Seçimlerden sonra enflasyondaki artış hızlanarak devam ediyor. Özellikle gıda fiyatlarındaki artış kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.

Türkiye, girdi maliyetlerinin yükselmesi sonucu tarımsal üretimin arttırılamaması nedeniyle patates fiyatındaki artışta dünya ikinciliğine yükselmiş durumda.

Bunun yanı sıra üretim yeterli olmadığı için arpa, soya fasulyesi, ayçiçeği ve kolza ithal edilmek zorunda kalındı; soğan ve çay da yeterlilik düştü.

Bunun yanı sıra Merkez Bankasının dolar ve enflasyon tahmininin yükselmesi, enflasyondaki artışın süreceğini ve bunun da yoksulluğu daha çok arttıracağını ortaya koyuyor.

Öte yandan gıda fiyatlarındaki artış da açlık sınırının genişlemesine neden olacağı için hem AKP’yi destekleyen seçmenlerin de ona karşı tavır almasına neden olacak; hem de toplumsal patlama ve isyanlara zemin hazırlayacaktır.

Bunun yanında işsizlik oranı da en yüksek seviyeye çıkmıştır. TÜİK’e göre Ocak ayında Türkiye’de işsizlik oranı %14,7 oranındadır.

Gerçek işsizlik oranı ise % 20,8’e tırmanmıştır.

İşsizlikteki bu artış da toplumsal patlamaların ve isyanların daha kolay gerçekleşmesini sağlayacak bir etkendir.

Seçimlerden sonra cumhurbaşkanının kızgın demiri soğutmanın gerekli olduğu şeklindeki gerilimi azaltıcı bir söylem ve yola girmesi; ya da eski gerilim politikasını aynı şekilde sürdürmemesinin bir nedeni de bunlardır.

*********

3- CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba’ nın hazırladığı rapora göre Türkiye’de 600.000 çocuk kayıt dışı olarak çalıştırılıyor.

Çıraklık ve stajyerlik te buna katıldığında 1 milyondan fazla çocuğun emeği sömürülmektedir.

Dünya da görülen çocuk işçilerin sömürüsü Türkiye gibi ülkelerde daha da yaygındır.

Üstelik Türkiye’de çocuk işçiliği çıraklık eğitimi adı altında yasal hale getirilmiştir.

Türkiye, Avrupa Birliği adaylık sürecinde bulunan ülkeler arasında Karadağ, Makedonya, Arnavutluk ve Sırbistan’dan sonra en çok çocuk işçiliğine sahip bir ülkedir.

2016-2018 yılları arasında Türkiye’de 190 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Dünya genelinde ise her yıl 10-12 bin arasında çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.

Sonuç olarak çocuk emeğinin sömürüsü tekelci-kapitalist sistemde bugün de sürerken, Türkiye’de son yıllarda, özellikle AKP İktidarı döneminde çocuk işçi ve çocuk emeğinin sömürüsünde önemli bir artış olmuştur.

1990’ lı yıllarda AKP gibi sermaye yanlısı dinci-muhafazakâr partilerin 8 yıllık kesintisiz eğitime arşı çıkmalarının bir diğer nedeni de çocuk emeğinin sömürüsünden yaralanmaktı.

Bunu başaramayınca bugün bunu stajlık ve çıraklık eğitimi altında güvencesiz çalıştırmayla birlikte yapıyorlar.

*********

4- Türkiye’de resmi verilere göre 15-19 yaş aralığında ki

1 milyon 57 bin genç eğitim ve iş hayatının dışında yer alıyor.

Bu gençler ne okuyor; ne de çalışıyor.

4+4+4 eğitim sistemine göre lise eğitiminin de zorunlu olmasına rağmen bu gençler eğitim hayatının dışında.

Öte yandan eğitimde ve işte çalışmayan gençlerin toplam genç nüfus içindeki oranı %25,5 civarında.

Yani her dört gençten biri işsiz ve eğitim görmüyor.

Bu durum, üretimden uzak lümpenleşen bir genç kuşağın yetişmesine yol açabilir.

Bu da hem suç oranında büyük bir artışa, suç ekonomisinin gelişmesine yol açarken, toplumsal çalkantılarında artmasına neden olacaktır.

Her şeyden önce kayıp bir kuşağın oluşması, hem o gençler ve aileleri; hem de toplum için büyük bir üzüntü ve yıkım nedenidir.

Diğer yandan 4+4+4 eğitim sisteminden sonra temel eğitimin ve orta öğretimin artış ve gelişmesinde bir düşüş görülmüştür.

*********

5- Soma İşçi Katliamı ile ilgili davada ihmali olan katliamın tutuklu sanığı patron Can Gürkan’ın tahliye edilmesiyle ilgili karar mahkemeden çıktı.

Böylece tutuklu Can Gürkan tahliye edildi.

Bu kararla adaletin ve hukukun sermayenin, patronların yararına çalıştırıldığı bir kez daha açık bir biçimde ortaya konmuş oldu.

*********

6- Yerel seçimler sonucu AKP ve cumhur ittifakının ülke içinde gücünün azalması hukukta da etkisini göstermeye başladı.

Güvenlik soruşturması bahanesiyle göreve başlatılmayan Antalya Üniversitesi’nde çalışmaya hak kazanan; ama ataması yapılmayan TKP Üyesi bir davacı, açtığı davayı kazanarak göreve başlamaya hak kazandı.

Antalya 1.İdare Mahkemesi, davacının işe başlatılmaması ile ilgili kararı oy birliğiyle iptal etti.

Bu karar güvenlik soruşturmasıyla keyfi olarak işe başlatılmayanlar için emsal oluşturacak bir karardır ve bu emsal karar bundan sonra da etkisini gösterecektir.

*********

7- Irak’ta bölge ülkeleri olan Suriye, Irak, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki bir güvenlik toplantısında Türkiye’den giden yetkililer Suriyeli yetkililerle de görüştüler.

Böylece Türkiye Yönetimi, Suudi Arabistan aracılığıyla da olsa Suriye Devleti’nin yetkilileriyle görüştü.

Rusya’nın Türkiye Yönetimi üzerindeki baskısı ve etkisi, İran’ın etkisiyle ve Türkiye’nin içinde bulunduğu sıkışmışlık durumunun sonucunda gerçekleşen bu görüşmelerin benzerleri ilerde de görülecek ve Türkiye Yönetimi Suriye’de Esad Yönetimi’yle ilişki kurup, bu ilişkileri ilerletmek zorunda kalacaktır.

Bu gelişme, bunun habercisidir.
 

 


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


SAYFA BAŞI