FAŞİST TAYYİP'İN ÖZLEDİĞİ İSLAMİ FAŞİZME, GEÇİT VERMEYECEĞİZ.

Son Güncelleme 31-01-2015 13:01

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info 


PARTİMİZİN 1993 YILI

3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI,

TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ
SİTEDEN mp3 DİNLE

YAYINLARIMIZIN

EYLÜL 2014 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


TSİP

ADAY ÜYELİK BAŞVURU

FORMU

TSİP Aday üye kayıt formu


GENEL MERKEZ

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...

English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified


15-16 Haziran 1974'den...

15-16 Haziran 2014'e...

40.YILINDA... SOSYALİZM YOLUNDA...

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

ZENGİNİ SEVMEK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

31 OCAK 2015

Zengini sevmek bunların doğasında var. Turgut Özal ne derdi? Zengini severim. Eee onu kendilerine yol gösterici olarak gören Recep Tayyip Erdoğan ne yapar bu durumda? Ne yapacak o da zengini sever, hem de gelmiş geçmiş cümle kapitalizmi savunan iktidar sahiplerini bine binbeşyüze çarparak. Bu yüzden de Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde sürekli olarak zenginler kayırıldı, onların köşeyi dönmeleri sağlandı. Ha, bu arada kendileri de Karun olmayı başardılar tabi. Yani sizin anlayacağınız iyi at binip iyi kılıç kuşandılar. Her ne kadar bir keresinde ata bineyim derken yere yuvarlandı ama o da kaza idi sonunda. Recep Tayyip Erdoğan'ın döneminde sendikalar işlevsiz hale getirildi. Sendikaların hak aramak için tek silahları olan grev hakkı geçersiz kılındı. Her şey göze alınıp greve kalkışıldığında da memleketin yüce çıkarları için grevler Bakanlar Kurulu kararı ile erteleniverdi. Yani bunların ülkenin yüce çıkarları denildiği zaman akıllarına hep zenginlerin çıkarları geldi. Ülkenin yüzde 90'ı açmış, susuzmuş, işsiz ve umarsızmış dert bile etmediler. Vurun abalıya örneğinde olduğu gibi gelen vurdu halka giden vurdu.

Şimdi metal iş kolu işçileri haklarını almak için patronla sözleşme masasına oturdular. İşçileri DİSK'e bağlı Birleşik Metal İş Sendikası temsil ediyor. Patronun nasıl olsa arkası sağlam. Bu yüzden de Nuh diyor peygamber demiyorlar. Çünkü biliyorlar ki arkaları sağlam. Kendilerini sonuna kadar koruyacak olan AKP iktidarı var işbaşında. Bu yüzden de işçilerin isteklerini ellerinin tersiyle geri çeviriyorlar. Ne yapsın işçiler, başka yolları kalmadığı için greve başvuracaklar. Bu durumda durur mu AKP iktidarı, durmaz. Bakanlar Kurulu kararı ile işçilerin grevini iki ay süreyle durduruverdi. Dayanağı ise hep aynı numara. Ülkenin milli güvenliğini tehlikeye düşürüyormuş.

AKP işbaşına geldiği günden bu yana ülkemizin güvenliğini o kadar çok tehlikeye düşürecek adımlar atıldı ki, bunları saysak akıllara durgunluk verecek kadar çok. Her halt bunlarda. ABD'nin taşeronluğunu üstlenip bölgemiz halkları üzerinde oynanan ne kadar oyun varsa AKP iktidarı içinde yer aldı. Recep Tayyip Erdoğan Eşbaşkan olarak kendisine verilen görevleri üstlenirken Dışişleri Bakanılığı koltuğunda oturan şimdilerde Başbakanlık görevini yürüten Ahmet Davutoğlu da her türlü Alicengiz oyunlarının tertipleyicisi olarak görev yürüttü.

AKP'nin iktidarı döneminde işlenen suçların saymakla bitirilemeyecek kadar çok olduğunu söylüyoruz. Diğerlerini bırakalım, bugün Suriye'de işlenen ne kadar rezalet ve insanlık suçu varsa bunların sırtındadır. Hani bunların işlediği suçlar Türkiye'nin milli güvenliğini tehlikeye sokmuyor da, her nasılsa işçilerin haklarını almak için greve kalkışmaları böyle bir tehlike yaratıyor. İnsanda birazcık utanma arlanma olur. İnsan biraz olsun ülkesine ve ülkesinin insanına saygı duyar da haklıyı haksızı ayırmak için kılını kıpırdatır. Hani bir söz vardır Anadolu'da; "Zengin arabası dağdan aşar, yoksulunki düz ovada şaşar" diye, Birleşik Metal İş Sendikası'nın grevinin iki ay süreyle milli güvenliğimize zarar verir gerekçesi aslında zenginin arabasının devlet eliyle nasıl dağdan aşırıldığını gösterir ki, bunu bugüne kadar devlet hep yapmaktadır. Bu yüzdendir ki, yoksulun arabası da düz ovada şaşıp kalmakta, halkımız umarsızlığın pençesinde iktidarların eliyle kıvrandırılıp durmaktadır.

Ülkemizde bunca zorluk arasında ülke gezisine çıkan Haşmetmeab hazretleri ise sanki cumhurbaşkanı değil de AKP'nin tepesindeki eski Recep Tayyip Erdoğanmış gibi caka satmaktadır. Nasıl olsa devletin olanakları elindedir. Bu olanakları nasıl Cumhurbaşkanı koltuğuna oturmak için kullandı ve suç işlediyse, şimdi de aynı suça devam ederek devlet olanaklarıyla kendisini hukuksuz denetimsiz başkan ilan etmenin gayretine düşmüştür. Bu yüzden Kırşehir ziyaretinde devlet eliyle bütün kurumlar ayağa kaldırılmış, kendisine karşılama törenleri düzenlenmiştir.

Koruma ordusu ile Kırşehir topraklarına ayak basan Saray haveslisi muhteremi Saray marşları ile karşılamak adet üzre olmuştur. Bazılarının ellerinde de sözümona eski Türk devletlerini temsil eden bayraklarla kendisi karşılanmaktadır. Bayrağı taşıyanlar taşıdıkları bayrağın kimi simgelediğini bile bilmezken ve de oradakilerin hiçbiri bu bayraklarla ilgili bilgi verecek durumda değilken iş nedense yaranmaya gelince on numaralar vallahi.

Sonuç işçilerin grevlerinin milli çıkarlarımıza aykırı olduğunu saptayan Bakanlar Kurulu işçilerin grevini iki ay süre ile erteleyeceğine aynada kendisine baksın ve milli çıkarlara kimin tutumu aykırıymış bir güzel görsün. Dünyada cumhurbaşkanı koltuğuna oturan kişi eliyle parlamenter sistemin yıkıldığı, yerine diktatörlüğün kurulduğu hiçbir ülke yokken bizde çark bu yönde işlemektedir.

Yani Recep Tayyip Erdoğan en yükseğinden Anayasa suçu işleyen biri olup hem partisi, hem de kendisi çoktan ülkenin milli güvenliğini tehdit eder konumunu çoktan aşmıştır çoktan.

Eğer yasak gelecekse işçilerin grevlerine değil, bu hak hukuk bilmeyenlere gelmelidir ki, yuvarlanmaya ramak kalmış olan uçurumdan yol yakınken dönülebilsin.

Ortak Nokta'mız geleceğimiz çocuklar...

Bugün ve her gün demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler için ne kadar çok çalışmamız gerektiğini hatırlamamızı sağlayan güzel çocuk 
#BerkinElvan, iyi ki doğdun!



HANÇERİNDE FESLEĞEN BÜYÜTEN BEDEVİ (YENİDEN)

Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

www.idriskoylu.com.tr

(Yazı 2002 yılında yazıldı. Ekin/Sanat dergisinin muhtelif sayısında yayımlandı. Paris, Londra, Roma, Fransa, İngiltere, İtalya… Ama bir de Türkiye vardı. 2013 yılının Haziranında sıra Türkiye’nin “çapulcularındaydı ve bu bir nöbetti. Selam olsun size ülkemin “çapulcuları”… Bir ülkeyi dirilttiniz, ölüydüm… Beni de dirilttiniz…Yazıyı olduğu gibi yeniden yayımlıyoruz.)

Aynı fotoğrafın karesindesiniz, aynı çizginin izdüşümünde.

Rüzgar Paris’in banliyölerinden İstanbul’a mı esiyor, İstanbul’un gecekondularını çapraz yalayıp geçen ay, Paris’in işçi mahallelerine mi düşüyor?

Fotoğraflar ne çok karışıyor birbirine, İstanbul neresi, Paris hangisi…

Haber bültenlerinde, siz Paris’te yaşayan yetmiş iki millete uygun bulunan sıfatlar, bizim buralarda yaşayan yetmiş iki millete layık görülen sıfatlarla nasıl da birebir çakışıyor.

Size uygun görülen bütün sıfatlar bizi tanımlıyor, bize layık görülenler çokça sizsiniz.

İyi yetişmiş, iyi eğitilmiş –yani dalkavuklukta- avcılar hedefi tam on ikiden vuruyorlar..

Kalemleri sivri, kılıçları keskin…

Paris’te, küllenmiş ateşinizin üstündeki külü silkelemeye başlamanızla birlikte, takım taklavat hücum borularını çalmaya başladı…

 Çapulcular!...

Evet, çapulcuydunuz, baldırı çıplaktınız ve bir avuç serseriydiniz…

YAZININ TAMAMI

AK PARTİ Mİ? AKP Mİ?

Rahmi Yıldırım


Çifte standarttan, oportünizmden, ikiyüzlülükten arınmış bir siyasetçi görmek kısmet olmayacak anlaşılan.

Başbakan Erdoğan da çifte standart ve oportünizmden yana eskileri aratmadı, aratmıyor. Eskilerden farkı, bir de ağzının bozuk olması. Bir farkı da devleti bunca yıldır yönetmesine karşın olgunlaşmaması ve hoşgörüsüzlükten yana eskileri fersah fersah geride bırakması.

Partisinin kapalı toplantılarında bendelerine nasıl hitap ettiği bir yana, açık kamusal toplantılarda öyle laflar etti ki, ömrünün sonuna kadar peşini bırakmaz, yakasından düşmez.

Almanya’daki toplantıda, parasını yeşil dolandırıcılara kaptırmaktan yakınan işçi için “Çağırın şu sahtekârı, ne diyor?” demişti.

Mersin’de tarım politikalarından yakınan çiftçiyi “Lan terbiyesizlik yapma, ananı al git!” diye azarlayıp dövmekten beter etmişti.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarında görüntü almak isteyen muhabiri “Terbiyesizlik edepsizlik etme!” diye azarlamıştı.

Daha neler neler...

En ufak eleştiri sahibine ya “edepsiz” dedi ya da “çirkin”.

Sözlüklerde edep, “terbiye, kibarlık, utanma” diye açıklanıyor. Edepsizlik ise, utanılacak işleri sıkılmadan yapmak diye anlatılıyor.

Yani öyle geçiştirilecek hafiflikte bir hakaret değil.

Bir keresinde dilinin altında bakla bırakmadı, “edepsizlik” eşiğini de aştı. TBMM’de Kemal Abi’sine eleştiride bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a “İddiasını ispatlamayan... Oraya işte ben üç tane nokta koyuyorum!” diye karşılık verince Baykal’ı da çileden çıkardı. Günler geçmiş Baykal’ın öfkesi geçmemişti. Üç gün sonra Baykal da dilini serbest bırakıp, “O üç nokta, Başbakan'ın yakasında yerini almıştır. Onu, uygun görüyorsa, yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir. Ben yakasına koydum” deyince Tayyip Erdoğan suskun kalmıştı.
 

YAZININ TAMAMI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

 "SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran: 'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.

DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR,

KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

SİTEDEN mp3 DİNLE

SİZLER İÇİN, DÜNYA DEVRİM ŞARKILARI DAHİL OLMAK ÜZERE

TOPLAM 75 ADET mp3 EKLEDİK.

ŞARKILARI BİLGİSAYARINIZA DA İNDİREBİLİRSİNİZ.

SAYFA BAŞI