43.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

ŞAN OLSUN 15-16 HAZİRANI YARATAN TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA

ŞAN OLSUN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

www.tsip1974.com

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

Son Güncelleme 17-08-2017 15:44

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ VE DİĞER LİNKLER

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


YAYINLARIMIZIN MAYIS 2017 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar

VENEZUELA'DA DURUM

ABD destekli işbirlikçi sermaye ve bunlar adına hareket eden çeteler, Venezuela'nın halkçı yönetimini devirmek için kolları sıvamışlardır. Aylardır sürdürdükleri şiddet eylemleriyle iktidarı zayıflatmaya çabalayan bu güçler cinayetler işledi, kamu mallarına zarar verip ülkenin stratejik önemde alt yapılarını tahribe yöneldiler. 

Bu çevreler benzer eylemlerini ülkede gerçekleştirilen seçim günü de sürdürmeye yeltendiler. Oyların kullanıldığı ve sayıldığı saatlerde da kanlı cinayetler gerçekleştirdiler.

ABD emperyalizminin işbirlikçisi sermaye güçlerinin harekete geçirdiği çetelerin yıkım girişimine karşın Venezuela'nın emperyalizm karşıtı yönetimi toplum içinde gücünü korumayı başarmıştır. Bu da gösteriyor ki Venezuela halkı daha ileriye atılacak adımlar konusunda umut verici davranmıştır. Ancak her şeye karşın yine de Venezuela'da ilerici, devrimci ve sosyalist güçlerin işi yine de epey zor olacaktır.

Seçim sonuçlarının belli olmasından sonra Venezuela'ya ilk tepki Washington'dan gelmiştir. Bu teki de göstermektedir ki emperyalist odaklar Venezuela'ya karşı boş durmayacaklardır. Seçim sonuçlarını tanımayacağını da söyleyen emperyalist ABD ve diğer emperyal güçler Venezuela'da meşru hükümeti devirme peşindedirler. Olağan demokrasi gösterileriymiş gibi sürdürülen Venezuela'daki bu protestolar bilinmeli ki ABD'nin ülkede yürüttüğü oyunların bir paçası olarak sahnelenmektedir.

Ülkede işbirlikçi sağcı muhalefet emperyalizmin desteği ile sağcı çeteleri harekete geçirmiş ülkede yıkım eylemlerine girişmişlerdir. Bu durumda Venezuela'daki sermaye güçlerinin varlığını sürdürmesi demek Venezuela için her zaman tehlike yaratmaya devam edecektir. Bu yüzden de sermaye güçlerini güçlü kılan ve bu oyunlar için cesaretlendiren varlıklarına el konulmalı, sosyalist mülkiyet anlayışı doğrultusunda hızlı dönüşümler bir an önce gündeme alınmalıdır. 

Sonuç olarak ülkede bu tür kışkırtıcı eylemlerin odağı haline gelmiş olan iki sağ partinin üzerine gidilmeli ve atılan adımlar iki sağ partinin liderinin gözaltına alınması ile yetinilmeyerek tehlike yaratacak her girişimin önüne mutlaka bir an önce geçilmelidir.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak Venezuela'nın meşru iktidarının yanında yer alıyor, emperyalist güç odaklarına karşı sonuna kadar mücadele edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Ve diyoruz ki Chavez'in yoldaşı Maduro haklı yoldadır ve ne ülkesinde ne de dünyada yalnız değildir…


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

YARATILAN GÜNDEMİN PEŞİNDEN GİTMEK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 AĞUSTOS 2017

Bizim ülkemizde bazı çevreler tarafından sıklıkla söylenen bir söz var. AKP iktidarı ve Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ortaya bir şey atıyor, tüm muhalefette atılan gündemin peşinden gidiyor. Yani sözün özü şu; asıl tartışılması gereken şeyler dururken ya da bizlerin gündem yaratması gerekirken her şeyi bırakıyor yaratılan gündemin peşinden koşuyoruz denilmek isteniyor. Son zamanlarda tartışılan konuları da dikkate alarak Şahin Mengü de CHP'nin yaratılan gündemin peşinden gittiğini belirten sözler söyledi.

Öteden beri bu ülkenin ukala aydınları ve solak solcuları tarafından bu tür yaklaşıma oldum olası çok sinirlenirim. Sinirlenirim, çünkü bu yaklaşımda olanlar; bilmiş bilmiş böyle söylerler de bir türlü nasıl bir gündemle sorunların üzerine gidilmesi gerektiği konusunda niyeyse ne yazarlar ne de konuşurlar. Bu yaklaşıma küçük burjuva ukalalığı desek tam da yeridir aslında. Niye derseniz; kardeşim; sistemi hedef alacak ne varsa yapabiliyorsanız buyurun yapın, elinizi tutan mı var? Hem böyle büyük büyük sözler edip de ortalıktan sıvışmanız yok mu gerçekleri açıkça gösteriyor aslında. Politika öyle yapılmaz, böyle yapılır havasında konuşmanızdan ve yazmanızdan iyice gına geldi.

Sözüm öncelikle sosyalistleredir. Be kardeşim; işçi sınıfını örgütleyip ayağa kaldırdın ve de mücadelenin eylemli öncüsü haline getirdin de kim engelledi seni? Devrim yapmayı öneriyorsun, iyi tamam, buyur yap canı pahasına yer almayan namerttir ancak Kızılay'a inecek durumda olmadığını kendin de çok iyi bildiğin halde niye solculuk yapıp duruyorsun? Bu kadar iğneyi kendimize batırmamız yeter bence anlamak isteyenlere.

Şimdi gelelim aydın geçinenlere. Bu ülke gerçekten de aydın gevezeliğinden çok çekmiştir. Çok çekmiştir çünkü ne zaman ne yapacağını kestiremezsiniz. Öyle ki bunların içinde Recep Tayyip Erdoğan'ın takımını ilerici, demokrat görenler hiç de az değildi. Bu çevrelerin başlattığı kampanyalar yüzünden az insanın kafası çarpılmadı. Az insan solculuğu bırakıp AKP çevresinde liberalleşip halkalanmadı. Her şey kabak gibi ortaya çıkınca bu muhteremler yine ortalıklara döküldüler. Recep Tayyip Erdoğan ve tayfasının ne menem bir diktatörlük heveslisi olduğunu keşfediverdiler. Bu kadar yanılgıdan sonra susup bir kenarda oturacakları yerde yine akıl satan havasında konuşup yazıp çiziveriyorlar.

Her neyse bu kadar söz yeter. Şimdi gelelim asıl konuya. Değerli arkadaşlar; AKP ve sarayın gündem falan saptırdığı yok. Amacına giden yolda hangi adım atılması gerekiyorsa o adımı atıyor. Onca gazeteciyi niye içeri yollandı. İktidarın ipliğini pazara çıkaran yazılar yazdıkları ve haberler verdikleri için. Oysa iktidar amacına giden yolda önüne engel olacak ne varsa temizlemek istiyor. Bu yüzden de gazeteciler öncelikli olmak koşuluyla her kesimden etkili olabilecek kişiler hedef seçilip birer birer içeri yollanıyor. Niye? İktidar bunları engel saydığı için. Peki, bu durumda gazetecilere yönelik bu davranışları AKP ve saray iktidarı gündem değiştirmek istiyor diye işimize mi bakalım diyeceğiz yoksa sonuna kadar toplumsal bir kuvvet olup sorunun üstüne üstüne mi gideceğiz? HDP Milletvekillerini Anayasa hükmü olmasına karşın tutukla içeri at. Kumpas kur, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'na 25 yıl akıl almaz bir ceza verilmesini sağla demir kapıların arkasına gönder.

Sonra Recep Tayyip Erdoğan çıksın; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit ederek; "İçerdeki zatla ilişkisi çıkarsa şaşırmayın haaa" diyerek talimat anlamına gelen zılgıt çeksin, işçilerin grevi yasaklansın, gösteri hakları OHAL bahanesiyle yasaklansın, memura zam görüşmelerinde çalışanlarla adeta dalga geçilsin, yargı yargı olmaktan çıksın, ekonomi batsın, eğitim medrese eğitiminden de geriye götürülmek için içine iyice edilsin, üniversite sınav ve yerleştirmeleri oyuncak haline getirilsin, akademisyenler işlerinden atılsınlar, memur alımı AKP iktidarının kimi isterse onu aldığı hale getirilsin vs bizler de bunlar gündem değiştirmek istiyorlar diye bu iktidarın söylediklerinin üzerine gitmeyelim de gündem yaratmak için suni bir çaba içine girelim öyle mi?

Bakın, Recep Tayyip Erdoğan Kılıçdaroğlu'nu tehdit eder bir havada konuştu, arkasından da AKP sözcüsü Mahir Ünal, Erdoğan'ın bu yaklaşımının aynı anlamına gelen 7 soruyla tehdidin dozunu biraz daha yukarı taşıdı. Peki, ya Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz'ın CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın hakkında soruşturma açmasını neyin nesidir?

Sonuç olarak AKP ve sarayın hedefi belli. Uygulamaları da çok net. Bu durumda biz demokrasi güçleri tam da gündemin gerektirdiği şekilde davranmalı ve demokrasi güçlerinin en geniş şekilde birlikteliğini sağlayarak bu gidişe dur demeliyiz. Gündem açıkça önümüzde durmaktadır. Öyle suni gündem yaratarak bizlerin asıl hedefe kilitlenmemizi zaafa uğratacak hiçbir şeye rağbet etmeye gerek yoktur. Zaten devrimcilik de bunu gerektirir. Bu yüzden de CHP'nin Çanakkale'de yapacağı Adalet etkinliğine tüm gücümüzle katkı koymalı, iktidarın tehditlerini boşa çıkaracak daha etkili çalışma ve çabaların içine girmeliyiz ki bu dinci, gerici, faşist gidişe dur diyelim.

Yoksa daha çok gündem belirletirler bize.

Bilmem yetirince açık oldu mu?

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: EKONOMİ NASIL DÜZELİR?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

 Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 AĞUSTOS 2017

Vallahi bu ülke ne çektiyse bir bilenlerden çekmiştir.

Kendilerine "bir bilen" ünvanı yakıştırılan kim varsa bugüne kadar aklı güdük çıkmıştır hep.

Ve de bunların devirdikleri çamlar ve verdikleri zararlar öyle böyle değildir.

Bugün ülkemizde yaşadıklarımızın analizini yapmak çok da zor değildir.

Çünkü ne var ne yoksa her şey kabak gibi ortadadır.

Bu nedenle de kendilerini demokrasi güçleri içinde gören herkes; AKP ve sarayın yaratmak ve solutmak istediği zehirli havayı ne edip etmek dağıtmak zorundadır.

Bunun için de birinci koşul asgari müştereklerde biraraya gelmektir.

O da kuşku yok ki demokrasidir.

(Bir not: Şimdiden söyleyelim de kimse bize ukalalık etmeye kalkmasın. Bizler burjuva demokrasisinin de sosyalist demokrasinin de ne olduğunu bilen insanlarız)

Yani; ilk adımı atmadan yürüyemeyiz ve de koşamayız değil mi?
 


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-01

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Marksistlerin ilk elden -Marks ve Engelsin teorik düzeyde, Lenin’in teorik ve pratik düzeyde- iktisadi yapısından sosyal ve kültürel, felsefi ve ahlaki yapısına uzanan oldukça geniş bir yelpazede kapitalizmin ipliğini pazara çıkaran kapsamlı çalışmaları burjuva dünyasında paniğe neden oldu. Erken Marksizm döneminde Marksist ekonomi politiğe Kautsky ve Bernstein eliyle “cepheden saldırmayı” yeğleyen burjuva ideologları, saldırılarının Marksizm’i doğrulamaktan başka işe yaramadığını anlamalarıyla içine düştükleri çaresizliği “ kaleyi içten fethetme” kurnazlığını keşfederek “Marksizm’i çürütme” gayretkeşliği ile Marksizm’e saldırı görevini kalenin içine yerleştirdikleri Marksist görünümlü kapitalizmin sadık ideologlarına bıraktılar. Yaklaşık iki yüzyıldır “Marksist görünümlü” burjuva ideologlar eliyle sistematik olarak sürdürülen bu saldırıların başarısız olduklarını söylemek olası değildir. İdeolojik yetersizliğinin açıklarından sızmayı başaran burjuva ideologları dünden bu güne saldırılarını sistematik olarak sürdürmektedirler ve “kutsal kapitalizmi” korumak onların görevidir. Burada tartışılacak konu tam da bu “ içten saldırıların” işçi sınıfı hareketi içinde uç veren tahribatın nedenleri üzerinde düşünmek ve tarihsel misyonunu dolduran kapitalizmin neden hala ayakta durabildiği üzerinde tartışmaktır.

YAZININ TAMAMINI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-02

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Kapitalizmin, tekelleşmenin de ötesine geçerek küresel nitelik kazandığı 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde, kapitalizmi “ temize çıkarmakla” görevlendirilmiş liberal hödüklerin çırpınışlarıyla devam edeceğiz ama kapitalizmin görüntüsünün fotoğrafının görüş alanımıza getirilmesi gerekmektedir.

“Kapitalistler kötü olduğu için kapitalizm de kötüdür” gibi içsel bir hastalığa dışsal bahaneler aramak” ve bu cümleden olarak “kötü kapitalistlerin yerine iyi kapitalistlerin gelmesiyle kapitalizmin sorunsuz ve sonsuza kadar genel geçerliğini ispatlama kurnazlığına soyunan liberalizm heveslilerinin kısaca sergileyeceğimiz “kapitalizmin fotoğrafı” karşısında başlarını öte çevireceklerine eminiz: Kapitalizm bir sistem olarak bireylerin, devletlerin kontrolü dışında çalışır. Sistem içinde yer alan bireyler de devletler de kapitalizmin işleyiş araçlarıdır.

YAZININ TAMAMINI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-03

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

17. Yüzyılda yaşamış bir gezginin nostaljik notlarını okusaydık galiba şöyle yazmış olacaktı: “Dış görünüşü görkemli derebeyi şatolarının içinde keder ve hüzün vardı, uçsuz bucaksız imparatorluklar kaynayan kazan, imparatorlar sinirli ve gergin, şato malikleri geleceklerinden umutsuz, derebeyleri bütün ihtişamlı görünümlerine karşın tedirgin ve ürkekti”.

Ekonomik yaşama ticaret yollarını tutarak başlayan, önceleri “ zararsız tüccarlar” olarak görülen, bütün sınıfsal inşasını “ para üzerine” kuran, yaşadığı dönemin yaşam tarzına, maddi ve moral değerlerine uygun olmayan bir sınıf çıkıyor tarih sahnesine. Burjuvazi… İmparatorlukları maddi olarak ablukaya alıyor, ticaret alanları, parasal hacimleri genişleyip büyüyor ve fetihçi imparatorluklar, savaş harcamalarının içini boşalttığı hazinelerini bu “ zararsız tüccarlardan” aldıkları borçlarla ayakta tutmaya çalışıyorlar.

YAZININ TAMAMINI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-04

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

21. yüzyılın başlarında hani şu “ tarihin sonunun geldiğini” ilan eden meşhur liberalimiz, emperyalist/Kapitalist merkezlerin anlı şanlı Üniversitelerinin profesörü Francis Fukiyama, bu yazının kaleme alındığı tarihten sadece bir hafta önce , tarih ve toplum bilimin şaşmaz gözlemcileri Marks ve Engels’i küçümser eda ile, ilan ettiği “tarihin sonunun geldiğini ve sınıf mücadelelerinin bittiğine ” ilişkin “ o çok derin kehanetinden” çark ederek aslında ne dedi?. “Meşhur liberalimiz” diyoruz, çünkü Fukiyamanın eylediği kelam “kralım babanız zurna çalar mıydı” türünden, içini başka tür bir sözcük bulup dolduramadığımız düzeydedir ve böyle anılmasını hak ediyor. Fukiyamanın kralının zurna çalıp çalmadığını bilmiyoruz ama kendisinin yirmi beş yıl önce öttürdüğü zurnayla yirmi beş yıl sonra çaldığı zurnanın notalarının emperyalist/Kapitalizmin tarihteki son demlerini yaşadığını gizlemeye yönelik, panik içinde yanlış çaldığını itiraf etmesi yine liberallere has bir tarih okuması olarak anılacaktır.

YAZININ TAMAMINI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-05

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

Bugüne değin siyasal/sosyal tarihin verileri Ulusal kökenli tekelci kapitalizmin gerek tek tek ülkelerdeki gerekse sistemin genelindeki evrelerini ve bu evrelerde ortaya çıkan ilişki ve çelişkileri irdelemekten ibarettir. Bu elbette doğru bir yaklaşımdır ve tarih elbette toplumların önüne çözebileceği sorunları koyar. Ancak 21. Yüzyılın hemen başlarında siyasal ve sosyal tarihin tekelci kapitalizmi irdeleyen verileriyle açıklanamayacak baş döndürücü hızla gelişen olaylara tanık olundu ve dünü açıklamada kusursuz olsalar bile bugünü açıklamaya dünün paradigmalarıyla yaklaşımlar kısır döngüye dönüştü ve mevcut durumun dünün paradigmalarıyla açıklamaya çalışmaktaki ısrar devam etmektedir. Dünün verileriyle bugünü açıklamak ısrar etmek, net ve kavranabilir, yaşama geçirilebilir sınıf tavrının bulanıklaşmasına ortam hazırlar ve ideolojik bulanıklıktan küresel burjuvazi yararlanır.

YAZININ TAMAMINI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-06

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-07

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-08

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-09

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-10

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-10

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-11

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-12

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-13

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-14

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-15

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU

Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI