47. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)


AB'DEN HİBE ALAN

SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ

ALÇAKTIR, LİBERALDİR, İŞBİRLİKÇİDİR.


KURUCU GENEL BAŞKANIMIZ

AHMET KAÇMAZ'I

SEVGİYLE VE SAYGIYLA ANIYORUZ


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE,

İŞTE BU KADAR GÜZEL.


PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


MAMAK İLÇE ÖRGÜTÜ

NECDET COŞKUN (BAŞKAN)

TIP Fakültesi Caddesi No: 233/8 Tuzluçayır

Mamak - Ankara

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

İZMİR İL ÖRGÜTÜ

NESRİN AYRANCI (BAŞKAN)

Fevzipaşa bulvarı Azim Han No.17 Kat.4  D. 404-405 Çankaya

KONAK / İZMİR

Tel: 0232 425 95 35  Fax: 0232 425 04 45

MUĞLA İL ÖRGÜTÜ

DERYA DÜŞÜNÜR (BAŞKAN)

Şeyh Mah. İnönü Cad. Doğruel İş Merkezi Kat:3/6

MUĞLA

MENTEŞE İLÇE ÖRGÜTÜ

MEHMET AYDIN (BAŞKAN)

Şeyh Mah. İnönü Cad. Doğruel İş Merkezi Kat:3/6

MENTEŞE / MUĞLA

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

47. YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

YAYINLARIMIZIN EYLÜL 2021 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
Bartolome de la Casas - Kızıl Derililer Nasıl Yok Edildi
Boris Lvovic Vasilyev / Sakindi Oranın Şafakları
Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var
MAKSİM GORKİ / ANA
Mitka Gribçeva / SENİ HALK ADINA ÖLÜME MAHKUM EDİYORUM
Gladkov - Fabrika
Dolores İbarruri / Faşizmi Ezeceğiz
İlya Grigoryeviç Ehrenburg / Dipten Gelen Dalga
Paul Lafargue / Tembellik Hakkı

TERZİ FİKRİ UNUTULAMAZ

YALANCININ MUMU

TSİP NASIL OLSAYDI NE OLURDU?

KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR

SOSYAL DEVLET Mİ? SOSYAL HALK MI?

GEREKSİZ TARTIŞMALAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
SOSYALİST SOL SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
MUHALEFET NASIL YAPILIR?
FAŞİZM Mİ? İŞTE FAŞİZM!
TEK ADAM VE AYNA
ÜLKE BABALARININ ÇİFTLİĞİ OLDU
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
AKP VE SARAY = ZAM, ZULÜM; İŞKENCE
PARTİLİ YARGIÇ İSTER MİSİNİZ?
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?

12 MART FAŞİZMİ

MAFYA ÖYKÜSÜ GİBİ BİR ŞEY
KARŞIDEVRİMCİLER
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
ANILAN FAKAT BİLİNMEYEN DENİZLER

TOPLUMU UYUTMA YOLLARI

HDP KAPATILSIN DİYENLERE
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
KİM BU TEVFİK GÖKSU?
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
AFRİN LOKUMU
HER ŞEYLERİ YALAN DOLAN BELGE VE BİLGİLERİ SAHTE
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…
TOPLAM 3418 GÜNLÜK "HER GÜN" BAŞLIKLI YAZIYA BAKMAK İÇİN TIKLAYINIZ

CASUS KİM?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27  KASIM 2021

İnsanları uyduruk davalar açarak içeri atmak ve de onca zamandır insanları özgürlüğünden yoksun hale getirmek sizce yargıyı bu hale getirenlere nasıl duygular yaşatıyor olabilir? Sonra Çarşı, Gezi derken bir de casusluk davası düzmecesiyle Kavala onca zamandır niye içerde tutuluyor dersiniz? Ya da Selahattin Demirtaş şimdi niye içerdedir acaba?

Bir iktidar düşünün ki hukuk mukuk taktığı yok. Kendi çıkardığı yasaları ve de yapıp onaylattığı Anayasa’yı bile takmıyor ama her sıkışıklığında benzer yöntemlere başvurarak cahiliye döneminde yaşayanların ayranını kabartarak iktidarda kalmak uğruna ha bire olmadık işlere başvurarak Çarşı tutmadı mı al sana Gezi o da mı tutmadı al sana casusluk suçlaması diyerek acaba ne yapmaya çalışıyor dersiniz? Benzer suçlamalarla alınan bazı kimseler niye bırakıldı da Kavala için uyduruk suçlamalar Kavala’yı içerde tutmak için bir maddi kanıtmış gibi topluma sunulup duruluyor? Ya da Amerika, Almanya, İsrail yurttaşlarını alıp alıp götürürlerken bu iktidar hukuka müdahalesi nedeniyle hiç mi sıkıntı duymuyor bilmem ki?

Elbette bu casusluk kültürü yeni bir şey değil. Geçmişte solculuğa ve sosyalistliğe bulaşmış kim varsa peşin peşin Rus casusu sayılır, toplumun gözünden düşürülmek için her türlü ip cambazlığına başvurulurdu. Bu yüzden kimi sosyalistler hani az boz da çekmediler. Birçoğunun hayatı bile kaydırıldı. İş bu şekilde olunca bizim ülkemizde yabancıya alışık olunmadığı için hep yabancı biri görülse casus düşüncesiyle peşine düşüldü. Halktan kimseler durmadan ihbarlar yağdırdılar. Hele şu komünistler yok mu haklarında ne uydurma şeyler dolaşırdı halk arasında saymakla bitmez. Onların telsizleri vardı, bu telsizlerden durmadan Moskova’ya bilgi verir karşılığında da para alırlardı sözleri yok mu kimi yoksulların dikkatini çekerdi de onlar da adı solcuya çıkmış olanlara gelir bende bu işi yapmak istiyorum bana da ne kadar para verirler diye soranların sayısı hiç de az değildi. Benim bile böylelerini kaç kez kovmuşluğum vardır.

Halk arasında cozutmak diye bir söz vardır. İşte bu söz tam da AKP ve saray iktidarına cuk diye oturmuş durumda. Şimdi oturup onca casusluk davalarını sayacak değiliz de demek ki bir iktidar cozutunca böyle oluyormuş ne diyelim. Deva Partisi Kurucular Kurulu Metin Gürcan’a gelmiş sıra. Metin Gürcan duyduk ki “siyasi casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınmış. Düşündük taşındık da bu iktidar ya casusluğu o kadar önemsemiyor çünkü kendileri casus ya da gerçekten bambaşka bir dünyada yaşıyorlar. Eee ne yapmış diyeceğim de Metin Gürcan, demeye ne gerek var, bu güne kadar casusluktan yargılananlara baktığımız zaman zaten bir düşünce sahibi oluyoruz hani. Kimler casus suçlaması ile yargılanmadı ki Metin Gürcan’ın suçlanmasına şaşıralım. Can Dündar, Müyesser Yıldız, Kavala, Deniz Yücel ve şu adını unuttuğum Amerikalı alıp götürülen papaz…

Bu suçlamalar sonucu doğrudan Erdoğan tarafından söylenen sözler aklımıza geliyor da inanın ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Erdoğan, ben oldukça bunlar çıkamaz dediğinde ohooo çekmiştik de çektiğimiz ohoolar boşa gitmedi. Ha şimdi Amerikalı papazın ismi aklıma geldi Ne oldu Rahip Brunson’a? Ne olacak uçup gitti. Reniz Yücel o da tabi. İsrailli Natali ve Mordi de son olarak kervana katıldı. Anladık ki bu işlerin hukukla mukukla pek ilgisi yok. Bir emir tamam.

Böyle olunca da Kavala’nın avukatının açıklamasına kim şaşırır ki? Ne diyor avukat; “Bu hukuki bir karar değil siyasi karar.” Yani, yanisi şu Erdoğan isterse tahliye edilebilecek istemezse edilmeyecek. Peki, ötekiler niye tahliye edildiler? Arkasında olan güçlere bakmak gerekir elbette. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin AİHM kararlarının uygulanması konusunda yaptırımı bir sonuç doğurur mu hem doğurur hem doğurmaz bilemiyorum.

Ama bir şey daha var. Dolar TL karşısında önlenemez bir yükselişe geçiyor ya Türkiye’de birkaç gün içinde yaşam iyice çekilmez hale geldi. Para olmayınca da doların yükselişi önlenecek gibi değil. Üstelik bu işler okumayla üfürmekle ve de dolar yakmayla da düzelemeyeceğine göre ne yaptı AKP ve saray iktidarı? Fetö darbesini finanse ettiği gerekçesiyle ŞEREFSİZ dediği BAE ile arayı pat düzeltmeye kalktı. Şimdi ülkeye gireceği söylenen 10 milyar dolar bekleniyor.

Karşılığında ne verildi sorusuna gelince bir önemi yok Katar’a ne verildiyse BAE’ye de aynı değerde bir şeyler olur biter. Hani bu yüzden iktidarın yumuşak karnını bizler iyi biliyoruz. Para varsa bunlar her şeyi yaparlar her şeyi.

Bir de MGK kararlarına giren ekonomi var. Bol casus uydurmalarının yanına bir de MGK kararlarına giren “ekonomik casusluğu” koyarlarsa var ya haydi konuş konuşabilirsen o zaman. Diyeceğim de biz ülkeyi batıran bu politikalara karşı konuşuruz arkadaş.

Yoksa susanlardan hiçbir farkımız olmaz.

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: BAHÇELİ’NİN KÜRŞATI DA SONUNDA DIŞARDA

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

UTANMAZLIK DİZBOYU

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 KASIM 2021

CNN Türk televizyonu sözüm ona tartışma programları yapıyor. Bu programa çağrılı olanlara baktığınız zaman hepsi kaşarlanmış gazeteci ya da ne bileyim politikacı. Araya da bazı kendini bilmezleri serpiştirmişler ki söylediklerinin hiç değil biraz olsun inandırıcılığı olsun. Var olsun o Aslan Yürekli Rişarlar da görevlerini iyi yapıyorlar. Bu tartışmacılara bakıyoruz da ülkenin bugünkü hale gelişinde tek adam rejiminin hiç mi hiç suçu yok. Bir dış güçler teranesi tutturmuşlar ha babam atıp duruyorlar. Yahu dış güçler diyorsunuz da daha düne kadar o güçlerin hatta bugün bile kucağında oturan sizler değil misiniz? Bakın size eski yandaşınız Ozan Arif nasıl seslenmiş bir görün de hiç değil utanmazlık arlanmazlık kaşarlanmışlığından biraz olsun kendinizi kurtarın. Bu şiir epey uzun bir kısmını buraya alıyorum.

Ozan Arif
'Vay efendim dış güçler(!)'
"Her türlü hatayı, yanlışı yap yap,
Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”
Çarşıya uymazsa evdeki hesap,
Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”
Dış güçler de hırlı değil elbette,
Ama önce kendine bak sen gitte,
Gözleriniz malda, mülkte, servette,
Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”
Liyakati almayarak hiç kâle,
Akrabaya, tanıdığa ihale!..
Cenabı-Hak koyunca da bu hale,
Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”
Fırsat deyip dört tarafa dal götür,
Kitabına uydur uydur mal götür,
Yol yaparken, yolsuzluk yap, çal götür,
Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

Aman efendim solcusu, sosyal demokratı, sosyalisti kim varsa AKP ve sarayın vurgun sistemini eleştiren hepsi dış güçlerin kışkırtmasıyla hareket ediyorlarmış. Allah Allah, sizler var ya sizler bırakın dış güçler zırvalamalarını Reza Zarraf’ın bile yanıtını verecek konumda değilsiniz. Siz var ya siz Irak’ın işgalinde dış güçler dediğiniz ülkelerle birlikte değil miydiniz? Sonra Suriye sonra Libya hangisinin içinde değildiniz de şimdi kalkıp maval okuyorsunuz? Son kerteye kadar Afganistan işgalinde kimlerle iş tutuyordunuz yüz derileri bile kızarmayacak kadar yüz derileri kalınlaşmış olanlar?

Kaddafi’nin devrilmesi ve linç edilerek katledilmesinde söyler misiniz dış güçlerle birlikte ne kadar ortaklığınız var? Kendi doğanızı solda yer alanların doğasıyla karıştıramayacak kadar dosyalar dolusu suçlarınız var ama yine de arsızca hep başkalarına suç atmak sizin işiniz haline gelmiş. Bu yüzden de öyle pişkin pişkin, sırıtık sırıtık sözler ediyorsunuz ki size ne söylesek azdır ama zaten siz kendinizi kendiniz sokmuşsunuz pislik çukuruna.

Hani bir de yok mu CHP’ye sürekli olarak verip veriştiriyorsunuz. Size muhalefetin çok değilse de hiç de fenasını yapmayan İyi Parti’ye bile fazladan bir şey söylemez oldunuz. CHP Mersin’de miting yapacak ya yer sorunu çıkararak engellemeye kalkıyorsunuz. CHP’nin birlikte miting yapma isteğine İyi Parti oy kaygısı ile sıcak bakmamış buradan bile kendinize neler çıkarıyorsunuz neler. Hani bize sorarsanız İyi Parti’nin birlikte miting yapma isteğini geri çevirmesi bu sağcı milletinin demokrasiden anladığı ile ilgili de CHP’yi yalnızlaştırdığınız sonucuna vararak esip gürlüyorsunuz maşallah!

Mehmet Metiner’e göre daha şimdiden Mersin’e radikal gruplardan akmaya başlayanlar varmış. Bilmiş bilmiş konuşana bizim orada yalancının…. Derler de bizim terbiyemiz hiçbir zaman buna uygun değil ki? Acaba kim imiş bu radikal gruplar ve niye Mersin’e akıyorlarmış? Söylediğinize göre kışkırtıcılık yapıp çıngar çıkarmak istiyorlarmış. İşte o zaman oturup düşünmek gerekiyor. Erdoğan’ın İzmir’de yaptığı mitinge niye bu tür kışkırtıcılar akmıyor da CHP’ninkine akıyor? Çünkü bir kez Erdoğan 5000 polisle korunuyor, ikincisi alana girenler tek tek kontrolden geçiriliyor. Yani devlet miting yapma hakkına karşı burada duyarlı davranıyor haydi neyse diyelim de CHP mitinginde niye aynı duyarlılık gösterilmiyor.

Gerçekleri ıkınıp sıkınıp yutuyorsunuz. Ankara Gar mitingini anımsadınız mı? Hani 100’ün üstünde yurttaşımız katledilmişti. Bu mitingi kana boyayacaklar bilindiği halde doğru dürüst izlenmeyip mitingin içine kadar nasıl girdi de bombayı patlatıp böylesine büyük bir katliama sebep oldu dersiniz? Sayın Metiner siz ve sizin gibiler abuk subuk konuşunca bizim aklımıza da bunlar geliyor ne yapalım. Sizler var ya aynı zamanda da vicdansızsınız. Çünkü 2 askerimizin cayır cayır yakılmasının emrini veren sözde kadı deyyusuna Gaziantep’te kuş dükkanı bile açtırdınız. Eğer bazı namuslu gazeteciler işin üstüne gitmeseydi şimdi o katil içerde bile olmayacaktı.

Şimdi kalkmışsınız, miting hakkı elbette vardır ama… isteyen basın açıklaması da yapar ama… diye lafı geveleyip duruyorsunuz. Size göre solcular ve sosyalistler zaten ne miting yapabilirler ne de basın açıklaması. Onlar sizin katınızda tartışmasız teröristtir zaten. Kafası burjuva demokrasisine bile yatmamış olanlara sosyalist demokrasiyi anlatsak ne olur anlatmasak ne?

İşte bu yüzden bütün Mehmet Metiner gibi düşünenlere sesleniyorum; iyi konuşuyorsunuz da acaba ağırlığınızın ne çektiğinden haberiniz var mı sizin? Hele sosyalistlerin karşısında her anlamda bir değerinizin olduğunu mu düşünüyorsunuz da kendiniz çalıp kendiniz oynadığınız kanallarda esip yağıyorsunuz? Varın esin yağın ancak korkunun ölüme yararı yoktur.

Erinde geçinde çekip gideceksiniz bunu iyi bildiğiniz için hepiniz hırçınsınız, hepiniz yalanın ipine sarılmışsınız…


"TESLİM OLMAYANLAR ÖLMEZ"

DİRENME SAVAŞÇISI, SERMİN ÖNER YOLDAŞIMIZ'DA ÖLMEDİ.

DİSK BASIN-İŞ ESKİ GENEL SAYMANI / TSİP MYK ÜYESİ SERMİN ÖNER

Nâzım Hikmet:

Ölenler
Dövüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!

Güneşi zapt edeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!

Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!

Haykırdı en önde giden,
emreden!

Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!

Emret ki ölelim
emret!

Güneşi içiyoruz sesinde!

Coşuyoruz,
coşuyor!..

Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!

Güneşi zapt edeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

YOLDAŞIMIZ, MYK ÜYEMİZ SERMİN ÖNER'İ SEVİYLE VE SAYGIYLA ANIYORUZ.

20 - 27 KASIM 2021

1- AKP İktidarının ve saray rejiminin egemen olduğu Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle işsizlik artarken ve binlerce genç umutsuzca iş arayıp bulamazken, artan enflasyon ve sosyal devletin getirdiği güvencelerin ortadan kaldırılması yoksulluğun dayanılmaz boyutlara ulaşmasına yol açmıştır.

Bunun sonucunda yurttaşlarımızın bir bölümü açlık sınırında yaşamaya başlamış ve açlık sınırında yaşayanların sayısı da son bir yılda daha hızlı artan gıda fiyatları nedeniyle çoğalmıştır.

Bu gelişmelere AKP ve saray iktidarının son dönemde saraya ve müteahhitler başta olmak üzere vurguncu, tekelci sermaye kesimlerine daha fazla kazanç sağlamak için dövizin değerini bilerek yükseltip, faiz hadlerini düşük tutmasıyla birlikte Türk Lirasının değerindeki düşüşün hız kazanmasının enflasyon üzerindeki etkilerini arttırması izlemiştir.

Zira enflasyondaki artış sonucu faiz hadlerinin düşük tutulmaya devem etmesi, faiz hadleri ile enflasyon oranı arasındaki makası enflasyon lehine açtığı için dövizin sürekli Türk Lirası karşısında değer kazanarak bir tasarruf aracı haline gelmesine neden olmaktadır.

Dövizin değerindeki bu hızlı artış aynı şekilde devam ettiğinde giderek alım ve satımların fiilen döviz üzerinden, bu dövizler içinde de en çok kullanılan dövizler olan dolar ve avro üzerinden yapılmasına, yani dolarizasyona neden olabilecek bir gelişmedir.

Bu da piyasaya daha fazla ulusal paranın sürülmesi sonucu enflasyonun daha hızlı artarak kontrolden çıkmasına neden olabilir.

Bu da toplumsal hoşnutsuzluğu daha çok arttırarak bir toplumsal patlamaya yol açar. Nitekim doların ve dövizin fiyatlarında iktidarın düşük faiz politikası sonucu hızlı artışlar toplumsal tepkileri şiddetlendirmiş, başta Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirler olmak üzere ülkenin birçok yerinde hükümeti ve yoksulluğu protesto eylemleri gerçekleştirilmiştir.

Bu eylemlerin daha fazla yayılmasından korkan ve döviz yoluyla yeterli kazancı yandaş müteahhitlere ve vurguncu sermaye kesimlerine kazandıran AKP İktidarı, piyasaya döviz sürüp döviz arzını artırarak dövizin değerinin 13 TL’den tekrar 11 TL’ ye düşmesine neden olmuştur.

Bunun yanında hükümet ve saray, döviz sıkıntısı çekmemek için eskiden kötü gözle baktığı ve yandaş medya yoluyla olumsuz bir propaganda yaptığı Birleşik Arap Emirlikleri’yle anlaşarak bu ülkeden Türkiye’ye döviz girmesini ve Birleşik Arap Emirlikleri Firmalarının Türkiye’de yatırıma gidip sermaye getirmelerini sağlamaya çalışmaktadır.

Bu yolla döviz arzı arttırılarak dövizin fiyatı düşürülmeye çalışılacaktır.

Çünkü iktidarın dövize ve sıcak paraya ihtiyacı var.

Ancak İhracatın yeterince arttırılamaması, yüksek enflasyonun devam etmesi ve faiz oranlarının düşük düzeyde tutulmaya devam edilmesi nedeniyle bu önlemler geçici bir rahatlamaya neden olacak, dövizin değeri bir süre sonra yeniden artmaya devam başlayacak ve bu artış devam edecektir.

İktidarın döviz sıkıntısını giderebilmesi için enflasyonu düşürerek dövizin değer kazanmasını önlemesi gerekmektedir.

Bunun için de kısa dönemde faiz oranlarını yükselterek dövize olan talebi düşürmesi, bu yolla döviz üzerinde kontrolü sağlaması, uzun vadede de tarımda köylüye ve çiftçiye destek olarak ve uluslararası gıda tekellerinin çıkarları doğrultusunda değil, çiftçi ve köylünün çıkarları doğrultusunda planlı bir tarım politikasının uygulanması gerekir.

Bu yolla çiftçinin üretim maliyetleri düşürülerek tarımsal üretimin arttırılması ve gıda fiyatlarındaki artışın durdurulması şarttır.

Bunun yanında Türkiye’nin ekonomik ve teknolojik olarak dışa bağımlılığını azaltacak şekilde yüksek ve ileri teknoloji üreterek, ara mallarındaki bağımlılığı azaltıp yüksek katma değeri olan endüstri ürünlerinin ihraç edilmesi ve bu yolla da sanayi üretiminin arttırılması gerekmektedir.

Ancak AKP İktidarı ve saray, ekonomik ve sınıfsal çıkarları ve emperyalist güç odaklarının etkisi altında olmaları ve bu güç odaklarına bağımlılıkları nedeniyle böyle bir politika izleyemezler.

*********
2-
AKP İktidarına ve saraya karşı tepkiler günden güne artıyor. İktidarın döviz politikasına, yüksek enflasyonun ve gelir dağılımında artan eşitsizliğe karşı tepki gösteren halk kitleleri ülkenin birçok yerinde iktidara ve saraya karşı hükümet istifa eylemleri ve yürüyüşleri yapmaya başladı.

Sokaklardaki ve meydanlardaki bu eylem ve yürüyüşler her ne kadar polisler tarafından engellenmeye çalışılsa ve müdahalelere maruz kalsa da, medya ve basının büyük bir bölümü tarafından dikkate alınıp, haber konusu yapılmasa bile yine de ortaya çıkıyor ve tamamen önlenemiyor.

Başta gıda fiyatları ve son bir yılda hızla artan kira fiyatları, eğitimin paralı hale getirilip niteliğinin düşmesi, sağlık hizmetlerinin bir meta haline getirilip fiyatlarının yükselmesi karşısında geçinemeyen, barınmakta zorluk çeken kitleler giderek sokağa dökülüp hükümeti istifaya davet ediyorlar.

Geçen hafta Ankara, İstanbul ve İzmir’de başlayan sokak eylemleri, polislerin İstanbul başta olmak üzere bu eylemlere karşı çıkmalarına, İstanbul Kurtuluş’ta olduğu gibi sert müdahalelerde bulunmalarına rağmen diğer illere de yayılıyor.

Bu hafta da Trabzon’da hayat pahalılığı ve zamlar protesto edildi ve hükümet istifaya davet edildi.

Demokratik bir yönetimde hükümetin izlediği politikalar ve yönetimi nedeniyle protesto edilmesi ve istifaya çağırılması doğal ve haklı bir tepkidir.

Buna rağmen gösteri yapmak, miting düzenlemek ve hükümeti protesto etmek anayasanın ve yasaların tanıdığı bir hak olmasına rağmen AKP İktidarı ve saray, bu hakkın kullanılmasına engel olmaya çalışmakta, bunun için de haksız müdahalelerde bulunmaktadır.

Bu tutum, hükümetin ve sarayın otoriter ve faşizan yönetim ve politikalarından kaynaklanmaktadır.

Bu politikaların nedeni ise; hükümetin ekonomiyi kontrol edememesi, ülkeyi yönetmekte, kendi tabanı da dâhil halkı ikna etmekte büyük sıkıntılar yaşamasıdır.

Hükümet ve saray, kendisine karşı gelişen toplumsal muhalefetin ve toplumsal tepkinin çığı gibi büyüyerek, Gezi benzeri bir toplumsal patlamaya dönüşmesinden, hatta Gezi Olaylarından daha şiddetli bir toplumsal tepkinin ortaya çıkmasından korkmaktadır.

Bundan dolayı da sokakta gerçekleşen demokratik tepki ve eylemleri daha başlangıç aşamasında durdurup engellemeye, önlemeye çalışmakta, bunun için de baskıcı bir siyaset izleyerek, eylemleri demokrasiye, anayasa ve yasalara aykırı olarak kuvvet kullanarak dağıtmaya çalışmaktadır.

Zira hükümetin ve sarayın ayakta kalabilmesi ve iktidarını koruyabilmesi, yoksul, emekçi halk kitlelerinin sokaklardan ve meydanlardan uzak durması, toplumsal tepki ve protestoların yayılarak toplumsal muhalefetin önderliği ele geçirmesinin önlenmesiyle mümkündür.

Ancak bu çabalar yine de iktidara karşı kitlelerin sokakta eylem yapmasını önleyememektedir.

İktidarın bu tutumuna karşı muhalefet partilerinin, özellikle DEVA Partisi, Gelecek Partisi, İyi Parti gibi AKP’nin ve MHP’nin içinden çıkmış partilerin sokaklarda yapılan eylemlerden hoşlanmadıkları bu eylemleri tehlikeli ve yanlış gördükleri tutumlarından ve açıklamalarından anlaşılmaktadır.

Bu partilerin dışında CHP’nin de sokakta yapılan protesto ve yürüyüşlerden haz etmediği bir gerçektir.

Bunun en önemli nedeni, olası kışkırtmalar değil, bu partilerin kapitalist sistemi ayakta tutan düzen partileri olması ve sokaktaki eylem ve gösterilerle toplumsal muhalefetin giderek kapitalist sistemi zorlayacak düzen karşıtı, devrimci bir çizgiye kayması ve muhalefetin önderliğinin ilerici ve devrimci bir çizgiye doğru ilerleyecek toplumsal muhalefete kayması olasılığıdır.

Yoksa bugün, AKP ve saray iktidarı, devletin imkânlarını kullanarak ve denetimi altındaki basın ve medya kuruluşlarıyla her türlü kışkırtmayı zaten yapmaktadır.

Kışkırtma ve taşkınlıklar, örgütlü toplumsal muhalefet güçlerinin olduğu yerlerde başarı kazanamaz.

**********
3-
AKP İktidarı ve saray, Birleşik Arap Emirlikleri ve Körfez Ülkeleriyle döviz bularak bu yolla döviz sıkıntısını aşmak için bir an önce anlaşmaya çalışıyorlar.

Bu tutum, AKP İktidarının bu ülkelere ve Ortadoğu’ya karşı politikasını da etkileyecektir.

ABD’den ve Avrupa Birliği’nden yeterli destek alamayan ve yeterli dış kaynak bulamayan iktidarın, Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez Ülkelerine daha fazla yöneldiği görülmektedir.

Bu tutumun doğal sonucu olarak iktidar, Müslüman Kardeşler gibi bu ülke yönetimlerinin tepki duyduğu ve hoş karşılamadığı örgütleri desteklemekten tamamen vazgeçmek ve Arap Ülkelerinin iç sorunlarına karışmaktan kaçınmak zorunda kalacaklardır.

Bunun yanında bu ülkelerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklara taraf olmama zorunluluğu duyacaklardır.

Bu da AKP İktidarının Ortadoğu’daki siyasetini etkileyecektir.

Bunun dışında Körfez Ülkeleri bu durumdan yararlanarak AKP Yönetimi’nden Suriye’deki Türk Askerlerini kademeli olarak çekmesini ve Suriye Yönetimi ile diyalog kurmasını isteyecek, bu alanda baskı yapacaktır.

Önümüzdeki dönemde AKP Hükümeti, Rusya’dan gelen baskıların dışında, döviz bulmak için yöneldiği zengin Körfez Ülkelerinden de Suriye Yönetimi’yle anlaşmaya gitme, diyalog kurma ve Suriye’de işgal edilen yerlerden çekilme konusunda daha fazla baskıya maruz kalacaktır.

**********
4-
Bu hafta 25 Kasım, kadına yönelik şiddetin ve şiddet eylemlerinin İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde kadınlar tarafından protesto edilmesiyle ve kadınların kendi hakları ve özgürlükleri için kararlı bir biçimde mücadele edeceklerini dile getirmeleriyle geçti.

Kadınlar, hükümetin önce kabul edip, sonra uygulamadığı, ardından çekildiğini açıkladığı İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediklerini, vazgeçmeyeceklerini, sözleşmenin her yerde takipçisi olacaklarını açıkladılar.

Bunun dışında kadına yönelik olarak işlenen suçlara ve kadın cinayetlerine dikkat çektiler.

Kadınlara yönelik olarak işlenen bu suçlar ve cinayetlerle asıl yapılmak istenen şeyin, kadınların toplumda ikinci sınıf, erkeğe bağlı bir yaşama mahkûm edilmek istenmesinin, ancak kadınların bu duruma isyan ederek, mücadele etmesinin bir sonucudur.

Ancak kadın örgütlenmesinin yeterli bir düzeye ulaşmaması ve kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinin işçi sınıfının emek mücadelesiyle yeterince iç içe geçmemesidir.

Kadınların özgürlük ve eşitlik sorunu, aynı zamanda işçi sınıfının sömürüye ve baskıya karşı verdiği özgürlük ve emek sorunudur.

Kapitalizmin sömürü ve baskı düzeninde kadınlar çoğu zaman bir güzellik, cinsellik ve tüketim sembolü olarak görülmekte ve gösterilmektedir.

Bundan dolayı yüzyıl öncesinde olduğu gibi kadınların mücadelesi ancak emek mücadelesi içinde kendine güçlü bir biçimde yer bulabilir..


TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.





TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI