PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ (sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER. ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


AB'DEN HİBE ALAN SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ,

ALÇAK'DIR. LİBERAL'DİR. İŞBİRLİKÇİ'DİR.


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

46. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ


FAŞİZME KARŞI

DEMOKRASİ

SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI

SOSYALİZM

PRchecker.info

PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

İZMİR İLÖRGÜTÜ

SATILMIŞ AKGÜN (BAŞKAN)

848. Sokak No:90 Kat:1 Daire:106  Kemeraltı

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

KONAK İLÇE ÖRGÜTÜ

848. Sokak No:90 Kat:1 Daire:106  Kemeraltı

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

46.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com/a>


YAYINLARIMIZIN KASIM 2020 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
Bartolome de la Casas - Kızıl Derililer Nasıl Yok Edildi
Boris Lvovic Vasilyev / Sakindi Oranın Şafakları
Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var
MAKSİM GORKİ / ANA
Mitka Gribçeva / SENİ HALK ADINA ÖLÜME MAHKUM EDİYORUM
Gladkov - Fabrika
Dolores İbarruri / Faşizmi Ezeceğiz
İlya Grigoryeviç Ehrenburg / Dipten Gelen Dalga
Paul Lafargue / Tembellik Hakkı
KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
SOSYALİST SOL SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
MUHALEFET NASIL YAPILIR?
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?
KARŞIDEVRİMCİLER
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?

TOPLUMU UYUTMA YOLLARI

HDP KAPATILSIN DİYENLERE
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
HAFIZA TAZELEME: MENDERES NEDEN İDAM EDİLDİ
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…

KES CEZAYI SIK YURTTAŞIN ÜMÜĞÜNÜ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 OCAK 2021

Ülkemizde yönetim durmadan yurttaşlara para cezası kesip duruyor. Hem kesilen cezaların rakamları bazı zaman bilmem kaç lira bazı zaman ise bilmem kaç. Üstelik şöyle şöyle olunca şu ceza kesilir diye bir yasa da söz konusu değil. Kesilen cezalar hukukçular tarafından tartışılıyor ve hukuksuz bulunuyor. Mahkemelerin de benzer görüşleri var bu konuda. Ancak iktidarın kafasına esmiş bir kez pırasa doğrar gibi ceza kesiyor. Hukuk mukuk onların aklının köşesinden bile geçmiyor.

Caza 3 bin 180 lira. Asgari ücretle çalışan biri bu parayı 1 ayda kazanamıyor yani. Bu ay sokağa çıkma yasağına uymayan 30 bine yaklaşan bir sayı söz konusu. Ülkede yasağa uyanlar ise çok ama çok fazla. Uymayanların dertleri ise zorunluluktan kaynaklanıyor. Birileri çalışmak zorunda ama izin alamamış, birilerinin başka bir derdi var. Birileri ise bu gidiş karşısında iyice sıkılmış kendisini bir yerlere atmak istiyor.

Bir şeylerin ipinin ucu kaçırılınca iyice kaçırılıyor. Hemen birilerinin aklına kendi dışında herkesin hak ve özgürlüklerini tepeleyip geçmek geldiği için uygulanan her şey yasal dayanaktan yoksun. Bu yüzden de kolaylıkla idare sokağa çıkma yasağı ilan ettiği gibi kolaylıkla da para cezası kesebileceğine ve yurttaşların ensesine şaplak üstüne şaplak atacağına kendisini öyle bir inandırmış ki yurttaş da ne oluyor, yöneticinin karşısında herkes aklını başına toplamalı diye düşünülüyor olsa gerek. Şimdi soruyoruz: 65 Yaş üstü yurttaşlar hangi yasalara bağlı olarak içerde tutuluyor? Bu yüzden de her türlü sosyal ilişkilerden çekilip alınan bu yurttaşlarımızı adeta ölüme terk eder gibi acaba hangi gücü ellerinde bulunduranlar kendilerinde bu uygulamayı hak görüyorlar? Gerçek şu ki bizim ülkemizde yöneticiler gibi yurttaşlar da hak ve özgürlüklerinin ayırdında değiller. Yoksa her yasak denildiğinde kim mırıldana mırıldana kendisini evine kapatır değil mi? Kapatıyorsa eğer bu hak nerede yazılı olursa olsun bir değeri mi vardır ki? Kamu yararı denilerek, salgın korkusu vurgusu yapılarak, önüne gelen hak ihlali yapacaksa o zaman yasalara ne gerek var ki değil mi? Kimin gücü kime yetiyorsa tıpkı orman kanunu gibi uygulanılsın olsun bitsin. Ne yani ülke yararı denilince bir tek o yararı yüksek düzeyde donanımlı olduğu düşünülen Erdoğan mı biliyor? Erdoğan bildiği için mi bakanından bilmem neyine kadar cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla denilerek her türlü baskı ayan beyan uygulanabiliyor?

İnanın bu dönemde kesilen para cezaları yargıya taşınmalı ve AKP ve saray iktidarının en yetkili ağızlarından ortaya saçılan yasaklar ve bu yasaklara bağlı olarak kesilen cezalar da hükümsüz bırakılmalıdır. En azından hükümsüz bırakılması için bu yönde mücadele edilmeli ki kimse kendisinde her hakkı yasaşız şunsuz bunsun uygulama hakkını göremesin. Üstelik de bu yönde verilmiş kimi emsal kararlar da varken bu konuda atılması gereken adımlar kesinlikle atılmalıdır.

Evet, yukarıda da dile getirdiğim gibi çeşitli illerimizde yasaklarla ilgili verilmiş yargı kararları var. Cezalar için yargı yoluna başvuran yurttaşların sayısı ne kadar artarsa anlaşılıyor ki verilen iptal kararları da o kadar artacaktır. Bu iktidar zaten yurttaşları pek çok yöntemlerle yolunmuş kaz gibi yoluyor, buna bir de keyfi cezalar eklenmemeli ve bu cezalara yurttaşlar boyun eğmemelidirler.

Hıfzısıhha Kanunu’na dayandırılarak cezalar kesiliyor ya buna dayandırılsa bile bu cezanın alt sınırı 789 lira. Durum buyken nasıl olmaktadır da en üst sınırdan ceza kesilebiliyor? Ceza kesilirken üst sınır baz alınırken neden kişilerin gelir durumları hiç mi hiç dikkate alınmıyor?

Maske takmayalım, mesafeyi korumayalım demiyoruz. Tamam, uyulması gerekli tedbirlere uyalım da bu korona virüs salgınından zaten iflahı kesilmiş olan yurttaşlara altından kalkılmaz faturalar kesip onların canına okumaya kalkışmayalım. Yeter artık anladınız mı yeter!

Ülkemizde yönetim durmadan yurttaşlara para cezası kesip duruyor. Hem kesilen cezaların rakamları bazı zaman bilmem kaç lira bazı zaman ise bilmem kaç. Üstelik şöyle şöyle olunca şu ceza kesilir diye bir yasa da söz konusu değil. Kesilen cezalar hukukçular tarafından tartışılıyor ve hukuksuz bulunuyor. Mahkemelerin de benzer görüşleri var bu konuda. Ancak iktidarın kafasına esmiş bir kez pırasa doğrar gibi ceza kesiyor. Hukuk mukuk onların aklının köşesinden bile geçmiyor.

Caza 3 bin 180 lira. Asgari ücretle çalışan biri bu parayı 1 ayda kazanamıyor yani. Bu ay sokağa çıkma yasağına uymayan 30 bine yaklaşan bir sayı söz konusu. Ülkede yasağa uyanlar ise çok ama çok fazla. Uymayanların dertleri ise zorunluluktan kaynaklanıyor. Birileri çalışmak zorunda ama izin alamamış, birilerinin başka bir derdi var. Birileri ise bu gidiş karşısında iyice sıkılmış kendisini bir yerlere atmak istiyor.

Bir şeylerin ipinin ucu kaçırılınca iyice kaçırılıyor. Hemen birilerinin aklına kendi dışında herkesin hak ve özgürlüklerini tepeleyip geçmek geldiği için uygulanan her şey yasal dayanaktan yoksun. Bu yüzden de kolaylıkla idare sokağa çıkma yasağı ilan ettiği gibi kolaylıkla da para cezası kesebileceğine ve yurttaşların ensesine şaplak üstüne şaplak atacağına kendisini öyle bir inandırmış ki yurttaş da ne oluyor, yöneticinin karşısında herkes aklını başına toplamalı diye düşünülüyor olsa gerek. Şimdi soruyoruz: 65 Yaş üstü yurttaşlar hangi yasalara bağlı olarak içerde tutuluyor? Bu yüzden de her türlü sosyal ilişkilerden çekilip alınan bu yurttaşlarımızı adeta ölüme terk eder gibi acaba hangi gücü ellerinde bulunduranlar kendilerinde bu uygulamayı hak görüyorlar? Gerçek şu ki bizim ülkemizde yöneticiler gibi yurttaşlar da hak ve özgürlüklerinin ayırdında değiller. Yoksa her yasak denildiğinde kim mırıldana mırıldana kendisini evine kapatır değil mi? Kapatıyorsa eğer bu hak nerede yazılı olursa olsun bir değeri mi vardır ki? Kamu yararı denilerek, salgın korkusu vurgusu yapılarak, önüne gelen hak ihlali yapacaksa o zaman yasalara ne gerek var ki değil mi? Kimin gücü kime yetiyorsa tıpkı orman kanunu gibi uygulanılsın olsun bitsin. Ne yani ülke yararı denilince bir tek o yararı yüksek düzeyde donanımlı olduğu düşünülen Erdoğan mı biliyor? Erdoğan bildiği için mi bakanından bilmem neyine kadar cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla denilerek her türlü baskı ayan beyan uygulanabiliyor?

İnanın bu dönemde kesilen para cezaları yargıya taşınmalı ve AKP ve saray iktidarının en yetkili ağızlarından ortaya saçılan yasaklar ve bu yasaklara bağlı olarak kesilen cezalar da hükümsüz bırakılmalıdır. En azından hükümsüz bırakılması için bu yönde mücadele edilmeli ki kimse kendisinde her hakkı yasaşız şunsuz bunsun uygulama hakkını göremesin. Üstelik de bu yönde verilmiş kimi emsal kararlar da varken bu konuda atılması gereken adımlar kesinlikle atılmalıdır.

Evet, yukarıda da dile getirdiğim gibi çeşitli illerimizde yasaklarla ilgili verilmiş yargı kararları var. Cezalar için yargı yoluna başvuran yurttaşların sayısı ne kadar artarsa anlaşılıyor ki verilen iptal kararları da o kadar artacaktır. Bu iktidar zaten yurttaşları pek çok yöntemlerle yolunmuş kaz gibi yoluyor, buna bir de keyfi cezalar eklenmemeli ve bu cezalara yurttaşlar boyun eğmemelidirler.

Hıfzısıhha Kanunu’na dayandırılarak cezalar kesiliyor ya buna dayandırılsa bile bu cezanın alt sınırı 789 lira. Durum buyken nasıl olmaktadır da en üst sınırdan ceza kesilebiliyor? Ceza kesilirken üst sınır baz alınırken neden kişilerin gelir durumları hiç mi hiç dikkate alınmıyor?

Maske takmayalım, mesafeyi korumayalım demiyoruz. Tamam, uyulması gerekli tedbirlere uyalım da bu koronavirüs salgınından zaten iflahı kesilmiş olan yurttaşlara altından kalkılmaz faturalar kesip onların canına okumaya kalkışmayalım.

Yeter artık anladınız mı yeter!

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  SAHİ EN İYİ SAVUNMA SALDIRI MIDIR?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 OCAK 2021

BU İSTİKŞAFİ GÖRÜŞME NEDİR?

“İstikşafi” sözcüğünü hiç unutmayın. Unutmayın çünkü bu sözle hepimiz ipe un nasıl serilirmiş geçmişte öğrendik.

7 Haziran 2015 tarihinde yapılan seçimlerde AKP mecliste çoğunluğunu yitirdiği için tek başına hükümet kurması gerçekleştirilemedi. Bununla birlikte kimseyle koalisyon da kurmak istemeyen AKP ve bu iktidarın tepesindeki kişi Recep Tayyip Erdoğan hemen taktiklere girişip sonucu değiştirmenin yollarını aramaya başladı.

Evet, AKP’nin kimseyle ortak hükümet oluşturmak diye bir derdi yoktu ama ortada da hükümeti tek başına kurmaya yetmeyen AKP’nin bir meclis grubu vardı. Hükümet kurması için AKP’den sonra CHP’ye de bir fırsat verilmeliydi. Ama verilmedi. Görüşmeler CHP ile koalisyon kurmak üzerine yoğunlaşınca, bir gelişme de istenmediği için işler uzatıldı da uzatıldı. Birden işte bu hiç bilip duymadığımız, duysak bile politik yaşamımızda hiç kullanmadığımız “İSTİKŞAFİ” sözcüğü güm diye gündemimize gelip oturdu.

AKP-CHP görüşmeleri istikşafi istikşafi devam ettirildi. Aradan günler geçiyor, iktidarı yitirmiş olan AKP ise ülkeyi kuzu kuzu yönetmeyi sürdürüyordu. Yani sizin anlayacağınız bu istikşafi görüşmeler AKP’nin işine geliyordu tamam da CHP niye bu görüşmeleri sürdürüyordu doğrusu bir türlü anlamış değildik. Yani CHP açıkça oyalanıyor, kamuoyunda sürekli olarak etkisi düşürülüyordu fakat bir türlü de bu görüşmelerden çekilmiyordu. Sonuçta olan oldu. Hükümet ve koalisyon kurulamayacağı anlaşıldı. 1 Kasım 2015 tarihinde seçimlerin yenilenmesi kararı alındı.

Bu kadar kısa zaman içinde ülke kan gölüne döndürüldü. Her yerde bombalar patlamaya katliamlar gerçekleşmeye başladı. AKP toplumu baskı ve şiddet yolu ile düzene sokmaya çalışıyor ne yazık ki etkili de oluyordu. Ankara Gar önünde mitingde canlı bombalar patlatıldı ve 100’ün üstünde yurttaşımız ve devrimci arkadaşlarımız yaşamlarını yitirdi. Bir anlamda toplum terörize edildi, korku içine düşürüldü. Bu yolla denilmek isteniyordu ki biz gidersek neler yaşanır görün…

Gerçekten de sonuç AKP’nin planladığı gibi oldu. AKP oylarını yüzde 49’a çıkardı. Böylece de tek başına iktidar olmayı başarmış oldu. Oyunların devamı geldi ve Türkiye bugün böylesi bir ortam içinde inim inim inliyor.

AKP iktidarı şimdi de benzer bir görüşmeyi Yunanistan’la Ege, Akdeniz ve Kıbrıs sorunları gibi pek çok konuda başlattı. Yani istikşafi görüşmelerin sonuncusu İstanbul’da yapıldı. Yunanistan hükümetinin kendi ülkesinde basından öğrendiğimize göre Adaların silahlardan arındırılmasını gündeme bile getirmek istemediğini yazıyor. Hemi de Yunanistan Türkiye’ye güvenmediği için adaları silahlandırmış, geri adım da atmayacağını söylüyor.

Bu durumda Yunanistan’la ne görüşülüyor gerçekten de merak ediyoruz.

Üstelik de son görüşmeye Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sözcüsü sıfatıyla İbrahim Kalın’da katılmış. Bu görüşmeler bizim ülkemiz için ne getirir, bir yararı olacak mı kesinlikle sonucu kestirmek olası gözükmüyor fakat bu istikşafi görüşmeler bu kez AKP iktidarının tıpkı 7 Haziran 2015 sonrası CHP’yi oyalamak ve başarılı sonuçlar almak için yaptığı görüşmelere de hiç mi hiç benzemiyor.

Çünkü bu uzayıp gidecek olan istikşafi görüşmelerde bu kez kozlar Yunanistan’ın elinde olduğu için sonucunda da kazançlı çıkacak olan Yunanistan olacaktır kesin.

Oldubittiler aynen kalacağına, adaların silahlandırılmasından geri adım atılmayacağına, kıyı şeridini kullanmak açısından Yunanistan’ın daha kârlı çıkacağına göre bu istikşafi sözcüğü ile Türkiye kesin zararlı çıkacaktır biz söyleyelim de…


16 - 23 OCAK 2021

1- Boğaziçi Üniversitesi Öğrencilerinin, atanma yoluyla göreve gelip Boğaziçi Üniversitesi’ne cumhurbaşkanı tarafından atanan ve Boğaziçi Üniversitesi’nin öğretim görevlilerinden olmayan Melih Bulu’ ya yönelik tepkileri ve protestoları devam ediyor.

Cumhurbaşkanının, AKP Hükümeti’nin ve Cumhur İttifakı’nın suçlamalarına, haksız ithamlarına ve onların emrindeki devlet güçlerinin baskısına rağmen üniversite öğrencileri direnişlerini kararlılıkla sürdürüyorlar.

Son olarak Boğaziçi Üniversitesi’nin kütüphanesinde direniş sürerken, geçen hafta Perşembe günü üniversite öğrencileri kendilerine katılan diğer öğrenciler, siyasiler ve aydınlarla birlikte Kadıköy’de hükümete yönelik büyük bir protesto eylemi düzenlediler.

Eylem esnasında çok sayıda polisin olağanüstü güvenlik önlemleri aldığı ve bazı yerleri geçişe yasaklayarak tamamen kapattığı görülmüştür.

Bu gelişmeler, hükümetin ve sarayın tüm çabalarına karşın öğrencilerin direniş eylemlerini durduramadığını ve önleyemediğini, eylemlerin ekonomik sorunlarla birlikte tüm topluma yayılıp hükümete karşı büyük bir toplumsal patlamaya dönüşmesinden korktuğunu göstermektedir.

Alınan olağanüstü güvenlik önlemlerinin nedeni budur.

Bu yolla demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılması da önemli ölçüde zorlaştırılmaktadır.

Hükümet, bu tutum ve davranışlarıyla halkı korkutup yıldırmayı, muhalif kitlelerin kendisine ve politikalarına karşı yapılacak eylemlere kolayca katılmalarını önlemeye çalışmaktadır.

Ancak ekonomik durumun giderek bozulması, yaşam koşullarının giderek emeğiyle geçinenler için altından kalkılmasının olanaksız düzeye gelecek kadar ağırlaşması ve yapılan hukuksuzluklar ve yolsuzluklar nedeniyle artan toplumsal hoşnutsuzluk, hükümetin ve devlet güçlerinin muhalif toplum kesimlerine yönelik engellemelerinin giderek daha güçlükle sürdürülmesine neden olmaktadır.

Artık hükümet ve cumhur ittifakı hileli seçimlerle de sonucu kendi lehine kolayca değiştiremeyeceğini, eskisi gibi kolayca hileyle muhalif seçmenleri kandıramayacağını, kendi seçmenlerini ve taraftarlarını bile kolayca ekonomik durumun düzeleceğine dair ikna edemeyeceği için baskı ve tehdit yoluna, muhalif kitlelere dönük korkutma yoluna daha fazla girmiş bulunmaktadır.

Ankara’da üçü de eski ülkücü kökenli iki gazeteci ve bir politikacıya yapılan saldırılar da bu saldırılara fazla ese çıkarılmaması da bu anlayışın değişik bir uygulamasıdır.

********

2-
AKP İktidarının sürdüğü ve Cumhur İttifakı’nın devam ettiği bu günlerde ekonomik sorunlar iktidarı ve ittifakı günden güne zorlarken, halkın yaşam koşulları da günden güne zorlaşıyor.

Türkiye’nin üretim ekonomisinden uzaklaşması sonucu üretimin yeterince arttırılamaması, fiyat artışlarıyla enflasyonu yükseltirken, doların ve dövizin değerindeki yükselme de iç fiyatlara yansıyarak enflasyondaki yükselmeyi hızlandırıyor.

AKP Hükümeti, dövizin değerindeki artışı sınırlandırmak ve dövizin değerini düşürmek, enflasyonu dizginlemek için sermayenin baskısıyla faiz oranlarını arttırdıysa da, Türkiye’deki pek çok firmanın ve müteşebbisin borçlu olması ve faiz oranlarının yükselmeye devam etmesi nedeniyle borçlarının artmasından dolayı faiz oranlarındaki artışı dizginlemek ve durdurmak zorunluluğunu duymaktadır.

Son günlerdeki faiz karşıtı açıklamaların ve sözlerin en önemli nedeni budur.

Bunun yanında hükümet ve saray, yurtdışından istedikleri ekonomik kaynakları sağlayamadıkları için gittikçe daha sıkışık ve zor duruma düşmekte, sermaye çevrelerinin de giderek daha fazla eleştiri ve tepkilerine maruz kalmaktadırlar.

Bu gelişmeler karşısında halkın ekonomik durumu da günden güne bozularak kritik bir hal almıştır.

Bugün, yapılan bir araştırmaya göre Türkiye Halkı’nın % 71’i, yani yaklaşık 59 milyon kişi borçludur ve borçla yaşamaktadır.

Bu borçların büyük bir bölümü bankalara ve devlete olan borçlardır.

Bu borçların yanı sıra artan fiyatlar ve yapılan zamlar, tüm emekçiler ve çalışanlar için hayatı daha da zorlaştırmaktadır.

Bugün Türkiye’de kirayı ödeyemediği için evinden atılma tehlikesiyle karşı karşıya olan yüzlerce yurttaş bulunduğu gibi, çoğu yurttaş da gelirinin çok büyük bir bölümünü temel tüketim malları için ayırmaktadır.
Kimi yurttaşlar ise ekmeği ve tuzu bile veresiye ve borçlu olarak almakta, çarşı ve pazarda fazla kullanışlı olmayan ve atılmaya yüz tutmuş sebze ve meyveleri kullanmaktadır.

Gittikçe büyüyen işsizlik ve derinleşen yoksulluk karşısında iktidar ve saray kayda değer bir şey yapmayıp, sadece göstermelik yardımlarla günü kurtarmaya, eleştiri ve şikâyetleri terörizmle suçlayarak bastırmaya çalışmakta, açıklamalarıyla geniş halk kitlelerinin yoksulluğu ile alay etmektedirler.

Yandaş ve büyük medyada bu artan ve derinleşen yoksulluğu ve işsizliği görmezlikten gelmekte, kimi zaman bunun aksini iddia ederek halka yalan söylemektedirler.

İşsizlik, yoksulluk ve geçim sıkıntısı nedeniyle umutsuzluğa kapılarak intihara ve suça yönelenlerin ve dilenenlerin sayısı giderek artmaktadır.

Kapitalizmin neden olduğu işsizlik ve yoksulluk, Türkiye gibi ülkelerde hem kapitalizmin genel nedenleri; hem de bu ülkelerin özel nedenlerinden dolayı giderek daha yakıcı ve dayanılmaz hale gelmektedir.

Ülkemiz de bu ülkelerin içinde başlarda gelmektedir.

Halkın büyüyen ve artan sorunlarına karşılık AKP İktidarı ve saray, ellerindeki ekonomik kaynakları patronlar, diyanetin gerici projeleri ve eğitim politikalarını yaymak ve sarayın lüks ve gösteriş harcamaları için kullanmaktadır.

Sarayın bir günlük harcamasının bile büyük bir rakam tuttuğu bu ülkede, yoksulların durumu iktidarı ve sarayı hiç ilgilendirmemektedir.

İktidar ve saray, kendi harcamalarını karşılamak, patronlara destek olup onları kurtarmak ve yandaşların zenginliğini arttırmakla meşgul olup, buna karşı çıkanları ellerinden geldiğince susturmaya veya seslerini mümkün olduğunca duyulamaz hale getirmekle, halkı da yalan veri ve bilgilerle aldatmakla uğraşmaktadırlar.

Muhalefetin yeterince güçlü olmaması, toplumsal ve devrimci muhalefetin de yeterince örgütlü olmaması da hükümetin ve sarayın iktidarının uzamasına ve halkın geniş kesimleri üzerindeki bu baskının devam etmesine neden olmaktadır.

*********

3-
Geçen hafta iki gazeteci ve bir politikacıya saldıran saldırganlardan sadece bir kişi mahkemece tutuklanıp hapse atılmasına rağmen diğer saldırganlar hakkında İçişleri Bakanlığı’ndan ve hükümetten yeterli bir açıklama yapılmadı.

Saldırganların çoğunun yakalanmadığı ve herhangi bir işleme de tabi tutulmadığı görülüyor.

Bunun dışında İçişleri Bakanı’nın yaptığı kimi açıklamalar ve polislerin saldırıdan çok sonra gelmesi, cumhurbaşkanının saldırıya yönelik açıkça bir kınamada bulunmaması, bu saldırının hükümetin bilgisi dahilinde yapıldığını ve hükümetin bu saldırıyı bilmekle birlikte engel olmak için bir çaba da sarf etmediğini göstermektedir.

Nitekim cumhurbaşkanı adına kınama ise olaydan bir hafta sonra Numan Kurtulmuş tarafından yapılmıştır.

Söz konusu saldırının aydınlatılmaması ve saldırganların çoğunun yakalanıp kimliklerinin açıklanmaması, Türkiye’de Cumhur İttifakının ve AKP Hükümeti’nin açıkça suç oluşturan eylemleri yaptırtarak ve bu tür eylemlere göz yumarak suç işlediklerini ve suça göz yumduklarını gösteriyor.

Benzeri geçmişte de yapılan bu tür olaylar sonuç olarak iktidarı ve cumhur ittifakını oluşturan partileri de yıkıma sürükleyecek olayların kapısının açılmasına yol açabilecektir.

Bu saldırı da saldırıya uğrayanların siyasi kimlik ve özellikleri dikkate alındığında, saldırının amaçlarından birinin de AKP ve MHP’den ayrılıp Gelecek Partisi ve Deva Partisi gibi partilere geçişleri önlemek olduğu anlaşılıyor.

Ancak AKP ve MHP’deki erimeyi ve ilerde ortaya çıkacak çözülmeyi bu yolla durdurmak mümkün olmayacaktır.

Zaten AKP’nin kendi içinde, AKP ile MHP arasındaki anlaşmazlıklar ve çatışmalar artmıştır.

Ekonomik sorunların artması, dış politikada artan tıkanıklık ve sıkışma, devlet içinde paylaşılacak makamlar ve yağmalanacak kaynakların fazla kalmaması, bu çatışmayı daha fazla şiddetlendirmiştir.

Nitekim İçişleri Bakanı’nın attığı tweete Adalet Bakanı’nın gösterdiği tepkiler ve AKP içinden gelen tepkiler bunun bir kanıtıdır.

Önümüzdeki Mart ayında AKP Kongresi’nde Biden Yönetimi’yle de anlaşma isteğinin artması, kabine de yeni değişikliklere neden olabilir, bazı bakanların ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ nun bakanlığı sona erebilir.

*********

4-
ABD’de gergin ve tartışmalı geçen seçimler ve seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra 20 Ocakta Yeni Amerikan Başkanı Biden göreve resmen başladı.

Biden, eski başkan Trump’ un göçmen karşıtı ve ayırımcı uygulamalarını ve yasalarını iptal etmesine rağmen, Biden’ın başkanlığındaki demokratlardan fazla bir şey beklememek gerekir.

Biden’de ABD’deki kapitalist tekellerin ve Amerikan Emperyalizminin temel siyasetini sürdürmeye devam edecektir.

Yalnız uluslararası alanda daha farklı, daha kabul edilebilir yöntemler kullanacak, müttefikleriyle ilişkilerine ve diplomasiye daha fazla önem verecektir.

ABD’de seçimleri Biden’ın kazanıp Trump’ un kesin bir yenilgiye uğratılmasının en önemli tarafı ise faşizmin iktidardan uzaklaştırılarak geriletilmiş olmasıdır.

Ancak ilerde Trump’ un yerini alacak daha genç ve daha dinamik bir lider, bu ülkede faşist ve gericileri yeniden örgütleyerek güçlendirebilir ve daha büyük bir destekle iktidar olabilir.

Sonuç olarak gerek Trump İktidarı; gerekse son seçimlerde Trump’un seçimleri kaybetmesinden sonra yaşanan endişe verici siyasi gelişmeler, Kapitalizmin neden olduğu küresel sorunların Amerikan Halkını’ da daha fazla etkilediğini ve ülkede güçlü bir toplumsal muhalefetin ve devrimci bir odağın bulunmaması nedeniyle giderek işsizliğin ve yoksulluğun etkisine giren ve giderek te yozlaşıp lümpenleşen kitlelerin faşizme ve gericiliğe yöneldiğini, burjuva demokrasisinden de uzaklaştığını ortaya koymuştur.


özgecan cinayeti ile ilgili görsel sonucu

TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.



DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI