Kamber Gençtürk arkadaşımızı yitirdik.
Anısını, sonsuza kadar yaşatacağız.

Turgut Koçak

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

Son Güncelleme 19-11-2017 17:12

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ VE DİĞER LİNKLER

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


YAYINLARIMIZIN EKİM 2017 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

HESAP KİTAP BİLENLERE BAKIN SİZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 KASIM 2017

AKP Genel Başkanı bir grup zevatın önünde konuşuyor. Her şeye sebep hıyar, domates fiyatları değil, faizmiş faiz.

Dün CHP’nin Emek Çalıştayı ile ilgili düzenlediği toplantının bir benzeri başka bir salonda AKP’lilerce yapıldı. Bu toplantıda Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi asgari ücretin artışı ile ilgili olarak öyle bir şey söyledi ki tam anlamıyla evlere şenlik sözlerdi. Salonda bulunanlar artık kimlerdi bilmiyorum ama onları işaret ederek; “asgari ücreti arttırmak istiyorlarsa buyursunlar arttırsınlar, ellerini tutan mı var” dedi.

Önce şu hesabı kitabı Şam’dan dönen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine bakalım bir. Bulunduğu makam itibari ile aynı zamanda da Anayasa’yı da hiçe sayarak istediği gibi davranışlarıyla her şeye kadir olduğunu gördüğümüz muhterem; topu Merkez Bankası’na atıp sözüm ona yakayı sıyırmaya çalışıyor. Faizler yüksekmiş de, bu yüzden döviz fiyatları sürekli artıyormuş. Bugüne kadar Merkez Bankası’nın öngördüğü rakamların hiçbiri ama hiçbirisi tutmuyormuş. Bu yüzden de konuştuğu kimselere Merkez Bankası’nı şikayet ediyor. Orada kendisini dinleyenler bu sözlerin ne kadar aslı astarı olup olmadığını tartmışlar mıdır bilmiyorum ama onun öfkeli ve öğreten edasındaki sesi salonda çınladıkça salon daha da bir sessizliğe gömülüp adeta orada kimse yokmuş bir görüntüye bürünüyor.

Bu sözler niye söylenir, bu sözlerden ne amaçlanır kuşkusuz kendisi herkesten daha iyi biliyordur. Ancak bu sözlerinin ne inandırıcılığı var ne de bir gerçeği açıklamak için değeri.

Birincisi; diyelim ki Merkez Bankası Başkanı siz faizleri indirin diyorsunuz ama o burnunun dikine giderek faizleri indirmeyip piyasadaki sarsılmalara neden oluyor. O zaman bilmem neredeki bekçinin çalışmasına kadar müdahale edecek hakkı kendinizde görüyor ama Merkez Bankası Başkanı’nı görevinden alıp yerine istediğinizi yapacak birini atayamıyorsunuz? Bunu da Merkez Bankası’nın işleyişinde özerkliğe bağlıyorsunuz. Oysa Türkiye’de Gerçekler ortada, hiçbir kurumun ne özerkliği söz konusudur ne de böyle bir yönde adım atılabilir? Merkez Bankası da bu konuda farklı bir uygulaması olan bir kurum olmaktan AKP iktidarı eliyle zaten çoktan çıkarılmış bulunmaktadır.

Eğer Recep Tayyip Erdoğan bu konuyu bu şekilde gündeme getirmek gereği duyuyorsa ki duyuyor, kartopunun giderek büyüdüğünü kendi üstlerine heyula bir şekilde geldiği, ekonomide ortaya çıkacak altüstlüklerin sonuçlarının kendileri için ne gibi sonuçlar yaratacağını gördüğü içindir. Bu yüzden bu tavrının nedeni; kitlelere sanal sebepler göstererek en azından siyasi iktidarlarını sarsılmaktan ve hatta tepetakla olmasını engellemek gereksinimindendir. Yoksa Recep Tayyip Erdoğan’ın her şey iki dudağının arasından çıkacak söze bakar ve dediklerini harfiyyen uygulayacak birisini de ataması olasıdır.

Kaldı ki Merkez Bankası ekonomik gelişmelere paralel olarak faizleri arttırma yürekliliği gösterebilse ve de iktidardan çekinmemiş olsaydı belki de ne dolar ne de Euro bu kadar yükselişe geçmeye bilirdi. Bu yüzden de Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekten de ülkeyi hesapla, kitapla yönetmek istemediğinin bu konuşma en açık kanıtıdır.

Bırakalım ekonomi uzmanı olmayı, sıradan insanlar bile eğer bir ülkede sanayi üretimi başta olmak üzere, üretimin bırakalım yerinde sayması sürekli olarak düştüğü ülkelerde faizi durdurmayı hiçbir şekilde başaramazsınız. Çünkü dışalım için sürekli olarak sıcak paraya gereksiniminiz vardır, o para da sizin kasanızda olmadığına göre bir yerlerden bulmak zorunda olduğunuz için istenilen faizi yetmez garantisini vereceksiniz ki elin adamı size para versin. Bugün bu konuda da olağanüstü zorlanıldığından ipotek için ülkenin en önemli varlıkları Varlık Fonu’na laf olsun diye aktarılmamıştır.

İşin içine dış güçlerin manipülasyonunu da kattığınızda hiç kuşku yok ki önünüz daha da karanlık olacaktır. Bugüne kadar Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin hesap edemediği şey emperyalist/kapitalist dünyanın hükmünün nasıl işlediğini diğer sağ iktidarlardan beş beter daha doğası gereği görememiş, görmemiş olmasıdır.

Bu yüzden de en küçük bir sallantı bile ülkemizde 80 milyon yurttaşı etkileyen bir deprem niteliğindedir. Bu depremin şiddeti, sözüm ona hesap bilirler yüzünden 7-8 şiddetine çıkabileceğini ve Türkiye’nin ekonomik bir yıkımın tehdidi altında olduğunu kimse göz ardı etmemelidir.

Yukarıda da söylediğimiz gibi evlere şenlik bir Ekonomi Bakanı vardır. Söyledikleri komik değil, sonuçları itibariyle trajikomiktir. Ülke ekonomisini vasat noktada bile olsa ayakta tutmak istiyorsanız en azından tarımı öldürmemeniz gerekirdi. Oysa bugün AKP iktidarı eliyle dün ürettiğimiz ve hatta dışsatışını yaptığımız ne kadar tarım ürünü varsa bugün dışardan alımını yapmaktayız. İş böyle olunca da ne palavralar palavra olmaktan çıkmakta, ne üreticilerin, ne işçi ve emekçilerin derdine merhem olunamamakta, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de asgari ücretin arttırılması ile ilgili salondakileri işaret ederek; “asgari ücreti arttırmak istiyorlarsa buyursunlar arttırsınlar, ellerini tutan mı var” diyebilmektedir.

Bizler de bu sallama sözleri hesap kitap bilenlerin ağzından dinleyip durmaktayız ki; bu terazi bunca ağırlığı çekmez, çekemez…

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor. Aynı konuşmayı bugüne kadar kaçıncı kez yineledi sayısını unuttuk. Malum bir süphaneke yüzlerce tekrarlanır da bu dinci kesimin kafasına nasıl öyle çakılı kalırsa Sayın Erdoğan’da İmam Hatip kökenli olduğu için bu işi iyi biliyor ve aynı şeyleri yineleyerek ancak yandaşlarının kafasında kalacağına inanıyor. Neymiş efendim? Kılıçdaroğlu hesap kitap bilmiyormuş, bu yüzden de kendi döneminde SSK’yı 2,5 milyar zarara sokmuş. Gerçi o dönemin SSK’sının zarara uğramasının hesapla kitapla ilgisi yok ya neyse. Muhterem bu açıklamalardan medet umuyor olmalı ki verip veriştiriyor. Her şeyden önce o dönemi iyi bilenler insanların 38-44 yaş aralığında emekli olduklarını da iyi bilirler ama nerede Sayın Erdoğan’ın o dönemin sosyal ve toplumsal konumunun analizini yapabilme yetisi sormak gerek.

TEFE-TÜFE karıştırıp zararı 42 milyar liraya çıkarsa da bu zarar çalmaktan, çırpmaktan ya da ne bileyim istismardan kaynaklanmıyor. Tam tersine sistemin doğrudan kendisiyle ilgili. Şimdi ise emeklilik yaşı olmuş 65 ama zarara bakarsanız 20 milyarı geçmiş. Dahası AKP döneminde zararlar incelendiğinde içinde her halt var. Çalma var, çırpma var, vurgun var, talan var. Eğer hesaptan konuşuluyorsa hesap bu gerçekler ışığında yapılır. Yoksa topluma günde yüz kez Elham okur gibi okumakla değil. İşin daha da kötüsü nedir biliyor musunuz? AKP iktidarının harcamalarının denetiminin bile Sayıştay’ın denetiminden geçememesi ya da Şayıştay’ın devre dışı bırakılıyor olması. Kim hesap bilir, kim bilmez eşyanın doğası gereğidir birazda. Öyle ya sizin eğitiminiz nedir ki Sayın Erdoğan bu kadar yüksekten atıp tutarak kamuoyunu meşgul edip duruyorsunuz?

Madem bu kadar hesap bildiğinizden eminsiniz, Kemal Kılıçdaroğlu sizden kaçmıyor ki tam aksine her fırsatta sizi konuyu tartışmaya çağırıyor ve diyor ki “istediğiniz kanalı siz seçin, en güvendiğiniz gazetecileri de çağırın tartışalım kim hesap biliyormuş kim bilmiyormuş görelim, karizmadan söz ediyorsun ya karizmanı çizeyim.” Peki, siz ne yapıyorsunuz? Bugüne kadar bu çağrıların bir tekine bile yanıt vermiş değilsiniz. Hocanın süphaneke tekrarladığı gibi aynı şeyleri efsunladığınız yandaşlarınıza anlatıp duruyorsunuz.

Oysa siz bunları yineler dururken Türkiye’nin emperyalist dünya tarafından nasıl kuşatıldığından ve işin bu noktalara kadar nasıl geldiğinden haberiniz bile yok. Öyle ya bir şeyi anlamak için illa da gözünüze batırılması gerekir.

Bugünlerde tartışmanın gündemine oturan Norveç’te yaşanan NATO tatbikatında düşman olarak belirlenen hedeflere Atatürk ve sizin resimlerinizin konması oldu. Şimdi kalkmış bunları Kabul edilemez, yok şu yok bu diye devinip duruyorsunuz. Oysa işlerin bu noktaya gelmesinde sizin payınıza düşeni görebilseniz sorunu daha iyi anlayacaksınız ama nerede o bakış açısı nerede o dünya görüşü? Siz ki emperyalizmin güdümünde bölgemizde onca politikalara imza attınız. Yetmedi emperyalist güçler adına BOP Eşbaşkanı bile oldunuz. İşlerin Nereye varacağı konusunda öngörünüz olmaması bir yana bu işe çoktan payanda politikalarınızla bugünkü ortamı yarattınız. Şimdi Türkiye kamuoyuna ABD’nin, saldırı ve savaş örgütü NATO’nun herzelerinden yola çıkarak derdinizi anlatmak için uğraşıyorsunuz.

Norveç’e gönderilen 40 nitelikli asker olayların bu boyuta gelmeden önceki halinden çok mu habersizlerdi de Atatürk ve siz düşman hedefler noktasına oturtulduğunuzda haberleri oldu? Kusura bakılmasın ama bir zamanlar 11 askerin başına çuval geçirildiğinde o zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök salt Amerikalıları korumak için “bu bir münferit olay” derken size sorulan soru üzerine sizin ağzınızdan çıkan sözü de unutmuş değiliz. “NE NOTASI MÜZİK NOTASI MI?” Şimdi kalkmış aynı görevde olan Hulusi Akar Bey olayı duyunca askerimizi hemen çektik de falan filan. İşin geldiği boyutun her aşamasında politik sorumluluğunuz var. Hesap biliyorsanız, bunları da biliyor olmalısınız.

Bir de Ana muhalefet partisi adına Özgür Özel’in açıklaması da o bildiğimiz klasik açıklamaların ötesinde bir açıklama değil. Değil, çünkü bu işin boyutu bu skandalı yaratanların dünya kamuoyu önünden cezalandırılmaları ve NATO adına sıkı bir özür dilenmesinin çok ötesinde. Her şeyden önce burada NATO gerçeğini anlamlı bir şekilde masaya yatırmadan öyle şununla bununla geçiştirilecek bir durumla karşı karşıya olmadığımız çok açık.

Bu yüzden de sizler NATO ile ilgili özür noktasına Ancak 2017’lerde geldiniz ama daha NATO’nun kuruluş döneminde bu ülkede NATO’ya karşı çıkan onurlu bilim insanları ve politikacılar olduğunu da biliyor olmalısınız. Niçin NATO’dan çıkılması gerektiğini topluma 1965’lerde Türkiye İşçi Partisi’nin ‘NATO’ya HAYIR’ kampanyası sırasında topladığı imzalar sanırım TBMM’nin arşivlerindedir.

Biliyoruz burjuva siyasetçileri olarak her şeyi sineye çekebilir, NATO gibi saldırgan bir paktın içinde kalınması için bin bir dereden de su getirmek doğrultusunda göbek çatlatabilirsiniz.

Ancak gün gelir hesap kitap bilmediğiniz yüzünüze bir tokat gibi iner ve işte o zaman dünya kaç bucakmış görürsünüz…

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  MERZİFON EŞEĞİ YA DA MARAŞ DONDURMACISI KILIKLI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

 Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 KASIM 2017

Bir iktidar düşünün ki; 16 yıldır işin başında kendisi değil de başka birileri vardır, o da olumsuzlukların bir bir eleştirisini yapmaktadır.

Bir iktidar düşünün ki, İstanbul, Ankara gibi kentlerde çeyrek asırdır belediyeyi elinde bulundurmaktadır ama niyeyse o kentin içine eden başkalarıymış gibi davranmakta ve de davranmaya devam etmektedir.

Sözün özü şudur; AKP iktidarı talan iktidarı olduğu için rant ve talan hesabında kimsenin eline su dökemeyecek kadar kendisini geliştirmiş bir uzmanlar topluluğuna dönüşmüştür.

Ancak mızrak çuvala sığmadığı zaman ne olacak peki?

Ne olacak; asıl suçlu olarak kendilerini ele vermemek ve başkalarını suçlu göstermek için her türlü yalanı yüzleri kızarmadan söylemeye devam edeceklerdir.

Onlar da zaten şimdilerde bunu yapmaktalar…
 


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-14

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-15

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU

Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI