TSİP: FAŞİZME GEÇİT VERMEYECEĞİZ TSİP: FAŞİZME GEÇİT VERMEYECEĞİZ. TSİP: FAŞİZME GEÇİT VERMEYECEĞİZ TSİP: FAŞİZME GEÇİT VERMEYECEĞİZ


Son Güncelleme 02-09-2014 14:54

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCİALİST WORKERS PARTY OF TURKEY

DELLA TURCHIA SOCİALİST WORKERS PARTY

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

TURQUIE PARTİ SOCİALİSTE OUVRİER

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

ΚΌΜΜΑ ΕΡΓΑΤΏΝ ΣΟΣΙΑΛΙΣΤΙΚΌ ΤΟΥΡΚΙΑ

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

SOSYALİSTA MANGGAGAWA PARTİDO NG PABO

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

 


PARTİMİZİN 1993 YILI

3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI,

TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ
LİNKLER
SİTEDEN mp3 DİNLE

GENÇ SOSYALİST DERGİSİ'NİN TÜM YAZILARINI PDF FORNMATINDA OKUYABİLİRSİNİZ.

YAYINLARIMIZIN

AĞUSTOS 2014 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


TSİP

ADAY ÜYELİK BAŞVURU

FORMU

TSİP Aday üye kayıt formu


GENEL MERKEZ

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...

Sosyalizm Ve Savaş-  Lenin.pdf
Lenin'in Bütün Dünya Kadınlarına Vasiyetleri
Nazım Hikmet Bütün Eserleri 1.pdf
Türkiye Büyülü Hapishanem - Yalçın Küçük
FELSEFE SÖZCÜKLERİ

EMPERYALİZM NEDİR? - 1

EMPERYALİZM NEDİR? - 2

EMPERYALİZM NEDİR? - 3

SİTEMİZDEKİ DİĞER YAZILAR

BİZİM ŞİİRLERİMİZ... BİZİM ŞAİRLERİMİZ...

LENİN FOTOĞRAFLARI

AZİZ NESİN KİTAPLARI

Kadife ‘Devrimci’ Soros Paşa

FELSEFE ÜZERİNE 43 KİTAP

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN MARKS


GERÇEK YAYINLARI

EĞİTİM DİZİSİ

BROŞÜRLERİ

    
   
   
PARTİMİZ HAKKINDA HER ŞEY

PROGRAM VE TÜZÜK

NEDEN Türkiye Sosyalist İşçi Partisi?- 1

TSİP'İ TANIYOR MUSUNUZ?- 2

TSİP'İ TANIYOR MUSUNUZ?- 3

TSİP TARİHİNDEN -1

TSİP TARİHİNDEN-2

12 EYLÜL ÖNCESİ TSİP AFİŞLERİ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ SOSYALİST SOLUN PUSULASI
37. YILINDA TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

NEDEN SOSYALİZM

SOSYALİZM YOLUNDA TSİP

KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
36.YILINDA TSİP/TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ KOMİTESİ / 2
36.YILINDA TSİP/TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ KOMİTESİ / 3
36.YILINDA TSİP/TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ MERKEZ KOMİTESİ / 4

1 MAYIS 2012 COŞKUYLA KUTLANDI

ONURLU VE KOCA YÜREKLİ İNSAN: TÖB-DER GENEL BAŞKANI GÜLTEKİN GAZİOĞLU
15-16 HAZİRAN 1974 TSİP’İN 38. KURULUŞU YILI


15-16 Haziran 1974'den...  15-16 Haziran 2014'e...

40.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

"BÜYÜĞÜMÜZDÜR DİNLER"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

2 EYLÜL 2014

ABD, Almanya, İngiltere çeşitli konularla ilgili Türkiye'yi dinlemiş ya AKP iktidarının çıtı çıkmıyor. Sonunda Lefkoşe Havaalanına inen Recep Tayyip Erdoğan'a Cumhurbaşkanı sıfatı ile dinleme konusunda ne düşündüğü soruluyor. Yanıtı kısa ve öz ol. "Büyük devletler dinler" dedi. Siz bunu daha açık hale getirin ve büyüğümüzdür dinler olarak anlayın.

İçerde adeta kasırga gibi esen Recep Tayyip Erdoğan iş ağababalara gelince bıçağın önüne yatırılmış kuzuyu andırıyor ve zülfüyare dokunacak tek söz etmeksizin dinlenilmiş olmanın olağan olduğunu söyleyebiliyor. Bugün en küçük devletler bile böyle bir dinlemeye karşı sert bir üslup takınırlarken acaba ne oluyor da Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'nin eniği cücüğü kuzu kesiliyor dersiniz?

İnsan aklı işte, insanın aklına neler gelmiyor neler. Biz aklımıza gelen bazı şeyleri burada yazalım. Bir kez Recep Tayyip Erdoğan da biliyor ki, kendisi ve "eski" partisi AKP ile ilgili ne var ne yok başta ABD ve öteki sözümona müttefik ülkelerin hepsi sözcük sözcüğüne biliyorlar. Çünkü eğer birilerini birileri iktidar koltuğuna taşımışlarsa; o günden bugüne ona her dediklerini yaptırmışlarsa ve de içlerinde yeteri kadar bilgi sızdıran adamlar varsa bunlar dinlenilse de dinlenilmese de zaten o ülkeler ne olup bittiği konusunda her bilgiye sahiptirler. Bu yüzden Recep Tayyip Erdoğan demek istiyor ki, dinleseler ne olur, dinlemeseler ne olur onlardan saklımız, gizilimz mi var ki? Gerçekten de şöyle bir düşünüldüğünde hak vermemek elde değil. Çünkü 12 yıldır AKP iktidarı, dinleyen ülkelerle öyle içli dışlı olmuş ki, ayrıca zahmet edip de dinlemeye bile gerek yok ya Amerika, Almanya, İngiltere bu; onlar yinede kendi hesaplarına temkinli davranıp farklı bir dinleme yapmak gereği duymuşlar.

Bu dinleme olayı kamuoyuna yansıyınca; ister istemez AKP iktidarının da bir şeyler demesi gerekir. Sonuçta bir bakan çıktı ve dinleyebileceklerini, bizim MİT'İn de dinletmemesi gerektiğini söyleyerek sözümona MİT'i eleştirerek zevahiri kurtarmaya çalıştı. Ancak her şeyin kendisinden sorulduğu büyük büyük çok büyük adam Recep Tayyip Erdoğan dünya gezisine çıktı ya ilk iş Kuzey Kıbrıs'a giderek konu ile ilgili daha anlamlı sözler söyleyerek bir anlamda da Türkiye'yi ne hale getirdiklerini açıklamış oldu. Büyük devletler dinlermiş ya, zatı muhteremin ağzından bu sözler o kadar kolay çıkıyor ki, sanırsınız Türkiye'nin Cumhurbaşkanı değil de kendisine bölge valiliği verilmiş biri.

Aslında konuyu çok da önemsemek gerekmiyor. Çünkü Kürecik'e kurulan radarlar, yerleştirilen patriotlar, Amerika ve öteki müttefiklerle girilen ilişkiler perşembenin gelişini çarşambadan belli ediyordu ama insan böyle bir durum ortaya çıktığında yine de bir irkiliyor ve sorumlulardan hesap sormak gereksinimi duyuyor. Oysa işin özeti şu; Türkiye'nin emperyalist güç odakları ile girdiği ilişkinin özüne baktığınızda olup bitenlerin hiç de yadırganacak bir yanı yok. Ülkeyi moloz haline getirmiş olanların politikaları sonucu ortaya çıkan olumsuzlukları tek tek ortadan kaldıracak ve de bir daha böylesine onursuz durumlara düşülmeyecek politikaları ancak ve ancak sosyalistler gerçekleştirebilir, gerisi bilmem neden tayyaredir.

Burası Türkiye her şey olabilir denilir ya gerçekten de bu sözü aşan olayları bile çoktandır yaşıyoruz. 17-25 Aralık operasyonlarında isimleri geçen 96 kuşkulu için takipsizlik kararı verilerek yolsuzluk dosyasının kapatılması için ilk büyük adım atılmış oldu. Onca kanıtlar, Mehmet Cengiz'in yurttaşların anasını bellemesi, sıfırlanan milyonlarca dolar ve sıfırlanamayan 30 milyon Euro, ayakkabı kutularında çıkan paralar, para kasaları, ihale yolsuzlukları, alınan rüşvetler hepsinin hepsinin üstüne AKP iktidarı ve Bay Recep Tayyip Erdoğan sünger çektirtti ve aynı saatlerde de bu operasyonlara imza atmış olan 33 kişi gözaltına alınıp casusluk, iktidara karşı darbe planlamak vb nedenlerle gözaltına alındılar. Yani bu iktidarın elinde yargının ne hale getirildiğini ve de getirilmek istendiğini açıkça seyrediyoruz. HSYK üyeliği için yapılan seçimlerde de iktidar boğazına kadar yargıyı hızaya getirmek gibi bir çabanın çamuruna batmış durumda. Bu yüzden kendi adaylarını kazandırmak için iktidar her yola başvuruyor. İktidarın harekete geçirdiği başsavcılar bu nedenle ortalıkta fink atıyor.

Değerli okurlar, size diyebilirler ki artık böyle bir ülkede yaşıyorsunuz alışın!

Böyle bir ülkede yaşadığınız doğru da alışma eylemine gelince işte orada duralım.

Ne derler alışmış kudurmuştan beterdir.

Eğer bu çağrıya uyar alışırsanız burada saymaya gerek duymadığım her türlü onurlu insan olma halini de üstünüzden çıkarıp atmış olursunuz.

Varsın zarar görelim, varsın hak ettiğimizi düşündüğümüz makamlara çıkamayalım, varsın önemli zorluklar yaşayalım ama asla alışmayalım asla!

Fotoğraf: FAŞİZM ÖZLEMCİSİ TAYYİP'E DUR DİYORUZ...
FAŞİZME GEÇİT VERMİYORUZ...

OYUMUZ, SN. PROF.DR. EKMELEDDİN İHSANOĞLU'NA

FAŞİZME GEÇİT VERMEYECEĞİZ...

NOT: KİTLE DERGİSİ M 2014  141.SAYI YAZISIDIR.

HAZİRAN 2014

HÜZÜNLÜ ŞENLİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Önümüzdeki günler gerçekten de hüzünlü şenlik günleri olacak. Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ikilisinin neler yapabileceklerini görecek hem şenliklenecek hem de hüzünleneceğiz.

Niye derseniz; bazıları Abdullah Gül'ü bile Recep Tayyip Erdoğan'ın önünü kesebilecek Çankaya'ya aday olarak düşündü. Gerçi Abdullah Gül ara ara şimdi de Türkiye gezisine çıkıp ben de varım yönünde iletiler vermedi değil, verdi ama bana kalırsa bunların hepsi hesap. Hepsi hesap diyorum çünkü bunlar yol arkadaşlığına birlikte çıktılar. Abdüllatif Şener gibi bazıları AKP'nin suçlarına ortaklık edemeyeceklerini anladıklarında yollarını da ayırdılar ama Abdullah Gül öyle mi? Gül Çankaya'ya çıktıktan sonra da oturduğu koltukta AKP'nin onay merci olarak görev yaptı. AKP, önüne neyi getirdiyse imzalayıp geçti.
Hiç kuşku yok ki, Recep Tayyip Erdoğan'la Abdullah Gül arasında su sızmıyor dersek olmaz, yanılırız.

Birçok konuda çatlaklar var. Ama bu çatlaklar şimdilik yapıştırılamaz çatlaklar değil. Dolayısıyla birlikteliklerinin gereği olarak su sızdıran yerler varsa kolaylıkla yapıştırılacaktır.

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Çankaya adaylığı en kabuledilebilir adaylık mı, uluslararası bir projemi bu tartışmalara da girmeyi zaman kaybı sayıyoruz. Çünkü Türkiye'deki siyaseti düzenleyen hangi adım ya da adımlar proje değildir diye sormak gerek. Ya da ne bileyim şöyle diyelim; bugüne kadar bir ikisinin dışında Çankaya ne zaman proje olmamış ki?

Şenlikleneceğiz diyorum, çünkü o kadar çok tartışacağız ki, solculuğumuz, sosyalistliğimiz, gericiliğimiz, ilericiliğimiz, dinciliğimiz, laikliğimiz hepsi hepsi birbir ortaya dökülecek. Kimin gönlü neyi nasıl istiyorsa o yönde hayırlı sözler edecek ya da en keskin sözlerle keskin sirke küpüne zarar örneğinde olduğu gibi küpler çatlatacak sözler edecek.

Bu arada bütün ülkeyi yasa boğan Türkiye'nin en büyük maden kazası Soma'da olup bitenler ve maden işçileri ve yakınlarının yaşadığı acının yarası kabuk bağlamakla kalmayacak verileceği ileri sürülen hakları bile verilmeyip işçi yurttaşlarımız ve aileleri dar günlerin içine itiliverecek. Aylardır ayakta olan Yatağan Termik Santrali işçilerinin direnişlerine karşın özelleştirilmiş olmasını da bir kalem geçip yeni şenliklere yelken açacağız.

Bizzat AKP iktidarınca desteklenen El Nusra, El Kaide, IŞİD ve Müslüman Kardeşler Örgütü gibi terör örgütlerinin dereler dolusu kan akıtmalarını da fazladan önemsemeyecek, Recep Tayyip Erdoğan yasağına da uyup; yazmadan, çizmeden, konuşmadan günler geçirerek belki de eşek şakalarıyla zaman doldurmak gibi bir hafifliğin yelkeninde kendimizi tatil yörelerine atıp kafa dinleyeceğiz. Hem bize neymiş, Suriye'de Irak'ta ya da bilmem nerede insanlar boğazlanıyor ve derelerboyu kan akıtılıyormuş. Bu terör örgütleri AKP'nin kankası olup bunlara her türlü silah, yiyecek, barınacak olanaklar sunulması ve 2013 yılı toplanan vergilerin tamamına yakını kadar parasal yardımın da yapılmaması bizi ilgilendirmemeli cin çakmak olup çıkmamalıyız. Daha doğrusu hüzün şenliğimizin içinde fütüvvet şeyhi gibi yuvarlanıp gitmeliyiz ki, kimsenin tavuğuna kış dememek felsefemiz olsun…

Ha bu arada çalan çırpanlar başımızda karakuş gibi dolanıyorlarsa buna da kafa takmaya gerek yok. Ne diyor himmetli ve hürmetli halkımız: "Bal tutan parmağını yalar", "Çalmayan mı var", "Çalıyor çalıyor da iş de yapıyor". Bu sözler karşısında donup kalsak mı bilemedik ama ne diyelim yine de biz hüzünlü şenliğimize baksak iyi olacak.

Ah bu büyük büyük filozoflar yok mu bizlerin kanına girmişler. Size kim dedi, "böyle gelmiş böyle gitmez", "Her şey değişip akmada bu beni hayran bırakmada" diye bir kütüphane dolusu laf edip yüreğimize kor ateşler salın diye? Ne güzel bir Recep gelip, bin Recep gidecek rahat rahat devletlü olup zenginlikleri arşı alaya çıkacakken bizler kalkıp tekerlerine çomak sokuyor, halkın aklını karıştırarak kral çıplak diye bağırarak alışılmışı bozmak için uğraşıyoruz niye?

Eee bir kez kanımıza haksızlığa karşı çıkmak virüsü girmiş ya, şenlikli hüzün de bizi kesmez. Eşyayı adıyla çağıracak, öyle yarım yamalak değil, hakkıyla bir mücadele örgütleyerek halkın gözünde bir seçenek olmayı başaracağız. Öteden beri komşunun tavuğunu kaz görme kıskançlığı ile aklımızı boğup dururuz ya, bu illetten de bir an önce kurtulmalı ve işimize bakmalıyız.

Madem sosyalistiz, madem gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan ekmek gül ve hürriyet günleri için savaşıyoruz, o zaman Ekmeleddin Bey'i de es geçelim demiyorum ama bu kadar da yeri yerinden oynatmayalım.

İşimize gücümüze bakar ve tartışmasız bir sosyalist örgütlülük yaratırsak o denli etkili olur ve toplumun karşısına da o güvenle çıkarız…
 

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

SINIFSAL İÇGÜDÜ ÜZERİNE İKİ NOT

İDRİS KÖYLÜ

(AZ GELİŞMİŞLİĞİN KAPİTALİZMİ Mİ, KAPİTALİZMİN AZ GELİŞMİŞLİĞİ Mİ?)

Soma kömür madenindeki sonucu önceden kestirilebilen kitlesel katliamın dördüncü günü biterken, yazılı ve görsel medyada haberler, yorumlar, açık oturumlar birbirini izledi. Toplumsal “acıma algısının yaratılmasında” medyanın oldukça başarılı olduğu teslim edilmelidir. Oğlunu, eşini, yakınını kaybedenlerin acıları sömürünün sarmalında bir görselliğe dönüşüyor, en muhalif olanların tepkileri, olayı duyurma biçimleri ve yorumları bile “işverenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığının” ötesine geçmiyor. Katliama duyulan tepkinin yarattığı iktidara yönelik öfke iktidar sahipleri tarafından tekme-tokatla karşılık bulurken resmi güçler yine biber gazlarıyla, tomalarıyla acılı insanların içgüdüsel tepkilerine göz açtırmıyor. İktidarın resmi güçleri olay yerini, maden ocağı çevresini kuşatıp kuş uçurmazken, gerici güruh katliamda yaşamlarını yitirenlerin yanında yer almaya gelen aydınları kuşatıyor. Sakallı, sarıklı, cüppeli yandaşlar sözüm ona öfkeli kalabalığı “dua edelim” diyerek teskin etmeye çalışıyor. Medyanın olayı veriş biçimi ve izlediklerimiz aşağı yukarı bunlar.

“Muhalif tepki” olayı protestocu genci tokatlayan, bir başka protestocuyu “başbakanı yuhalarsan tokadı yersin” diye tehdit eden başbakan ile sokakta alenen bir göstericiyi tekme tokat döven müsteşarının “ tahammülsüzlüğüne” bağlıyor. Belki görünenin açıklanması “medya mantığı” diye geçiştirilebilir ancak durum sadece olayı tiraja çevirmeye çalışan medyada görülmüyor, “sol” olma iddiasındaki yaklaşımlar da bundan farklı değil. “Ah şu Tayyip bir gitse her şey düzelecek”… Sorunu “Tayyip sorununa” indirgeyen “sol” olma iddiasındaki küçük burjuva kafa kapitalist sistem içinde olayı değerlendirmek ve çözüm önermek yerine, sorunu sistemin görevlilerinin tahammülsüzlüğüne indirgemekle sistemin övgüsünü de hak ediyor. Hatta bu bakış açısının sahipleri “Tayyip'ten kurtulma adına” bir CHP- MHP ittifakını da olası en yakın çözüm olarak görmektedirler. Yağmurdan kaçanların doluya tutulmaları halinde başkaca hangi harika çözümler üretecekleri ve önerecekleri de şimdiden merak konusudur.

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:
 

AK PARTİ Mİ? AKP Mİ?

Rahmi Yıldırım


Çifte standarttan, oportünizmden, ikiyüzlülükten arınmış bir siyasetçi görmek kısmet olmayacak anlaşılan.

Başbakan Erdoğan da çifte standart ve oportünizmden yana eskileri aratmadı, aratmıyor. Eskilerden farkı, bir de ağzının bozuk olması. Bir farkı da devleti bunca yıldır yönetmesine karşın olgunlaşmaması ve hoşgörüsüzlükten yana eskileri fersah fersah geride bırakması.

Partisinin kapalı toplantılarında bendelerine nasıl hitap ettiği bir yana, açık kamusal toplantılarda öyle laflar etti ki, ömrünün sonuna kadar peşini bırakmaz, yakasından düşmez.

Almanya’daki toplantıda, parasını yeşil dolandırıcılara kaptırmaktan yakınan işçi için “Çağırın şu sahtekârı, ne diyor?” demişti.

Mersin’de tarım politikalarından yakınan çiftçiyi “Lan terbiyesizlik yapma, ananı al git!” diye azarlayıp dövmekten beter etmişti.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarında görüntü almak isteyen muhabiri “Terbiyesizlik edepsizlik etme!” diye azarlamıştı.

Daha neler neler...

En ufak eleştiri sahibine ya “edepsiz” dedi ya da “çirkin”.

Sözlüklerde edep, “terbiye, kibarlık, utanma” diye açıklanıyor. Edepsizlik ise, utanılacak işleri sıkılmadan yapmak diye anlatılıyor. 

Yani öyle geçiştirilecek hafiflikte bir hakaret değil.

Bir keresinde dilinin altında bakla bırakmadı, “edepsizlik” eşiğini de aştı. TBMM’de Kemal Abi’sine eleştiride bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a “İddiasını ispatlamayan... Oraya işte ben üç tane nokta koyuyorum!” diye karşılık verince Baykal’ı da çileden çıkardı. Günler geçmiş Baykal’ın öfkesi geçmemişti. Üç gün sonra Baykal da dilini serbest bırakıp, “O üç nokta, Başbakan'ın yakasında yerini almıştır. Onu, uygun görüyorsa, yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir. Ben yakasına koydum” deyince Tayyip Erdoğan suskun kalmıştı.
 

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

"İSRAİL DÖLÜ"

Bizim ülkemizdeki yönetimin dünyada bir örneği daha yoktur. Recep Tayyip Erdoğan Soma'ya gitti. Protesto edileceği gün gibi ortadaydı. 

Ocakta 800 kişiye yakın insan kalmıştı. Bunların önemli bir bölümü çıkarılmış ve yaşamlarını yitirmiş olmalarına karşın resmiyet yalan söylüyordu. Utanmasalar Soma defterini kapatacaklar, işçileri betona çakıp ocakta bırakarak ölen kalan belli olmayacak unutulup gideceklerdi. Bu gerçeği madenci aileleri biliyordu, bu yüzden de toplanmışlar Başbakan'ı protesto ediyorlardı. Ortalık özel korumadan, özel harekat personelinden, polisten ve askerden geçilmiyordu. Başbakan kendisini protesto eden madencinin üzerine yürüdü. "Başbakan'a yuh çekersen tokadı da yersin" diyerek tekme tokat girişebiliyor ve de protestocuya "İsrail dölü" diyerek oradaki kalabalığın arasından zor ayrılarak bir marketin manav bölümüne sığınmak zorunda kalıyordu. 

Benzer akıl almaz saldırı bizzat Başbakan tarafından orada da gerçekleştiriliyor ve Recep Tayyip Erdoğan'ın nasıl bir ruh halinde olduğunu dünya alem bir güzel görüyordu.


YAZININ TAMAMI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

 "SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR,

KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


SİTEDEN mp3 DİNLE

SİZLER İÇİN, DÜNYA DEVRİM ŞARKILARI DAHİL OLMAK ÜZERE

TOPLAM 75 ADET mp3 EKLEDİK.

ŞARKILARI BİLGİSAYARINIZA DA İNDİREBİLİRSİNİZ.

SAYFA BAŞI