PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ (sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER. ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


AB'DEN HİBE ALAN SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ,

ALÇAK'DIR. LİBERAL'DİR. İŞBİRLİKÇİ'DİR.


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

46. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ


FAŞİZME KARŞI

DEMOKRASİ

SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI

SOSYALİZM

PRchecker.info

PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

İZMİR İLÖRGÜTÜ

SATILMIŞ AKGÜN (BAŞKAN)

Fevzipaşa cad. 1368 sokak No: 1 kat: 8 Daire: 804 Basmane

(Diş Egitim Hastanesinin karşısında)

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

KONAK İLÇE ÖRGÜTÜ

Fevzipaşa cad. 1368 sokak No: 1 kat: 8 Daire: 804 Basmane

(Diş Egitim Hastanesinin karşısında)

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

46.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com/a>


YAYINLARIMIZIN EYLÜL 2020 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
SOSYALİST SOL SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
MUHALEFET NASIL YAPILIR?
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?
KARŞIDEVRİMCİLER
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?

TOPLUMU UYUTMA YOLLARI

HDP KAPATILSIN DİYENLERE
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
HAFIZA TAZELEME: MENDERES NEDEN İDAM EDİLDİ
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…

KÜLTÜREL MİRAS DEDİĞİN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 EKİM 2020

Bir kentin meydanları, sokakları, yapıları, kültürel etkinliklerinin yapıldığı yerler, alanlar her şeyi ama her şeyi geçmişten günümüze kadar getirilmiş ve bizlere bir sonraki kuşaklara teslim edilsin diye teslim edilmişse kabul edelim ki onlar bizlerin kültürel miraslarıdır.

O kültürel mirasları koruyan ve kollayanlar olduğu gibi yakıp yıkıp geçenler ve içine tükürüp çıkanlar da vardır kuşkusuz. Hele kapitalist sistemde vurgun vurup cukkayı doldurmak için ortaya atılanların ise hiçbir kültürel değere önem vermedikleri, çiğneyip geçtikleri pek çok örnekle karşılaşmamız olasıdır bizim ülkemizde. Öyle ki Ürgüp’te kayaların içine oyulan yerlerde ne çok kültür mirası barbarca talan edilip yok edilmiştir ki aklın havsalanın alacağı bir şey değildir. Ne çok tarihi eser korunamamış dolayısıyla yarınımıza da miras bırakılamamıştır ne yazık ki.

Bunları söyledik ya biliyorsunuz Çamlıca tepesine 60 bin kişilik bir cami yapıldı. Burası İstanbul’un görkemli bir tepesinin yok edilmesinin ötesine geçmedi fakat insanoğlunun asırlar geçse de unutamayacağı bir yapı değildi mesela. Bu yapı hiçbir şekilde Mimar Sinan’ın yaptığı camilerle değil boy ölçüşmek, onların yanında adı bile geçmez ama bu da sonuçta bir yıkım abidesi sayılır o kadar.

Bir iktidar düşünün ki İstanbul 25 yıldır yönetimlerinde kalmış, merkezi iktidar ise 18 yıldır ama İstanbul’da kültürel miraslarımız tek tek yok edilerek talan edildiği gibi o konuşan sokaklarımız, alanlarımız, eski yapılarımız vs. de yok edilip geçilmiştir çünkü talan ekonomisi egemen olduğu için bütün değerlerin ranta kurban edilmesi öncelikli olarak benimsenmiştir.

Evet, Taksim Meydanı İstanbul’un hatta ülkemizin hafızasıdır. Ancak bu hafıza silinip atılmak istendiği için AKP’nin belediye elinde olduğu dönemlerde çiğnenip geçilmiş, orası bir beton denizine çevrilivermiştir. AKP merkezi iktidarı şimdi de buraya cami dikmek için yoğun bir çalışma içindedir. Burada inşaatı devam eden bir cami ile ne zamandan beri yapılmaya çalışılan bir kültür merkezi var.

AKP iktidarı Taksim’e bir kez kafayı takmış. Orayı ne edip edecek hafızasızlaştıracak. Atatürk Kültür Merkezi ve cami inşaatı birlikte devam ediyor. Birbirleri ile ne kadar uyuşur ve örtüşür bunu bizler biliyoruz da daha sonra bu gerçeği başkaları da yaşayarak görecekler.

Bunları dile getirdikten sonra şimdi de ülkenin getirildiği hallere bakmak gerekiyor. Ülke ekonomisi çökmüş. Artık öyle ki iktidarın küçük ortağı olan MHP ekmek alamayan duruma düşürdükleri yurttaşların sorununu “Askıda ekmek” kampanyası ile çözmeye çalışıyor. Ülkelerinden göç etmelerine sebep olduğumuz Suriyeli çocuklar, kadınlar ortalıkta sürünüyorlar. İşsizler sokakları doldurmuş, işten atılanların çoğu yarınlardan umutlarını kesmişler, esnafın siftahı yok.

Uzatmayalım ülkemizde yoksulluk diz boyu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Taksim’i yeniden düzenlemek istiyor. Bazı projeler finale kalmış bunların hangisini seçmek istiyorlarsa İstanbullular oy kullanacaklar. Kimler oy kullanır acaba diye merak ediyorsanız söyleyelim daha çok beğeni düzeyi yüksek soluk alan, yaşayan, konuşan alanları kim daha çok istiyorsa onlar gidip oy kullanacaklar.

Oturup düşündük. Kültürel değerlere sahip çıkamamanın nelere mal olduğuna hayıflandık.

Şimdi de Taksim Meydanı’nın yeniden hazırlanması sonrasında neler olacak ona kafa yoruyoruz.

Sonucunda sevinmek isteriz elbette ama AKP ve saray iktidarının sevincimizi yarıda bırakacağını da iyi biliyoruz, bu da bir gerçek.

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  ARTIK AYM FİİLEN YOK SAYILIR

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

GÜNCEL NOTLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 EKİM 2020

NE SÖYLERSE TARTIŞMAYA AÇIK

Recep Tayyip Erdoğan, sık sık çıkar ve Müslümanlarla ilgili birçok şey söyler durur. Neymiş efendim Müslümanların içinde bulunduğu üzücü manzara emperyalistlere ve İslam düşmanlarına cesaret vermekteymiş. İslam öyle bir yükselişteymiş ki bundan rahatsız olanlar bizzat kendilerinin sebep olduğu krizleri öne sürerek dinimize saldırıyorlarmış. Hani biz sosyalistler emperyalist/kapitalist dünyanın mazlum halklara ne yaptıklarını iyi bilmekteyiz fakat İslam adı altında bu güçlerin kulu kölesi olup kendi halkını da bazılarının nasıl soyduklarını da bilmiyor değiliz. Üstelik İslam adına onca terör örgütünün niye var olduğunu ve bunların varlığının kime hizmet ettiğini de biliriz elbette. Batılı siyasetçiler çok başarısız oldukları için başarısızlıklarını ise İslam karşıtlığı ile örtmektelermiş. Diyelim ki öyledir, durum tartışılır tartışılmasına da o sözü edilen siyasetçilerin eline kim ya da kimler bu kozu vermektedir hiç mi kafa yormazsınız?

Bazı ülkeler, Müslümanlara el atmışlar. Fransız İslam’ı, Avrupa İslam’ı, Avusturya İslam’ı gibi bazı kavramlar yaratmakla meşgullermiş. Macron ise bu konuda başı çekiyormuş. Bu girişimlerin esas gayesi ise İslam ile ve Müslümanlarla hesaplaşmakmış. Hani bu sözler sözler arasında bağlantı kurmakta zorlanan, yorumlama yeteneğinden yoksunlar için bir anlam ifade eder çünkü böylece onların ayranını kabartabilirsiniz belki ama yine de gerçekleri ifade etmiş olmazsınız. Öyle ya bugün Türkiye’nin Suriye’de, Libya’da ne işi var açıklayabilirseniz buyurun açıklayın ki bizler de bu sözleri söylemenizin amacının ne olduğunu açık açık belirtelim. Belirtelim ki İslam deyince akla terörün gelmesine sebep olanlar kimlermiş, sizler niye bu gibi yapılara yakın duruyormuşsunuz bir bir açığa çıksın ki görelim gerçekler neymiş?

Bakın işte burası çok önemli. Aşırılıkla mücadele kisvesi altında terörle mücadeleden ziyade zulme tepki vermeyen, zalime ses çıkartmayan pasif, pısırık, korkak, iddiasız bir Müslüman vatandaş profili hedefleniyor, diyorsunuz ya gerçekten çok ilginç. Bu sözlerin hemen hepsi insanların ayranını kabartıp yandaş yapmak için söylenmiş sözler. Çünkü ülkemizde şu da iyi diyebileceğimiz bir tek olumlu bir şey yapmış değilsiniz. Bu yüzden de bu tür sadece insanları doldurmaya yarar sözler edip duruyorsunuz ki yığınlar bu sözlerle oyalansın, sizlerin peşinden yürüsünler. Hani kalkıp deseniz ki dünyada emperyalist/kapitalist sistem var. Bu sistem, yeryüzündeki bütün mazlum halkları sömürmek için baş eğdirmek istiyor, onun için de sözü geçen ülkelerde işlerini kolaylaştıracak işbirlikçileri her zaman için bulurlar ve işlerini yürütmek için kullanırlar, bir yere kadar anlaşılır da hiç bunlardan söz ettiğiniz yok. Sizler de her fırsatta insanlık düşmanı kapitalizmi ve onun sömürü düzenini savunuyor, savunmakla kalmıyor başta işçiler olmak üzere tüm çalışanlara dünyayı dar ediyorsunuz fakat birileri için onlar Müslümanları korkak, pasif, pısırık, iddiasız görmek istiyorlar diyorsunuz. Daha neler söylüyorsunuz neler. Din sadece evde yaşanmaz, sokakta, iş yerinde, çarşıda, sosyal hayatta dine, dini prensiplere ve dini sembollere müsaade edilmediği İslam karşıtı bir sistem kurulmak isteniyor diyerek tam da dini devlet anlayışını dile getiriyorsunuz ki bu sözleri yabancılara değil de aslında bizlere gözdağı için söylüyorsunuz çünkü bu sözlerin Fransız halkı için zaten bir anlamı yok. Ya da diğer Hıristiyan ülkeleri için.

Dinin devlet eliyle kontrol edildiği, baskı altına alındığı, çok daha vahimi biçimlendirilmeye çalışıldığı bu sistemin adı demokrasi değil totaliterliktir diyorsunuz. Bence bu sözleri şöyle okumak gerekir. Devletin eliyle ve gücüyle uygulanan dini uygulamalardır totaliter olan. Devlet işin içinde olmasın. Herkese ve her inanca karşı eşit yaklaşsın yaklaşabiliyorsa ama işte sizler bunu istemezsiniz çünkü laik bir anlayışa sahip değilsiniz.

Sonra arkasından tehdit geliyor. Hiçbirimizin, hiçbir Müslüman ülkenin böyle hadsizliğe rıza göstermesi mümkün değildir. Eee sizler bu sesi kime karşı yükseltiyorsunuz. Ülkeyi yönetmek için sürekli dış düşman silahına sarılıp durmanız çok mu yerinde bir hareket oluyor?

Sonra dışarıda sistemli şekilde yürütülen saldırılar, içeriden bu saldırılara zemin hazırlatan hatalar dinimizin ruhuna asla nüfuz edemeyecektir diyorsunuz ya sözleriniz kimedir acaba?

Bu tür dini yapıları gerçekten görmek istiyorsanız Müslüman Kardeşler Örgütü nasıl ve kimler tarafından kurulmuş ve kimlere hizmet etmişler sizler onlara bakın.

Adı bilinen El Kaide’sinden, IŞİD’ına kadar örgütlerin içinde kimlerin parmağı vardır ya da ÖSO olarak toplayıp TSK’nın yanına kattığınız yapı hangi terör örgütlerinin içinden devşirilmiştir uzun uzun düşünün ve ona göre konuşun ki hiç değil bir konuşmanız olsun Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin işine yarasın.

Yoksa bu sözlerin tartıya alsanız ağırlığının olmayacağını sizler de bilmiyor değilsiniz…


26 EYLÜL - 03 EKİM 2020

1- HDP’ ye yönelik olarak geçen hafta başlatılan ve bu hafta da devam eden gözaltına alma ve tutuklama operasyonları sürüyor.

HDP’ nin ve demokratik hak ve özgürlükleri savunan kesimlerin eylem ve gösterilerine, yapılan basın açıklamalarına rağmen süren bu tutum, yargı tarafından altı sene önce yapılan Kobani Eylemlerine dayanılarak gerçekleştiriliyor.

Oysa 6-8 Ekim 2014’de Kobani Eylemleri nedeniyle gözaltına alınıp tutuklananlar daha sonra yargılanıp suçsuz bulunarak serbest bırakılmışlardı.

Altı sene sonra bugün, bu soruşturma ve gözaltına almaların o zaman yapılan soruşturma ve yargılamalarda suç oluşmamasına ve yargılamaların beraatla sonuçlanmasına rağmen yargı tarafından yeniden başlaması; yargının bağımsız bir kararı olmayıp, sarayın ve AKP İktidarının bir takdiridir.

AKP İktidarı ve saray, kendi önlerinde önemli bir engel olarak gördükleri HDP’ yi dağıtıp, seçmeninin direncini kırabilmek ve onları HDP’ den uzaklaştırabilmek için bu yola girmişler, bunun için de yargıya gizlice talimat vermişlerdir.

Ayrıca bu yolla tüm muhalif çevrelere yönelik baskıyı arttırarak muhalefetin imkân ve olanaklarını daha fazla zayıflatmış olacaklarını, muhalifler üzerindeki baskıyı arttırarak onlara daha çok gözdağı vereceklerini düşünmektedirler.

Böylece bir erken seçime gittiklerinde muhalif seçmenlerin kapıldığı umutsuzluk duygusu ve HDP’ nin zayıflatılıp dağıtılması AKP ve Cumhur İttifakının oylarının korunması ve az da olsa arttırılması sonucunu doğuracaktır.

Böylece AKP ve saray, iktidarını koruma, sürdürme olanağını devam ettirecektir.

Öte yandan AKP ve saray iktidarı, ülkedeki otoriter ve faşizan baskıları arttırarak ve muhalefetin etkisizleştirilip halktan, toplumun geniş kesimlerinden uzaklaştırılması yoluyla ülkeyi daha kolay yöneteceklerini de düşünmektedirler.

Ancak bu uygulamadan AKP İktidarı ve saray, istediği sonucu elde edemeyecektir.

Çünkü HDP’ nin seçmeni, Türkiye’nin en fazla politikleşmiş seçmenidir.

Bu yüzden kendi partilerine yönelik baskılar ve Kars Belediyesi’ne de kayyum atayarak onun görevine son verme eylemleri, HDP seçmenlerinin kendi parti ve örgütlerine olan bağlılıklarını ortadan kaldırmayacak, saray ve AKP İktidarı ve rejimine karşı tutumlarını değiştirmeyecektir.

Tersine HDP seçmeninin tutum ve tavrını daha da kemikleştirecek, erken veya zamanında yapılacak seçimlerde HDP seçmenleri ya kendi partilerine blok olarak oy vermeye; ya da İstanbul Seçimlerinde olduğu gibi AKP İktidarı karşısında en güçlü muhalefet partisini desteklemeye devam edeceklerdir.

AKP ve sarayın bu son politikalarına sosyalist parti ve örgütlerden sert tepkiler geldiği gibi CHP den de sert tepkiler gelmiştir.

Çünkü bu uygulamalar burjuva demokrasisine ve burjuva hukuk düzenine aykırı olduğu gibi, ileride benzer uygulamalar CHP gibi diğer muhalefet partilerinin de başına gelebilir.

Buna karşılık İYİ Parti’nin HDP’ ye yönelik soruşturma ve tutuklamalar konusundaki tutumu daha belirsiz ve tepkisi çok daha zayıftır.

Bu tutum, AKP ve cumhur ittifakının işini kolaylaştırmakta, İYİ Parti’yi de etkileyerek ülkedeki muhalif kesimleri, Kürt Hareketi’ni ve sol kesimleri daha kolay etkisiz hale getirebileceklerini düşünmelerine neden olmaktadır.

Bu son gelişmeler, Türkiye’de burjuva demokrasisinden ve burjuva hukuk düzeninden bile ne kadar uzaklaşıldığını, yargının iktidarın ve sarayın elinde bir baskı aracı haline geldiğini göstermektedir.

Türkiye içinde meşruiyetini kaybeden ve işlediği suçlardan dolayı hesap vermek zorunda kalan iktidar ve saray, bu durumdan kurtulmak için her türlü antidemokratik ve keyfi yolu denemekte, hukuku da bu amaçla kullanmaktadır.

Ancak bu çabalar AKP İktidarı ve cumhur ittifakının yıkılıp gitmesini engelleyemeyecektir.

**********

2-
Türkiye’de cumhurbaşkanlığının yani sarayın harcamaları 4 kat artışla günde ortalama 10 milyon TL.’ ye ulaştı.

Yıllık harcamalar ise 3,6 milyar TL arttı.

Sayıştay’ın TBMM’ye sunduğu Genel Uygunluk Bildirimi’ ne göre sarayın 2019 yılındaki harcamaları 2018 yılına göre dört kat arttı.

Taşıtlar hesabı ise ikiye katlanarak 506 milyondan 1 milyar 200 milyon TL’ye çıktı.

Ekonomik krizin derinleştiği ve buna kovid-19 salgın hastalığı krizinin eklendiği böyle bir dönemde sarayın masraf ve harcamalarındaki bu artış dikkat çekicidir.

Buradan da görüleceği gibi saray ve AKP İktidarı, halkın sorunlarıyla ve yoksullukla zerre kadar ilgilenmemekte, devletin kaynaklarını oluşturan halkın parasını, işçilerden ve emekçilerden alınan paraları kendi çıkarı, gösterişli yaşamı ve sermayenin en vurguncu kesimleri için kullanmaktan kaçınmamaktadır.

*********

3-
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi aleyhindeki sözleri ve Anayasa Mahkemesi’nin kaldırılarak yerine Divanı Ali gibi bir mahkemenin kurulmasını istemesi, AKP İktidarı ve cumhur ittifakının burjuva hukuk ve demokrasisinin son önemli kurumlarını da yok edip ortadan kaldırma amaçlarının bir sonucudur.

Zira Anayasa Mahkemesi, son dönemde aldığı kimi kararlarla iktidarın çıkarmaya çalıştığı antidemokratik yasaları engellemiş, İçişleri Bakanı’nın baskılarını geri çevirmiş ve ona cevap vermekten kaçınmamıştı.
Anayasa Mahkemesi’nin iktidarın anti demokratik ve keyfi tutumunu sınırlaması ve AKP İktidarı ve sarayı engellemeye, frenlemeye çalışması MHP ve AKP Yönetimi’ni böyle bir tutuma itmiş, bu tutum da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yoluyla ortaya konmuştur.

Bu yolla Anayasa Mahkemesinin yerine geçirilecek Divan-ı Ali, yani Yüce Mahkeme iktidarın ve sarayın etkisinde daha kolay yönlendirilebilecek ve daha çok saray rejiminin bir yargısal danışma organı olarak kullanılabilecektir.

**********

4-
AKP İktidarının egemen olduğu bu son dönemde doların ve avronun TL karşısında değeri giderek artıyor.

Doların değeri 8’ TL’ye yaklaşıp 7.85 TL olurken, avronun değeri de 9,21 TL civarına geldi.

Kurlardaki bu artışın hem dış ticaret dengesini Türkiye aleyhine büyütüp dış borçları ve cari açığı arttıracağı; hem de ithal mallarındaki ve ithal edilen enerji sağlayıcı malların fiyatlarını arttırıp iç fiyatlara yansımasına, bunun sonucunda enflasyondaki artışın büyümesine yol açacağı bir gerçektir.

Enflasyondaki bu yükselme ise en çok Türkiye’deki emekçi kesimleri işçi sınıfını, emeklileri ve memurları vuracaktır.

İktidar ise enflasyondaki bu artışın yükünü işçi sınıfının, emekçilerin üzerine yıkmaktan kaçınmayacaktır.

Bu yüzden artan enflasyon ve işsizlikle birlikte bu kış işçiler, emekliler ve tüm emekçiler için daha zor geçecektir.

Buna karşılık iktidarın ve sarayın ciddi bir önlem almadığı da Maliye Bakanı’nın yaptığı açıklamalardan anlaşılmaktadır.

Çünkü karşılarında güçlü, örgütlü bir işçi sınıfı olmadığı, işçi sınıfının büyük bir bölümü örgütlü olmadığı gibi, parlamentodaki muhalefet partileri de emekten yana bir politikayı kararlılıkla izleme iradesinden yoksunlar.

Üstelik demokratik hak ve kazanımlarda fiilen kullanılamaz hale getiriliyor.

Bu da Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizlikleri, yoksulluğu ve açlık sınırında yaşayan insanların sayısını arttırıyor.

Bu gelişmeler karşısında sosyalistlere, devrimci muhalefete büyük görevler düşmektedir.

Sosyalistler, devrimci muhalifler olarak AKP ve saray iktidarına, cumhur ittifakına ve onların gerici, faşizan politikalarına karşı demokrasi ve laiklik mücadelesini daha kararlı bir biçimde sürdürmek ve bunun için tüm ilerici ve demokrat kesimleri bir araya getirmek zorundadırlar.

Böylece sosyalist düşünce ve fikirlerin, işçi sınıfı arasında bilimsel eğitim ve fikirlerin yayılması için gerekli ortam hazırlanmış olur.

Bu da işçi sınıfı içinde devrimci bilinç ve sınıf bilincinin gelişmesini ve yoksulluklarının asıl sorumlularının kimler olduğunu anlamalarını sağlar.

Ayrıca sermayeyle yapacakları mücadele, onlara sermaye sınıfını ve onların düzenini nasıl alt edebileceklerini ve devrimi nasıl gerçekleştirebileceklerini öğrenmelerini sağlar.

Bunun yanında sosyalistler ve devrimciler işçi sınıfını en kısa zamanda örgütleyip bilinçlendirmek için yaptıkları çalışmaları hızlandırmak zorundadırlar.

Bu çabalar gösterilip sonuç alınmaya başlandığında iktidarın ve sermaye düzeninin bu günkü durumu işçi sınıfı ve sosyalistler için bir avantaja dönüştürülebilir.

**********

5-
Kafkasya’daki son gelişmeler Azerbaycan’la Ermenistan arasında gittikçe genişleyen bir çatışmanın savaşa dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Her iki ülkedeki baskıcı ve faşizan dikta yönetimlerinin çabalarıyla başlayan ve ülkedeki iktidarlarını güçlendirmeyi de sağlayan bu savaşa Türkiye Yönetimi’nin de yakından müdahil olduğu görülmektedir.

Bu tutum bizzat AKP İktidarının açıklamalarıyla ortaya çıkmıştır.

AKP İktidarı, Türkiye’de artan ekonomik sorunların, siyasi baskıların ve adaletsizliğin doğurduğu toplumsal tepkileri azaltmak, gittikçe eriyen oylarının ve toplumsal desteğinin neden olduğu meşruiyetindeki azalmayı durdurup tersine çevirmek için Kafkasya’daki bu kriz ve savaştan yararlanmaya çalışmaktadır.

Bu yolla MHP ile birlikte milliyetçiliği kullanarak gündemi istediği gibi belirleme ve gücünü arttırma yoluna gitmek istemektedir.

Zira Libya’da ve Doğu Akdeniz’de bu iktidarın barutu bitmiştir.

Nitekim HDP’ ye yönelik operasyonların da böyle bir döneme rastlaması bir tesadüf değildir.

Libya ve Doğu Akdeniz den sonra AKP’ye ve cumhur ittifakına desteğin arttırılması Kafkasya’daki Azerbaycan-Ermenistan arasındaki çatışmayla sağlanmak istenecektir.

Ancak bu politikanın da bir sınırı vardır.

AKP İktidarı her ne kadar bu çatışmaya geniş ölçüde müdahil olmak istese de belli bir sınırı geçmesi mümkün değildir.

Zira Rusya’nın Kafkasya’daki etkisi ve gücü bunu engelleyecektir.

AKP İktidarı bu bölgede Suriye’nin İdlip Bölgesi’nde olduğu gibi ABD’den de destek alamaz.

Çünkü Amerikan Yönetimi, yakında başkanlık seçimlerine hazırlandığı ve iktidarını korumayı amaçladığı için böyle bir yola girmez.

Ayrıca Rusya’nın Kafkasya’daki etkisi 2008 Gürcistan-Abhazya Savaşı’ndan beri artmıştır ve ABD Kafkasya’da eskisi kadar etkili olabilecek durumda da değildir.

Bu durumu iyi bilen Azerbaycan Yönetimi de AKP İktidarını bu bölgede belli sınırlar içinde tutmaya çalışmakta, bu yüzden Rusya’yı karşısına alacak bir tutumdan da kaçınmaktadır.

Rusya’nın ise her iki ülkeyle de güçlü bağları bulunmaktadır.

Sonuç olarak bu kriz, Rusya’nın bölgedeki etkisinin daha fazla artmasını da sağlayabilir.

Nitekim Rusya Yönetimi bir süre sonra Azerbaycan ve Ermenistan Yönetimleriyle görüşecek, Türkiye Yönetimiyle de görüşerek bölgedeki çatışmaları azalmasını ve tarafların aralarında bir anlaşmanın gerçekleşmesini sağlamaya çalışacaktır.

O zaman AKP ve saray iktidarı da tıpkı Doğu Akdeniz’de yaptığı gibi burada da diplomasi ve barıştan yana olduğunu dile getirmek durumunda kalacaktır.

Öte yandan AKP İktidarının sayıları sınırlı olmakla birlikte burada Suriyeli cihatçı-dinci militanları kullanması, hem Azerbaycan için tehlikeli bir durumdur; hem de Rusya ve İran’ın tepkisini çekecek bir gelişmedir.
Çünkü bu dinci-gerici ve cihatçı militanlar buradan Rusya’da yer alan Çeçenistan’a sızmaya ve İran’la savaşmaya çalışabilirler.

Rusya ve İran’ın göstereceği tepki ve takınacakları tutum nedeniyle AKP İktidarı bu bölgeye sınırlı sayıda daha çok Türkmen cihatçıları göndermiş gibi görünüyor.

Ancak İlerde Rusya’nın uyarıları ve İran’ın tepkileri sonucu bunlar bu bölgeden alınmak zorunda kalınacaklardır.

Sovyetler Birliği döneminde çarlık döneminden beri süregelen Azeri-Ermeni Çatışması, Sovyet cumhuriyetleri ve bunların içinde oluşturulan özerk bölgelerle geniş ölçüde çözüme kavuşturulmuştu.

Bu yolla sağlanan çözüm ve denge, Sovyetler Birliği’nin zayıflayarak dağılması ve bu ülkelerde de işçi sınıfının yerini burjuva iktidarların almasıyla değişti.

Her iki ülkedeki burjuva-milliyetçi çevreler giderek milliyetçi ve ayırımcı bir siyaset izleyerek, bölgesel güçler ve büyük emperyalist güçlerle de ilişkiye girerek aralarındaki sürtüşmeyi arttırarak bir savaşın çıkmasına yol açtılar.

Bu savaş ve onun neden olduğu işgal ve katliamlar ve çatışmalar, her iki ülkede de emekçi yoksul halklara zarar verdi.

Karabağ ve yakınındaki pek çok Azeri Azerbaycan’a göç ederken, Nahcivan ve Azerbaycan’daki Ermenilerde Ermenistan’a göç etmek zorunda kaldılar.

Bugün yaşanan bu çatışma ve savaşlar ve bunların yol açtığı husumet ve nefret aslında işçi sınıfının iktidarının yitirilmesiyle yıkılan ve daha önceden de yozlaşan toplumcu bir düzenin çöküşünün bir sonucudur.


özgecan cinayeti ile ilgili görsel sonucu

TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.



DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI