47. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)


AB'DEN HİBE ALAN

SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ

ALÇAKTIR, LİBERALDİR, İŞBİRLİKÇİDİR.


KURUCU GENEL BAŞKANIMIZ

AHMET KAÇMAZ'I

SEVGİYLE VE SAYGIYLA ANIYORUZ


PARTİMİZİN ÖNDERİ

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE,

İŞTE BU KADAR GÜZEL.


PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR KODU'NU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI VE TÜZÜK

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


MAMAK İLÇE ÖRGÜTÜ

NECDET COŞKUN (BAŞKAN)

TIP Fakültesi Caddesi No: 233/8 Tuzluçayır

Mamak - Ankara

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

İZMİR İL ÖRGÜTÜ

NESRİN AYRANCI (BAŞKAN)

Fevzipaşa bulvarı Azim Han No.17 Kat.4  D. 404-405 Çankaya

KONAK / İZMİR

Tel: 0232 425 95 35  Fax: 0232 425 04 45

MUĞLA İL ÖRGÜTÜ

DERYA DÜŞÜNÜR (BAŞKAN)

Şeyh Mah. İnönü Cad. Doğruel İş Merkezi Kat:3/6

MUĞLA

MENTEŞE İLÇE ÖRGÜTÜ

MEHMET AYDIN (BAŞKAN)

Şeyh Mah. İnönü Cad. Doğruel İş Merkezi Kat:3/6

MENTEŞE / MUĞLA

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
Bartolome de la Casas - Kızıl Derililer Nasıl Yok Edildi
Boris Lvovic Vasilyev / Sakindi Oranın Şafakları
Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var
MAKSİM GORKİ / ANA
Mitka Gribçeva / SENİ HALK ADINA ÖLÜME MAHKUM EDİYORUM
Gladkov - Fabrika
Dolores İbarruri / Faşizmi Ezeceğiz
İlya Grigoryeviç Ehrenburg / Dipten Gelen Dalga
Paul Lafargue / Tembellik Hakkı

TERZİ FİKRİ UNUTULAMAZ

YALANCININ MUMU

TSİP NASIL OLSAYDI NE OLURDU?

KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR

SOSYAL DEVLET Mİ? SOSYAL HALK MI?

GEREKSİZ TARTIŞMALAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
SOSYALİST SOL SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
MUHALEFET NASIL YAPILIR?
FAŞİZM Mİ? İŞTE FAŞİZM!
TEK ADAM VE AYNA
ÜLKE BABALARININ ÇİFTLİĞİ OLDU
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
AKP VE SARAY = ZAM, ZULÜM; İŞKENCE
PARTİLİ YARGIÇ İSTER MİSİNİZ?
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?

12 MART FAŞİZMİ

MAFYA ÖYKÜSÜ GİBİ BİR ŞEY
KARŞIDEVRİMCİLER
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
ANILAN FAKAT BİLİNMEYEN DENİZLER

TOPLUMU UYUTMA YOLLARI

HDP KAPATILSIN DİYENLERE
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
KİM BU TEVFİK GÖKSU?
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
AFRİN LOKUMU
HER ŞEYLERİ YALAN DOLAN BELGE VE BİLGİLERİ SAHTE
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?
TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE
HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE
TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO
LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920
TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918
BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin
Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…
TOPLAM 3453 GÜNLÜK "HER GÜN" BAŞLIKLI YAZIYA BAKMAK İÇİN TIKLAYINIZ

GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK...

GELENEĞE SÖZ VERDİK,

GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.

DİSK VE DİSK'E BAĞLI SENDİKALARIN WEB SİTELERİ

DİSK
http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN
http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ
www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ
http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN
www.btosen.org.tr
CAM KERAMİK-İŞ
http://www.disk-camkeramikis.org
DEV MADEN-SEN
http://www.devmadensen.org.tr
DEV SAĞLIK-İŞ
http://www.devsaglikis.org.tr
DEV TURİZM-İŞ
http://www.devturizmis.org.tr/
ENERJİ-SEN
http://www.enerjisen.org
EMEKLİ-SEN
http://www.tumemeklisen.com
DEVRİMCİ YAPI-İŞ
http://www.devyapi-is.org
GENEL-İŞ
http://www.genel-is.org.tr
GIDA-İŞ
http://www.gidais.com
GÜVENLİK-SEN
http://www.guvenliksen.org.tr/
İLETİŞİM-İŞ
http://www.deviletisimis.org.tr
LASTİK-İŞ
http://www.lastik-is.org.tr
LİMTER-İŞ
http://www.limteris.com
NAKLİYAT-İŞ
http://nakliyatis.org

SİNE-SEN
https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ
http://www.sosyal-is.org.tr
TEKSTİL
http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ
http://www.tumkais.org

WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

47. YILINDA... SOSYALİZM YOLUNDA...

TSİP RESMİ WEB SİTESİ:
http://www.tsip1974.com/
https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol
https://www.facebook.com/tsip15161974
https://www.facebook.com/tsip1974
STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/
UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/
"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/
https://twitter.com/tsipgenelbaskan
https://twitter.com/TsipGenelSek
MAİL ADRESLERİ:
tsip15161974@gmail.com
tsip1974@hotmail.com
tsip@tsip1974.com
tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10



 


 

 

YAYINLARIMIZIN EYLÜL 2021 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


AKP İLERİ GELENLERİNİN HEPSİNİN TEK TEK İPİ ERDOĞAN TARAFINDAN ÇEKİLECEK!

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 OCAK 2022

İktidar izlediği akıl almaz politikalar yüzünden ekonominin tepetakla gittiğini biliyor olsa da huyundan bir türlü geçtiği yok. Bir bakıyorsun onca söz edilerek Merkez Başkanı, Maliye Bakanı görevlerinden alınmış yerine de yenileri getirilmiş. Ancak durumda bir değişiklik yok. Nebati’nin gözlerindeki ışıltının da pak bir şeye yaramadığını görmüş bulunuyoruz. Birde ekonomi hakkında açıklamalar yapılıyor. Nebati ekonominin bir buçuk yıl sonra ancak düzeleceğini söylemesine karşın Erdoğan 2022 yılında her şeyin iyi olacağını yönünde sözler etmiş Yani Maliye Bakanı ile söyledikleri örtüşmüyor.

Yani sözün özü ortalık tozduman ve iktidarın kendi aralarında düşün ortaklığı söz konusu değil. Hemen her konuda Erdoğan’ın ne diyorsa o olmasa görevdekiler düşüncelerini açıklayabilseler gerçekten de iki kişinin söylediklerini bir araya getirmek mümkün olmayacak. Sizin anlayacağınız ortalık biraz daha karışmış olacak da Tek adam yönetimi söz konusu olduğu için karışmıyormuş gibi görünse de tek adam yönetiminin sonuçları hemen her konuda Türkiye halkı ve ülke için daha ağır bir yıkıma işaret ediyor. Sürekli görev değişiklikleri ile halkın başı mı döndürülmek isteniyor nedir bir türlü bu yöntemden de vazgeçildiği yok. Ayrıca her şeyin sorumlusu olarak Erdoğan kendisini işaret etti ya sorumluluğun sonuçlarının da üstüne kalmasını istemediğinden işler iyi mi gitmedi alıyor Maliye Bakanı’nın ya da Merkez Bankası Başkanı’nı insanlar da onların Erdoğan’ın söylediklerini yapmadıklarını sanarak okların ucu onlara çevrilerek Erdoğan böylece işin içinden sıyrılmış oluyor.

Ortada hukuk mukuk hak getire olduğu için kim niye görevden alınmış, alınınca yerine gelen kişi farklı ne yapıyor belirsiz. Daha doğrusu getirilen kişilerin herhangi bir iradesi yok. Bakan olarak ya da ne bileyim bir kurum yetkilisi olarak koltukları var ama iradeleri toptan ellerinden alınmış. Hancı var, yolcu var. Onlar yolcu olarak Erdoğan’ın hanından geçip gidiyorlar işte. Ne var ki bunlarda gurur mürur var mı bilemem de iç ezikliği çekmediklerini de kimse söyleyemez. İç ezikliğini gelip gidenler ve insan yerine konmayanlar kime anlatabilirler ki? Anlatamıyorlar da. Hani şöyle tumturaklı bir istifa dilekçesi yazıp ilgilinin önüne koyan birine bugüne kadar rastladık mı rastlamadık. Sadece tek kişinin iradesi ile bu iş çözülmüş gibi kamuoyuna yansıtılıp üstü kapatılıyor.

Hani bir laf vardır her yiğidin gönlünde bir aslan yatar diye. Bu yiğitlerin gönlündeki aslan çok şeye layık olduğunu söyleyebilir ama acaba reis böyle düşünüyor mu bilemiyoruz. Eee peki, böyle yolcu olarak gelip geçenler iç dökmelerini kime yapacaklar da rahatlayacaklar hiç aklınıza geliyor mu? Bence en çok eşlerine yaparlar diye geçiyor benim aklımdan. Ama ya şu öykü iç dökülen eşin aklından geçiyorsa ne olacak?

Adamın birinin soyadı Öküzoğlu imiş. O da gitmiş soyadını Tosunoğlu’na çevirmiş. Eve gelince eşi sormuş ne yaptın soyadını ne koydun diye. O da göğsünü kabarta kabarta demiş ki “Tosunoğlu.” Eşi şöyle bir yüzüne bakmış ve alaycı bir şekilde şunu söylemiş. “Yarın büyüyünce nasıl olsa yine öküz olacaksın…” İşte böyle, AKP ve saray iktidarında epey birikmiş iç dökmeleri var. Bunların bazılarının aklından haksızlığa geçiyordur sanırım da haksızlığa uğradıklarını kiminle paylaşabilirler ki? Memlekette ne hukuk bırakılmış, ne demokrasi, ne arkadaşlık ne yakın dostluk…

İşte bu da AKP’nin ülkeye en büyük armağanlarından birisi. Kimin ne zaman ipi çekilir belirsiz.

Ama böyle giderse ipi çekilmeyen de kalmayacak gibi görünüyor.

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: YANDAŞLAR ŞAŞIRMAZ!

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

OLANLAR VE SONUÇLARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 OCAK 2022

AKP iktidara geldikten sonra öyle bir politika izledi ki bazı çevreler çarpılmışa döndü. Bazı çevreler diyorum çünkü biz, AKP iktidarının ülke ve ülke halkının geleceğini karartacağını hep dile getirdik ve söylediklerimizin de arkasında durduk.

Bazı çevrelere göre AKP öyle bir politika izliyor ki kimse demokratlığından kuşku duyamaz. İzledik ve gördük ki AKP iktidarının geldiği noktada demokrasinin D’sinden bile söz edilemez. Çünkü adım adım gelinen noktada öyle bir baskı ve zulüm ortamı yaratıldı ki bu gerçek bugün bütün çevrelerce bütün çıplaklığı ile görülüyor.

Sonra ekonomi; ekonomi ilk yıllarda dışarıdan ülkeye akan sıcak paranın da etkisiyle sanki ekonomi iyi gidiyormuş bir havası olsa da bu hesapsız gidişin bir ceremesi nasıl olsa bir gün olacaktı oldu da Türkiye’nin borcu dışarıya akıl almaz ölçüde arttı, bu iktidar gelmiş geçmiş bütün iktidarların toplamından daha fazla borç batağına soktu ülkeyi. Bir yandan da öyle bir politika izleniyordu ki, vurgun, talan, rant, çalma çırpma, kara para aklama, mafyatik ilişkiler, ihale yolsuzlukları, şaşa ve debdebe içinde bir lale devri yaşanıyor olması ülke varlıklarını kuruttu. Devlete ait ne kadar fabrika, kurum ve kuruluş varsa dış güçlerin ya da işbirlikçilerinin eline geçti. Bugün hiçbir şey üretemez hale gelen ülke hemen her şeyi dışarıdan alır oldu. Bu yüzden de cari açık şaha kalktı. Açıklarsa sürekli borçlanmayla kapatıldığı gibi bütün bu yıkımların ezası cefası ise halka fatura edildi.

İktidarın yandaş şirketleri korunup kollandı, daha çok kazanmaları için onlarla iş dolar hesabı üzerinden yapıldı. Bugün çifte para kullanımı ile ilgili sözler sarf eden Erdoğan sanki bütün bunlara sebep kendilerinin politikaları değilmiş gibi konuşsa da salt bu yüzden ettiği sözlerin çok da bir anlamı yok. Dolayısıyla bu politikalar gelip duvara tosladı. TL’nin değeri düştü, dolar Euro değer kazandıkça değer kazandı. Yüksek enflasyon halkın belini kırdı. Bugün gelinen noktada neredeyse toplu kıtlık yaşar konuma düştük. Faiz sebep enflasyon sonuç denile denile birilerinin cebine arka kapılardan para akıtıldı. Her defasında neler olacağı önceden bilindiği için Merkez Bankası’nın rezervleri gözümüzün içine bakıla bakıla iç edildi. Özetle söylersek ekonomi çöktü, geniş emekçi yığınları akıl almaz bir yokluk ve yoksulluğun içine düşürüldü.

Bugün bu iktidar yüzünden hemen her tarafta dinci yapılar cirit atıyor. Tarikatlar, cemaatler, dinci vakıf ve dernekler ülke yaşamında birer söz sahibi kesildiler. Bu yapıların yarattıkları sosyal yıkımın üstü mevcut iktidarca sürekli olarak kapatıldı. Yönetimde, eğitimde, sağlıkta, ticarette, kısaca her alanda bu yapıların sözleri geçer oldu. Bu iktidar ve bu iktidarı destekleyen kesimlerce laiklik ayaklar altına alınıp paspas edildi. Oysa laiklik ülke yurttaşları için bir yaşam güvencesiydi aynı zamanda da aydınlanmanın ön açıcısıydı ama bu iktidarın elinde ülke kör karanlığa ve hurafelere teslim edildi. Bugün her sıkıştığında dinin kurallarını NAS diyerek bize anımsatan ve soygunun, vurgunun üstünü kapatan ve bildiğini uygulamak isteyen hukuk dışına çıkmış bir yönetim söz konusu. Eğitim kurumlarında nelerin yaşandığını ise zaten bu ülkede bilmeyen yok.

Bu iktidar emek düşmanı sermayenin ise sonuna kadar savunucusu. Ülkemizde işçiler ağır kıskaçlar içindeler. Haklarını savunabilecekleri doğru dürüst bir sendikaları bile yok. Var olanlara ise iktidarın göz açtırmadığını görüyoruz. Bugün sendikalar hakkıyla ne toplusözleşmeler yapabiliyor ne de anlaşmazlığa düşüldüğünde greve gidebiliyor. Sorunlarını anlatmak için basın açıklaması bile yapamaz hale getirilmiş. Patron ne derse iş yaşamında işverenlerin dedikleri geçerli.

Bu yüzden de ağır çalışma koşullarında en küçük bir iyileştirilme söz konusu olmazken işçiler iş kazalarında kırılırken üstüne üstlük bir de kolaylık kapının önüne konulduklarında iktidarın baskısı yüzünden kimse hakkını arayamıyor, sendikalar ya patronlarca kurulmuş, ya sarı sendika. Emekten yana olanlar ise baskının türlü çeşitlisi ile karşılaşıyor. Özetle sermaye bu iktidarın gözünde her şey, işçiler emekçilerse köle. Yani iktidar emek düşmanı.

Yerine göre emperyalist/kapitalist dünyaya karşı çıkıyormuş izlenimi veren AKP ve saray iktidarı şöyle bir incelendiğinde gelmiş geçmiş sermaye iktidarlarına nasıl rahmet okuttuğunu hepimiz görüyoruz. Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Afrika’nın birçok ülkesinde, Afganistan ve Çin sınırına kadar, sonra Orta Asya’da Sovyet döneminden kalan birçok ülkede emperyalistlerce bu iktidarın koçbaşı görevi olduğunu görüyoruz. Zaten ülkemiz her hali ile emperyalizmin başına çorap ördüğü ülkelerin başında geliyor.

Sonuç olarak Türkiye sosyalist İşçi Partisi faşizme karşı demokrasiyi savunuyor. Karanlığa karşı aydınlığı ödünsüz laikliği savunuyor. Partimizin varlık nedeni ise sermaye güçlerine karışı oluşu bu yüzdende emeğin yanındayız. Bütün dünya halklarına kan kusturan emperyalizmin sonuncu yenilgiye uğratılmadan dünya halklarının da kurtuluşunun gerçekleşmeyeceğine inanıyoruz.

Bu yüzden de bu doğrultuda olan yapılarla üçüncü bir ittifak kurmak ve söylediklerimizi yaşama geçirmek için elimizden gelen çabayı göstereceğimize döne döne vurgu yapıyoruz.


"TESLİM OLMAYANLAR ÖLMEZ"

DİRENME SAVAŞÇISI, SERMİN ÖNER YOLDAŞIMIZ'DA ÖLMEDİ.

DİSK BASIN-İŞ ESKİ GENEL SAYMANI / TSİP MYK ÜYESİ SERMİN ÖNER

Nâzım Hikmet:

Ölenler
Dövüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!

Güneşi zapt edeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!

Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!

Haykırdı en önde giden,
emreden!

Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!

Emret ki ölelim
emret!

Güneşi içiyoruz sesinde!

Coşuyoruz,
coşuyor!..

Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!

Güneşi zapt edeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

YOLDAŞIMIZ, MYK ÜYEMİZ SERMİN ÖNER'İ SEVİYLE VE SAYGIYLA ANIYORUZ.

08 - 15  OCAK 2022

1- Elazığ’da Tıp Fakültesi öğrencisi olup tarikat yurdunda kalan Enes Kara, hafta içinde bir video yayınlayıp intihar etti.

Enes Kara, yayınladığı video da Nurcu Tarikatının kendisine ve kendisi gibi öğrencilere yaptığı baskıları ve geleceğinin olmadığını anlatmaktaydı.

Videonun yapılmasından sonra ise Enes Kara canına kıyarak yaşamına son verdi.

Enes Kara’nın acı ve sarsıcı ölümü bir kez daha tarikatların ve tarikatların elindeki yurtların öğrenciler için ne kadar güvensiz ve tehlikeli yerler olduğunu göstermiştir.

Son yıllarda tarikatların yurtlarında ve dini eğitim vermek için açılan yerlerde kız ve erkek öğrencilerin taciz edildiği, tecavüze uğradıkları, şiddet ve baskı gördükleriyle ilgili pek çok haber muhalif medya ve basın yoluyla kamuoyuna duyuruldu.

Buna rağmen bu tür olayların arkası kesilmediği gibi tarikatları kollayan AKP İktidarının ve saray rejiminin baskıları sonucu basın ve medyada bunlarla ilgili haberlere erişim yasağı getirildi, yapılan haberler yalanlanarak gerçekler çarpıtılmaya çalışıldı.

Bu amaçla bu tür haberlere erişim yasakları getirildi.

Halkın ve mağdur ailelerin artan tepkisi üzerine göstermelik soruşturmalarla bu tür olaylar geçiştirilip örtbas edilmeye çalışıldı.

Örgütlü halk kesimlerinin ve toplumun artan tepkisi üzerine kimi olaylar yargıya taşınıp suçlular hüküm giydi.

Ancak bu tür olaylarda da suçlulara iyi hal indirimi uygulanmaya çalışıldı.

Bu son olayda da aynı yöntemlerin uygulanacağı kesindir.

Nitekim söz konusu videoya da erişim engeli getirilmiştir.

Bu tür olaylarda bazen ailelerin de mağdur olan ve yaşamını yitiren çocuklarına yeterince sahip çıkmadıkları, ya da birtakım baskı ve tehditler sonucu suskun kalmaya, aksi yönde görüş bildirmeye zorlandıkları da bir gerçektir.

Kapitalizm öncesi Ortaçağ düzeninin bir ürünü olan tarikatlar, zamanla yozlaşıp işlevini yitirerek yoksul, geniş halk kitlelerinin kolayca boyunduruk altına alınıp yönetilmesini sağlayan bir uyutma ve uyuşturma aracı olarak kullanılmıştır.

Kapitalizmin geç geç geldiği ve sermayenin daha geç ve dışa bağımlı olarak oluştuğu bizim gibi ülkelerde ise önce kapitalizm öncesi feodal baskı ve sömürü için kullanılırken, daha sonra kapitalizme eklemlenerek kapitalist baskı ve sömürü düzenini sürdürmek, emperyalizme hizmet etmek için kullanılmaya başlanmıştır.

Cumhuriyetin ilanı ve cumhuriyet devrimiyle kapatılan bu yozlaşmış, çağdışı kurumlar, çalışmalarını yeraltına çekilerek gizlice sürdürmüşler, Türkiye Sermayesinin tutuculaşıp gericileşmesiyle birlikte hem sola; hem de yükselen toplumsal muhalefete karşı engelleyici bir set olarak kullanılmışlardır.

Tarikatlarla amaçlanan, bir yandan yoğun emek sömürüsü yoluyla sermaye birikimini hızlandırmak; diğer yandan da yoksul emekçi kitleleri, köylüleri ve seçimlerdeki oylarını sermaye düzeninin içinde tutacak sermayenin çıkarlarına hizmet eden partilere yönlendirmektir.

Bu yolla gerici çevreler cumhuriyet devrimine karşı bir karşı-devrim sürecini de yönlendirip yönetmişlerdir.

12 Eylül Darbesinden sonra 12 Eylül Yönetimi ve ANAP İktidarı zamanında güçlenen ve büyüyen bu tarikatlar, AKP’nin iktidara gelmesinden sonra devletin daha fazla büyümüş, AKP İktidarı tarafından kendilerine devletin tüm maddi imkânları tanınmıştır.

AKP İktidarı döneminde 2017 yılında saray rejiminin kurulmasından sonra tarikatlar, Milli Eğitim Bakanlığı’nda eğitim programlarının hazırlanmasında bile rol oynamaya başlamışlardır.

Bu dönemde yurtlar özelleştirilerek tarikatların denetimine bırakılmış, yoksul, emekçi ailelerin çocukları ve gençleri bu yolla gerici tarikatlara mahkûm edilmeye çalışılmıştır.

Bunun yanında tarikatlar okul öncesi çocuklara verilen eğitimde de söz sahibi yapılmaya çalışılıp gerici nesiller yetiştirilerek AKP ve saray rejiminin ayakta tutulmasına çalışılmakta, yoksul kitlelerin daha yoğun bir biçimde hem ekonomik; hem de siyasal sömürüsü güvence altına alınmak istenmektedir.

Muhafazakâr aileler ve bunların inançları da bunun için kullanılmaktadır.

Çocuklarına yeterince sahip çıkmayan bu ailelerin de bu durumda devlet yetkilileri kadar olmamakla birlikte bir sorumluluğu bulunmaktadır.

Nitekim Enes Kara’nın çektiği sıkıntıları dile getiren videonun yapılmasına ve onun intihar ederek yaşamına son vermesine, ya da bir şekilde öldürülüp olaya intihar süsü verilmesine neden olan süreç bu gelişmelerin bir sonucudur.

Bu olay ilk olmadığı gibi böyle giderse son da olmayacaktır.

Bu ve benzeri olaylarda AKP ve saray iktidarı ve cumhur ittifakına mensup partilerin dışında muhalefet partilerinin de sorumluluğu bulunmaktadır.

Zira sağdaki muhalefet partileri olayı görmezden gelip tepki göstermekten kaçınırken, DEVA Partisi gibi AKP’nin içinden çıkan bir parti de olayla ilgili olarak tarikatların eleştirilmesine karşı çıkmıştır.

Diğer sağ partiler ise olayı suskunlukla geçiştirmektedirler. İktidar partisi ve onun yanında yer alan BBP ise bu olaydan dolayı neredeyse çocuğu sorumlu tutacaklardır.

Bunların dışında CHP’nin bu olaydaki tutumu da bu partinin sol ve Kemalist düşüncesine uymamaktadır.

CHP, Enes Kara’nın videosu ve ölümüyle sonuçlanan bu acı olayın yaşanmasından sonra yaşanan olayı cılız bir eleştiriyle geçiştirmiş, kendisinden beklenen tepkiyi etkili bir biçimde göstermemiştir.

Seçmeni çoğunlukla merkez solda ve Kemalist olan bu partinin yönetiminin Kemalist ve gerçek bir sosyal-demokrat partiye uygun bir yönetim olmadığı bu olayda iyice ortaya çıkmıştır.

CHP’nin AKP’den, sağdan oy almak ve sağ partilerle AKP ve saraya karşı bir cephe oluşturabilmek için bu tür olayların üzerinde fazla durmaması CHP Yönetimini de tarih önünde sorumlu duruma düşürmektedir.

Zira bu partinin yönetiminin seçimlerde sağdan ve AKP’den oy almak, sermaye düzeninden daha çok destek alabilmek için tarikatlara ve laikliğe zarar veren tutum ve davranışlara sessiz kalıp fazla tepki göstermemesi, en geri ve ilkel bir sömürü karşısında yeterince ses çıkarmaması Türkiye’nin genç kuşakları arasında ümitsizliği arttırmaktadır.

Bunun yanında gerici-faşizan AKP İktidarı ve Cumhur İttifakı karşısında CHP’nin etkili bir muhalefet yapıp, toplumun geniş ve emekçi kesimlerinin, aydınlık kesimlerinin sorun ve sıkıntılarını yeterince dile getirmesini de önlemektedir.

Bundan dolayı da tarikatlar, AKP ve saray İktidarı ve sağ partiler ile sermaye düzeni arasındaki ilişkinin daha güçlü bir biçimde ortaya konması ve tarikatların etkisinin azaltılması için toplumun emekçi, yoksul, aydınlık geniş kesimlerinin örgütlenerek harekete geçirilmesi devrimci parti ve örgütlere, toplumcu yapılara düşmektedir.

*********
2-
AKP iktidara geldiği dönemde Türkiye’de bütçe dengesini sağlamak için yapılan faiz ödemeleri 45 milyar lira civarındayken, 2018’e kadar 50-60 milyar lira seviyesinde kalmıştır.

Ancak 2018’de resmi adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olan bugünkü fiili başkanlık sistemine geçildikten sonra bütçede faiz ödemelerine ayrılan pay hızla artmaya başlamıştır.

Nitekim 2018 yılında bütçede gerçekleşen faiz ödemeleri 73 milyar 961 milyon liraya çıkmış, 2019 yılında 99 milyar 940 milyon lira olmuştur.

Gerçekleşen faiz ödemeleri 2020 yılında 133 milyar 962 milyon lira olurken, bu rakam 2021 yılında 160 milyar 200 milyon lira olmuştur.

Bu da AKP İktidarı döneminde Türkiye’de faize yapılan ödemelerin sürekli olarak arttığını, bu artışın saray rejimine geçtikten sonra büyük bir ivme kazandığını göstermektedir.

Buradan da anlaşılacağı gibi Türkiye’nin ekonomik kaynakları ve zenginliğinin AKP İktidarı ve saray rejimi döneminde giderek faiz ödemeleri yoluyla finans kapitale, yani para sermayeye verildiğini göstermektedir.
Bunun en önemli nedeni Türkiye'nin giderek üretim ekonomisinden uzaklaşmasıdır.

AKP ve saray rejiminin giderek daha baskıcı ve otoriter olmasının en önemli nedenlerinden biri budur.

Zira faşizm finans kapitalin ve tekelci sermayenin tüm topluma ve geniş halk kitlelerine karşı kurduğu bir diktatörlük sermayenin en gerici güçlerinin diktatörlüğü olarak tanımlanmaktadır.

AKP iktidarı ve saray rejiminin son 4 yılda giderek daha baskıcı-otoriter ve faşizan bir yönetime kaymasının en önemli maddi nesnel temeli budur.

Zira para sermayeye bu kadar kaynağın ayrılabilmesi ve bu durumun sürdürülebilmesi ancak demokrasiden uzaklaşmış, baskıcı, otoriter ve faşizan bir yönetim altında sürdürülebilmektedir.

Bu gelişme, AKP ve saray iktidarını giderek esnaftan, küçük ve orta ölçekli sermaye kesimlerinden de sürekli olarak uzaklaştırmaktadır.

Bu durum aynı zamanda AKP İktidarının faize karşı olduğu yolundaki açıklamalarının da gerçeği yansıtmadığının, gerçeklerden çok uzak olduğunun bir kanıtıdır.

*********
3-
Mahkeme, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Kanal İstanbul’a komşu olan Başakşehir Hoşdere’deki 83 bin metrekarelik alanın imara açılmasıyla ilgili planlarını iptal etti.

Başakşehir Belediyesi Meclisi’ndeki üyelerin alınan kararı mahkemeye taşımaları sonucu açılan davada mahkeme, planların bölgede nüfus artışına yol açacağını, bu durumunda mevcut yoğunluk ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyeceğini, ayrıca bölgenin depremden etkilenecek bir bölge olduğunu iptal kararına gerekçe olarak gösterdi.

Kanal İstanbul’un, İstanbul’ un yaşam alanlarına ve doğasına zarar vereceği, İstanbul’u etkileyecek deprem tehlikesinin daha fazla büyümesine yol açacağı bir uygulamasının iptali olumlu bir gelişmedir.

Bu olumlu gelişme de belediye meclisindeki muhalif CHP’li belediyelerin kararlı ve ısrarlı tutumu önemli bir rol oynamıştır.

Ancak bu tutumun sadece yerel düzeyde kalmayıp aynı hassasiyet ve duyarlılığın tüm ülkeye yayılması, bunun için de tüm toplumcu, ilerici ve devrimci muhalif parti ve örgütlerin doğanın, doğal yaşamın korunması için Kanal İstanbul Projesi ve benzeri projelere karşı örgütlenip birlikte çalışmaları gerekmektedir.


TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.




TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI