42.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN 15-16 HAZİRAN

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

www.tsip1974.com

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

Son Güncelleme 24-05-2017 15:09

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

PRchecker.info


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ VE DİĞER LİNKLER

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


YAYINLARIMIZIN NİSAN 2017 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

YALAN… YALAN… YALAN

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 MAYIS 2017

Hepiniz bilirsiniz, AKP'nin sloganı haline geldi, 'yola devam' sözü. O kadar çok yaşadık ve yaşıyoruz ki AKP'nin 'yola devam' sözünden tam olarak neyi kastettiğini şaşırdık. Mega projelerden söz ediyorlardı, gelinen noktada gördük ki, sözü geçen mega projeler devletin ve halkın sırtında birer yük haline gelmiş. Bunu biz değil kendileri söylüyor. O kadar çok borç birikmiş ki üstelik buna bir de kiralar eklenmiş, iktidar çarkı döndüremez hale gelmiş.

Demokrasi, insan hak ve özgürlükler konusunda mı yola devamdan söz ediyorlardır acaba diye mi geçirdiniz içinizden? En çuvallanan politikaların başında tam da bu sözünü ettiğimiz konu söz konusu. Çünkü bunların sayesinde demokrasinin kırıntısından bile söz etmenin olanağı kalmamış durumda. Hak ve özgürlüklere gelince; kim yitirmiş ki siz bulasınız. İktidar, hukuk tanımaz bir şekilde yurttaşların haklarını ayaklarının altına almış, kim ki hak aramaya kalkar, üstelik OHAL bahanesiyle önü kapatılıvermiş. Özgürlükler ise tümden rafta. Derdinizi anlatmaya mı kalktınız; devletin polisi tepenize dikilmiş, ısrar mı ediyorsunuz, kesinlikle bir terör örgütü üyesisinizdir. Olmadı mı, üstünüzde iyi mi durmuyor bu yakıştırma? bunun da kolayı bulundu. "Terör üyesi olmamakla birlikte…" diye başlayan yeni bir suç icadı bu iktidarın yargısı tarafından keşfediliverdi.

Baksanıza Akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça DHKP-C örgütü üyeliğinden tutuklanmışlar bile. Hemi vallaha, hemi billaha bunlar DHKP-C üyesi olarak tutuklamasalardı kesinlikle Fethullahçı ya da Fethullahçı örgüt üyesi olmasalar da…diye tutuklarlardı. İşte hukuk, hak ve özgürlükler bunların elinde Çarşamba çanağına çevrilivermiş durumda.

Dün, Başbakanlık koltuğunda oturan Binali Yıldırım; TOBB Hizmet Şeref Belgesi ve Plaket Takdim Töreni'nde bir konuşma yaptı ki evlere şenlikti, bir o kadar da yalanın arşı âlâsıydı. Niye derseniz, Yıldırım konuşmasında yargının işine karışmadıkları için hep kendilerinin eleştirildiğini dile getirdi. (Kadir Topbaş'ın) damadından yürünerek denesiymiş ki niye bu işe müdahale etmiyorsunuz? Müdahale etseler bu kez de kendilerine denecekmiş ki niye yargının işine karışıyorsunuz? Bu yüzden de yargı bağımsız olarak kendi işini yapsınmış, müdahale etmezlermiş. İşte kuvvetler ayrılığı da tamı tamına böyle sağlanır, yargı da, yasama da, yürütme de kendi işini yaparmış.

Hani içinizde safın safı olur bu yalana kanabilir de, kim ya da kimler ortalığa çırılçıplak bırakılan yalana kanabilir? Sanıyoruz bunlar bu ülkenin insanını hepten ahmak yerine koyuyorlar olsa gerek ki böylesine şirazeden çıkmış sözleri kolaylıkla söyleyebiliyorlar. Hem bir de Fetöcülere karşı öyle mücadele ediyorlarmış ki demeyin gitsinmiş. Fetöcülerin siyaset ayağı mı dediniz; vallahi de billahi de AKP içinde bunların imi timi çokmuş pardon pardon yokmuş.

Sonra Kürsüye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çıktı. Gereken dersi de hakkıyla verdi vermesine de orada bulunan bazıları tepki gösterdi. Tepki gösterenlerin birisi Karadeniz Ereğlisi TOBB Başkanı mıymış neymiş o muhterem de Kılıçdaroğlu'na "Yassıada'yı unutma" diye bağırdı. Ne diyelim kel alaka kel alaka olmasına da bu gibileri nasıl olmuş da bir ana doğurmuş gerçekten de şaşırmamak elde değil. Eh bazıları var ki nerede olurlarsa olsunlar sahibinin sesi olarak kendilerini ortaya atıyorlar. Öyle olmasa o toplantıda "Yassıada'yı unutma" diye bağırmanın ne anlamı olur değil mi? Yine Kılıçdaroğlu Hisarcıklıoğlu'nun geçmişte bir konuşmasını anımsatarak dedi ki aynı konuşmayı çıkıp şimdi Hisarcıklıoğlu yapabilir mi? Zaten tepkiler de bu yüzden uç verdi, verdi de orada bulunanların önemli bir çoğunluğu da Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını alkışladılar, bunu da herkes gördü.

Bu ülkede bizler gazetecilik sıfatı altında birilerinin ne hallerden ne hallere girdiklerine çok tanık olduk. Fehmi Koru da bunlardan biridir. Şimdi öğreniyoruz ki savcılık Fehmi Koru'nun tanık sıfatı ile çağrıldığı bir ifadede Sözcü'nün sahibinin Fethullahçı yurtlarda yetiştiğini söyleyivermiş laf arasında. Bu yüzden de sözcüye operasyon çekilmiş. Şimdilerde de bu iftirayı konuşmaya başladık. Anlaşılıyor, gazeteci kisvesi altında dolaşan az kripto yok. Fehmi Koru da bunlardan biri. Elbette kendisine yanıtlar geldi de Fehmi Koru niyeyse söylediklerini duydumdan öteye götüremedi.

Yukarıda söyledik. Bu iktidar ki ülkeyi kendi iktidar anlayışını yani dinci, gerici ve faşist anlayışını oturtmak için her yolu deniyor, bu yoldan kararlı bir şekilde yürüyor. Düşünün ki Fehmi Koru'nun kriptoluğuna mı kaldı demokrasiye inanan bir iktidarın onu tutuklayın, bunu susturun, şunu işinden atın, yargı gereğini yapsın demesi? Olağan bir iktidar ortalıkta böyle dolananları dikkate bile almaz dikkate. Eğer almışsa ortada amaca yürünen yolda her yol mubahtır anlayışını bire bir uygulayan bir iktidar var demektir ki bizler de elbette aslı dururken semerinden hınç çıkaracak değiliz.

Ha bir de partilerin dün Grup konuşmaları vardı. Bahçeli yine ağdalı sözlerle Fethullahçılar konusuna girdi. O da Kadir Topbaş'ın damadını kast ederek yargının böyle bir davranış içerisine girmesini eleştirdi. Ayarlarına mı dönüyor desek olacak şey değil. Çünkü muhterem eşeğini yitiren hocaya döndü. Hele biraz daha zaman geçsin, ülkenin bekası ne demekmiş daha iyi anlayacak. Çünkü AKP önümüzdeki günlerde yeni bir açılıma güm diye girerse o zaman elinde kalan bir avuç yavrukurt'a da diyeceği olmayacak. Bunu da geçerken söylemiş olalım.

Tamam, yalana devam ediyorsunuz da bir de yalancının mumu yatsıya kadar yanar diye bir söz vardır bilmem bildi mi AKP ve saray iktidarı? Bilmediyse nasıl olsa bilecek.

Çünkü bu terazi bu ağırlığı çekmez, çekemez…

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: ANIMSIYOR MUSUNUZ?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

 Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 MAYIS 2017

AKP ve saray ülkeyi yalanla yönetmeye yeminli.

Ülkenin ekonomisini uçuracağız dediler uçmak ne söz, dibe çakılmış vaziyette.

Demokrasiden ve insan haklarından söz ettiler kırıntısından söz eden varsa Yüksel Caddesi'ne bir uğrasın derim.

Dış politika mı dediniz; bundan böyle bunların sazı da düzen tutmaz sözü hepten cırcır olmuş.

Binali Yıldırım, TOBB Hizmet Şeref Belgesi ve Plaket Takdim Töreni'nde bir konuşma yaptı.

Yargıya nasıl karışmadıklarından söz etti.

Etti de yalan dikiş tutuyor mu?

Her yerinden tel tel dökülüyor işte.

Ha bir de Kılıçdaroğlu'nun verdiği yanıtlar okkalıydı doğrusu.

Öyle ya çorbacıdan, davulcudan, zurnacıdan, baklavacıdan, şekerciden Fetöcü var siyasetçiden Fetöcü yok niyeyse?

Niye olacak AKP'nin hepsi Fetöcüydü de onun için bilmem yeterince doyurucu oldu mu?


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-01

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-02

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-03

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-04

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-05

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU


Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-06

-DEMOKRASİDEN FAŞİZME-

YAZIYI OKU

 

Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI