PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER. ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

(Partili yoldaşlarımızın bilgisine: Eklemeyi unuttuğumuz yoldaşlarımız var ise, tsip15161974@gmail.com yada  0 216 337 82 10 no'lu telefon'dan bize bildiriniz.)


PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN. İSTEDİĞİNİZ ZAMAN, İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

45. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN, 15-16 HAZİRAN.

YAŞASIN, SOSYALİZM.

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

FAŞİZME KARŞI

DEMOKRASİ

SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI

SOSYALİZM

 


TSİP PROGRAMI SOSYALİZM PROGRAMIDIR
 

Son Güncelleme 18-09-2019 14:21

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir


TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी


PRchecker.info

PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


 

YAYINLARIMIZIN AĞUSTOS 2019 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL

WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ / Turgut Koçak
ZAMAN BİZİ HAKLI ÇIKARMIŞTIR / A.Emel ENGİN:
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
12 EYLÜL ÖNCESİ AFİŞLERİ
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 1
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 2
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 3
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 4
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 5

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…
PARTİMİZE BAĞIŞ YAPAR MISINIZ?

İlgili resim

TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.


HAY SİZİN…

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 EYLÜL 2019

AKP’li Bostancı muhalefete yargı reformu için uzlaşma çağrısında bulunmuş. Şimdi bu sözleri duyunca siz siz olun da gelin tepeniz atmasın. Sen; ortada yargı falan bırakma, yargı bağımsızlığı yerine yargıyı doğrudan tek adamın kontrolüne ver, bütün atamaları da bu minval üzerine yap sonra da çıkıp çocuk kandırır gibi biz yargı reformu yapacağız gelin uzlaşalım diye çağrıda bulun muhalefete. Muhalefet bu oyunu gelir mi derseniz; bilemeyiz vallaha daha önce benzer pek çok konuda muhalefet sayamayacağımız kadar oyuna geldi, kim bilir belki de bu oyuna da gelir ve AKP’nin kurnazca yaptığı girişimlerinin ortağı olur çıkar.

Hani bir kez, öze değin konularda anlaşamadıktan sonra ne sanki önemli bir şey yapılıyormuş gibisinden oyuna gelmenin, nede mış gibi yapılacak olan tartışmalara payanda olmanın yararı vardır. Bu yüzden de bu konuda ilk herkesi bağlayan şey kuvvetler ayrımını kesinlikle benimsemek, yetmez; bu konuyu bir bağlayıcılığa oturtmak gerekir. Ancak o zaman yargı reformuymuş, şuymuş, buymuş tartışılırsa kim bilir belki de bazı iyileştirmeler yapılabilir. Bugünkü haliyle Yüksek Mahkemeler de içinde yargı tam anlamıyla iktidarın en tepesindeki kişinin iki dudağı arasından çıkacak sözlere göre hareket eder hale gelmişse bu anlayışa kesin bir çözüm bulunması gerekir. Bakıyorsunuz önemli atamalar oluyor, hiç yanılmıyorsunuz. Hukuktan anlamak falan şöyle dursun adalet ve eşitlik duygularından yoksun, iktidarın dümen suyunda kim varsa onlar en kilit noktalara atanıvermişler. Salt bununla da yetinilmiyor. Düzenek böyle kurulunca bu anlayış dipten doruğa bütün yargı mensuplarını kapsıyor.

Dolayısı ile bu nedenle yargı reformu denilen şey belki avukatlara yeşil pasaport verilecek diye TBB Başkanı Metin Feyzioğlu gibilerini sevindirebilir ama adalet arayanlar için olup bitecek olanlar asla yaraya merhem olmaz olamaz.

Bir konu daha var. Artık din min deyince tepemizin tası atar oldu. Diyanet’in bir işe yaramadığı, aslında bu kurum boş gezenlerin boş kalfası konumunda oldukları için başka başka kurumların görevlerini üstlenmeye soyunuyor niyeyse. Diyanet harekete geçmiş ve Doğu ve Güneydoğu’daki çocuklarımıza eğitim verecekmiş. Eğitim de ne derseniz hepsi hepsi Kuran Kursu işte. Üstelik kız çocuklarımızın okula gitmesi için aileleri ikna etme işini de bunlar üstlenmiş. Affederseniz Milli Eğitim Bakanlığı ne halt ediyorsa artık.

4-6 yaş grubu Kuran Kursu 2019-2020 eğitim programına katılan Diyanet İşleri Başkanı Aktaş bir konuşma yapmış ve “Çocuklarımızı eğitim ve hayata hazırlamak bizim hem dini hem de milli sorumluluğumuzdur” demiş. Toplum bunların yüzünden artık soluk alamaz hale geldi. Küçücük çocuklarımızın beynini yıkamak dini görevdir bunu biliyoruz da bu işi şunla bunla ne demeye bağdaştırmaya çalışıyor ve kıvranıp duruyorsunuz işte bunu anlamıyoruz?

Bakın, bakın bütün bunlar yetmiyor, özel çocuklara camide eğitim vermek de bunlara düşüyor. Yine söylüyorum eyyyyyy Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; yahu kardeşim sen neyin nesi kimin fesisin, sen niye Milli Eğitim Bakanlığı olarak özel çocuklarımızın eğitimini üstlenmiyorsun da asla güvenilmez, başına neyin geleceği kestirilmez bir yere çocuklarımızın gönderilmesine göz yumuyorsun?

Sizlerin yediğiniz haltları saymaktan duman olduk. En iyisi uzatmayalım ama size de “Hay sizin” sözü yakışır be kardeşim…

Daha geçenlerde ne oldu. Kulpta saldırı yapıldı ve 7 yurttaş yaşamını yitirdi 10 yurttaş da yaralandı. Kim yaptı şu bu derken PKK’nın yaptığı açıklanıp HDP’den yüzde 61 oy alarak Kulp Belediye Başkanı seçilen kişi görevden alındı sonra da gelsin tutuklamalar. Ortada bu saldırıyı gerçekleştiren failler yakalanamadılar ama olsun ne gam mutlaka bu iş de Belediye Başkanı ve meclis üyelerinin parmağı vardır denilerek görevden alındılar, yerlerine de kayyum atanıverdi. HDP’ye yönelik kampanyalara bakarsak arkasının da geleceğini söylemek yanıltıcı olmaz. Şimdi bizler de bu durumda soruyoruz? Bu kayyumlar niçin atanıyor?

AKP binalarına kimse yaklaştırılmaz yaka paça polis tarafından alınıp götürülürken HDP Diyarbakır İl binasının önünde çocuklarını PKK’nın kaçırdığını söyleyen anneler niçin oturuyor?

Yoksa sizin devlet olarak başaramadığınız şeyi HDP mi başarıp çocukları artık neredelerse bulup getirecek ve anne ve babalarına teslim edecek?

Hem sizin çocuk mocuk dediğiniz kimseler kaç yaşındalar biliyor musunuz? Hangi olaylara katılmışlardır, işledikleri suçun ağırlığı nedir hiç düşündünüz mü?

Neyse neyse sizin amacınızı biliyoruz. Bu yolla elinizden geldiğince HDP’yi hareketsiz bırakacak, sonra bir erken seçime girip HDP’yi baraj altı bırakmayı becerirseniz HDP’nin çıkaracağı bütün milletvekillerinin de üstüne siz konacaksınız.

Biliyoruz bugünlerde oynadığınız oyunun bilinen yanları da karanlık yanları da bundan ibaret ama olup bitecekleri sizin düşündüğünüz kadar bizler de düşünüyoruz ve sizi kendi oyununuzla kündeye getirip yere yere sermenin bir yolunu da mutlaka bulacağız.

Sizler de bunu böyle bilesiniz.

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  HİÇLERE HADDİNİ HADDİNİ BİLDİRMEK

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 EYLÜL 2019

O şehit bu şehit sahi kim şehit değil onu da toplum sayenizde karıştırdı gitti. Dün Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarının yıl dönümüydü. Anıt mezarı başında anıldılar. Anılmalarına Hiçbir sözümüz yoktur. Yakınları, eş, dost, akraba ve sevenleri gitsinler ansınlar kim ne diyebilir ki?

Ama bir şey var işte bu Kabul edilemez. Neymiş efendim? İdamlarının yıl dönümünde “demokrasi şehitleri” anılmışlar. Valla olması gereken, olmaması gereken kim varsa hepsini orada boy gösterirken gördük.

Şimdi gelelim nasıl demokrasi şehidi olunduğuna…

Demokrat Parti daha işbaşına gelir gelmez her ne kadar demokrasi türküsü çağırdıysa da ilk işleri komünist tevkifatına girişmek olmadı mı? Sonra efendim demokrasi ve halk düşmanı ABD’nin peşine Türkiye’yi kim taktı?

Menderes ve arkadaşları.

Meclise bile danışmadan ta komünizm karşıtlığı için Kore’ye asker gönderenler de onlar değiller miydi?

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’yü Bütün şehirlerde taşlı sopalı saldırılarla karşılayanlar kimlerdi peki?

Ya gazeteleri, dergileri kapatan, gazetecileri içeri atanlar neyin nesiydi?

Say say bitmeyecek kadar demokrasi karşıtlığı…

Eee sonra demokrasi şehitliği mertebesi…

Hadin ordan be!


Görüntünün olası içeriÄ?i: Serhat Ã?akın, gülümsüyor, selfie ve yakın çekim

SERHAT ÇAKIN'DAN "HAFTALIK" DEĞERLENDİRMELER:

24 -31 AĞUSTOS 2019

1- Dün 30-Ağustos Zafer Bayramı’nın 97. yıldönümüydü.

Zafer Bayramı kutlamalarının resmi ve gayrı resmi olarak kutlandığı bu gün Türkiye ve halkı için büyük bir öneme ve değere sahiptir.

Türk Halkının tüm insanlarıyla, Türk’ü ve Kürt’üyle, erkeği ve kadınıyla emperyalizme, onun emrindeki yozlaşmış ve çürümüş saltanat kurumuna, İstanbul Hükümetlerine ve çürümüş feodal sınıflara karşı verdiği bir bağımsızlık, özgürlük ve her türlü işgali sona erdirmek için yürütülen bir savaşın zaferle sonuçlandığı bir gündür.

Bu zaferden sonra ise işgal kuvvetleri Anadolu’dan tamamen atılacak; çokuluslu-yarı feodal bir imparatorluk yönetiminden çağdaş bir burjuva ulus devlete geçilecek ve Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkmış devletlerle aynı statüde tam bağımsız ve saygın bir ülke haline gelecektir.

Türkiye’nin laik ve burjuva demokratik bir devlete dönüşüp, zamanla burjuva demokrasisini ilerletecek toplumsal dinamiklerin gelişmesi bu zaferin sonucudur.

Tarımda kendi kendine yetecek bir duruma gelmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nda iç koşullar ve emperyalizmin getirdiği sömürücü koşullar ile imparatorluğun yarı sömürge haline gelmesi nedeniyle son derece cılız olan sanayini yeniden kurup daha hızlı geliştirmesi 30 Ağustos 1922’de kazanılan bu büyük zaferin getirdiği kazanımlar sayesinde mümkün olacaktır.

Bu zafer, aynı zamanda 1917 Sovyet Ekim Devrimi’nden sonra o dönemde Emperyalizme karşı kazanılmış en önemli bir zaferdir ve bu yönüyle sömürge ve yarı sömürge durumundaki tüm halklara örnek olmuştur.

Bunun yanında 30-Ağustos Zaferi, Asya ve Afrika’da sömürge ve yarı sömürge durumundaki halklardaki ulusal hareketleri geliştirip güçlendirerek bu halkların yaşadığı ülkelerde ulusal hareketlerin ve ulusal bilincin gelişmesinde Sovyet Ekim Devrimi kadar etkili olmuştur.

30 Ağustos Zaferi sadece İşgalci Yunan Ordularına, o günkü Yunan Yönetimi’ne karşı değil; o dönemin en büyük emperyalist-kapitalist gücü olan ve dünya finans-kapitalinin de en önemli iki merkezinden biri olan Britanya Emperyalizmine, onunla birlikte Avrupa’nın diğer emperyalist güçlerine karşı kazanılmıştır.

Bununla birlikte bu anti-emperyalist mücadele, anti-kapitalist bir nitelik bir önderlik tarafından değil ulusal-küçük burjuvanın önderliğinde yürütüldüğü için anti-kapitalist bir niteliğe dönüşmemiş, zamanla burjuvazinin zayıflığı nedeniyle yabancı sermaye ve emperyalizme bağımlılık değişik koşullar altında yeniden ortaya çıkmıştır.

Bunun yanında 30 Ağustos Zaferi ve cumhuriyet devrimiyle Türkiye yarı sömürge durumunda geri bir yönetimden kurtarılıp, bağımsız ve daha ileri ve çağdaş yönetime kavuşturulmakla ve feodal bir ideoloji olan dinsel ideolojiye ağır darbeler indirilmesine rağmen bu ideolojiyi besleyen maddi nesnel koşullar tamamen ortadan kaldırılamamıştır.

Bu koşulların başında toprak reformu geliyordu.

Cumhuriyet Devrimi, toprak reformunu yaparak kırsal kesimdeki feodal eğilimli ve emperyalizme daha bağımlı olan büyük toprak sahiplerinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki ağaların gücünü kıramamıştır.

Köylünün geri koşullar altındaki yoksul yaşamını ortadan kaldıramamıştır.

Bu durum Feodal dinsel ideolojinin en geri unsurlarıyla birlikte zamanla yeniden ortaya çıkıp gelişmesine neden olmuş, burjuvazi de bu gerici ideolojiyi kendi sınıfsal çıkarları için işçi kitlelerini daha iyi sömürmek ve olası bir sosyalist-işçi devrimini engellemek için kullanmıştır.

Bu gelişmeye yabancı sermaye ve emperyalizm de geniş ölçüde katkı sağlamış; Amerikan Emperyalizmi başta olmak üzere diğer emperyalist odaklarda bu dinsel gerici ideolojiyi tekelleşen ve gittikçe de gericileşen kapitalizme uyarlayarak yeniden bir proje olarak ortaya çıkarmışlardır.

Soğuk savaş dönemiyle başlayan bu süreç 21.yüzyılın başında AKP’nin kurdurulup iktidara gelmesiyle bu günkü düzeyine gelmiştir.

Bu gün AKP adına konuşan kimi belediye başkanları ile parti üyelerinin 30 Ağustos Zaferi’ne karşı ilgisizlikleri, duyarsızlıkları ve cumhuriyete karşı tutumları onların hem gerici; hem de yabancı sermaye ve emperyalizmin en büyük işbirlikçileri olmalarının bir sonucudur.

Bu gün ülkenin ekonomik kaynaklarının, doğanın, Hasankeyf gibi kültürel varlıklarının kar ve getirim (rant) gelirleri için talan edilip tahrip edilmesinin, eğitimin gericileştirilip, paralı hale getirilmesinin, halkın büyük bir bölümünün işsizliğe ve yoksulluğa mahkum edilip yerli ve yabancı sermayenin, patronların insafına bırakılmasının nedeni budur.

Bu gelişmeler, emperyalizme ve yabancı sermayeye bağımlı olan ülkelerde ulusal hareketlerin tam bağımsızlığı sağlayıp ve kendi ülkelerini ve halklarını emperyalizmin ve tekelci kapitalizmin sömürü ve yağmasına karşı korumalarının ancak işçi sınıfı önderliğinde yürütülecek bir mücadele ile mümkün olduğunu göstermiştir.

Bunun yanında anti-emperyalist, bağımsız, özgürlükçü, eşitlikçi, aydınlanmacı ve toplumsal akla ve ihtiyaçlara uygun bir yönetim ve ekonominin sadece işçi sınıfının öncülüğü ve iktidarı ile mümkün olabileceğini göstermektedir.

Bu yüzden sosyalistler, 30 Ağustos’un 97. Yılını kutlarken, işçi sınıfının, tüm emekçilerin baskısız, sömürüsüz ve toplumcu bir düzeni kurmaları için gereken çabanın örgütlü mücadelenin ülkemizde ve ülkemizde benzer durumunda olan diğer ülkelerde en kısa zamanda kurup geliştirmek zorundadır.

30 Ağustos’un gerçek amacına da ancak böyle ulaşılabilir.

*********-

2- Suriye’nin kuzeyindeki İdlip Bölgesi’nde Suriye Ordusu stratejik önemi olan Han Şeyhun Kasabası’na ve çevresine egemen olduktan İdlip’in güneyini ele geçirdikten bir süre sonra Rusya’nın çabalarıyla bugün 31 Ağustos tarihi itibariyle İdlip’te ateşkes ilan edildi.

Cumhurbaşkanı’nın Putin’le görüşmesinden bir gün sonra İdlip’te Türk Askerlerinin bulunduğu ve artık bir işlevi kalmamış kontrol noktasının Suriye ve Rusya’nın savaş uçakları tarafından bombalanması Türkiye Yönetimi’ne İdlip’ten askerini çekmesi için verilmiş sert bir mesajdır.

Buradan da anlaşılacağı gibi Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapılan görüşmelerde Türkiye Yönetimi’nin İdlip’teki Türk Askerlerini oradan kısa sürede çekmesi ve bu çekilmenin kademeli olarak Afrin, Azez ve Cerablus gibi bölgelere de yayılmasının istenmiş olması muhtemeldir.

Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun askerlerimize ihtiyaç kalmadıysa çekilebilirler açıklaması da bunu göstermektedir.

Öte yandan İdlip konusunda AKP Hükümeti ABD’den bir destek te alamamaktadır.

Bu yüzden de İdlip’teki kontrol noktalarının boşaltılması ilk yapılacak işlerden biri olacaktır.

Suriye Ordusu’nun İdlip’te ilerleyip İdlip’in güneyine hâkim olması, buradaki dinci-gerici terör güçlerinin Suriye-Türkiye Sınırına yığılmasına neden olmuştur.

Rusya ile yapılan görüşmelerde bu terör güçlerinin de çıkarılması; ya da Suriye Yönetimi’ne teslim edilmesinin konuşulmuş olması muhtemeldir.

Bunların bir kısmı daha önceden zaten Libya’ya gönderilmişti.

Kalanların da bir kısmı saray ve hükümet tarafından Kuzey Suriye’de Fırat Nehri’nin doğusundaki güvenli bölgeye yerleştirilecek, geri kalanının da ya yabancı ülkelere gönderilmesi; ya da Türkiye’de Suriye sınırına yakın yerlerde çoğunlukla Güneydoğu Anadolu’da tutulması olasıdır.

Bu gelişmeler Türkiye’de yeni sorunlara yol açabilir.

Hem dinci terör güçlerinin Türkiye içinde de eylemler yapmalarına; hem de Kürt Nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde çatışmaların şiddetlenmesine neden olabilir.

Hükümetin ve sarayın yapması gereken Suriye Yönetimi ile diyaloğa girip anlaşarak bu terör güçlerinin Türkiye’ye kaçıp gelmelerine engel olmak ve Türkiye’deki Suriyelileri kademeli olarak imkânlar oranında Suriye’ye geri dönmelerini sağlamak olmalıdır.

Aksi halde uzun vadede meydana gelecek olan kaos ve karışıklıklar sadece Türkiye’nin değil; sarayın ve AKP Hükümeti’nin bile nereye gideceğinin belli olmadığı gelişmelere yol açabilir.

Emperyalizm bu gelişmeleri Türkiye’de Eyalet Sisteminin kurulmasının yanında olası bir dolaylı müdahale için de kullanabilir.

Türkiye’deki Suriyelilerin bir bölümü ile gelecek olanların bir kısmı Güneydoğu Anadolu’da Kürt Nüfusu denetlemek için kullanılmak istenecektir.

Ancak bu durumun mevcut sorunları daha çok arttırmasının yanında terörü ve şiddeti de arttırması olasıdır.

Öte yandan Türkiye’nin Hatay-Reyhanlı’daki sınır kapısında ÖSO’ lu güçler, Türk Ordusu’nu ve Cumhurbaşkanını protesto edip, cumhurbaşkanının resminin bulunduğu bez afişi yakmışlardır.

Bu eylemler, AKP Hükümeti’nin ve sarayın Suriye Ordusu’nun hızlı operasyonu, Rusya’nın artan baskısı ve İran’ın tepkisi nedeniyle Buradaki ÖSO bünyesindeki dinci-gerici silahlı terör güçlerini destekleyemediğini, onlara yardım etmekten kaçınmak zorunda kaldığını göstermektedir.

Bu yüzden de sarayın ve AKP Hükümeti bu dinci-gerici terör güçlerinin ve onları destekleyenlerin de hedefi haline gelmektedir.

Bunun yanında Türkiye, Suriye’de izlediği emperyalizme bağımlı ve yayılmacı politikaları nedeniyle, çoğu Arap Ülkesinin güvenini yitirip onların tepkisini üzerine çektiği gibi, çıkarları birbirine karşıt olan ABD ve Rusya gibi iki büyük güç arasında daha çok bocalamaktadır.

Bu da Türkiye’nin Ortadoğu’daki emperyalizmin neden olduğu çatışma ve sorunların içine daha çok çekilmekte olduğunu göstermektedir.

*********

3- ABD’de Harvard Üniversitesi’nde okuyan Filistinli bir genç, arkadaşları sosyal medyada ABD’yi eleştirdikleri için sınır dışı edildi.

Söz konusu gencin Filistinli olması ve Müslüman olması bu tutumundan dolayı sınır dışı edilmesine neden olmuştur.

Bu tutum, Trump Yönetimi’nin ve Trump Yönetimi döneminde ABD Devleti’nin demokrasiden ve insan haklarından giderek uzaklaşarak ırkçı, ayrımcı ve faşist bir çizgiye yönelmekte olduğunu ve İsrail ve İsrail’in Siyonist güçlerinin ABD’deki etkisinin giderek arttığını ortaya koyuyor.

Bunun kanıtlayan bir diğer olayda ABD’nin Florida Eyaleti’nde gerçekleşmiştir.

Bu eyalette de İsrail’e yönelik eleştiriler Yahudi Düşmanlığı yani antisemitizm gerekçe gösterilerek yasaklanmıştır.

ABD’nin Anayasası’na, demokrasiye aykırı bu uygulamalar, ABD’nin en güçlü ve en gerici sermaye güçlerinin ve onların elindeki hükümetin ve devlet güçlerinin ülkeyi daha rahat yönetmek için ayrımcı ve otoriter tutum ve daha ırkçı bir yaklaşıma yöneldiklerini gösteriyor.

Nitekim sosyal medyada ABD devlet yetkililerinin ve kimi Amerikalıların ırkçı ve göçmen karşıtı hakaret ve sözleri çoğu zaman yargısal ve idari önlemlere neden olmamasına rağmen, göçmenlerin ABD Yönetimi’ne ve İsrail’e yönelik eleştirileri bir suçmuş gibi görülebilmektedir.

Bunun dışında Britanya’da iktidara gelen ve Kurtuluş Savaşı sırasında işbirlikçi tutumuyla tanınan ve İngiliz Emperyalizmine hizmet etmiş Ali Kemal’in torunu olup yandaşlarca Osmanlının torunu diye övülen Boris Johnson’ın kurduğu hükümet, önceki hükümetlere göre daha sağda yer alan bir hükümettir.

Nitekim bu hükümet te göçmenlere karşı daha kısıtlayıcı önlemler almanın aynı sıra parlamentoyu devre dışı bırakarak ekonomik ve politik alanda alınacak kararların sermayenin güçlü kesimleri tarafından oluşturulmuş teknik yönü güçlü kadrolarla alınmasını daha uygun gören bir tutum sergilemektedir.

Parlamentoyu kraliçeyle görüşüp zamanından önce kapatması buna örnektir.

Yunanistan’da ise iktidara gelen sağ eğilimli Yeni Demokrasi Partisi Lideri Miçotakis’in kamusal alanda kolluk güçlerinin yetkisini ve gücünü arttırıp, sokaklara daha fazla müdahale edileceğini söylemesi de bütün dünyada demokrasinin daha ileri ve gelişmiş olduğu ülkelerde de otoriter ve faşizan, daha baskıcı bir yönetim anlayışına doğru gidildiğinin bir göstergesidir.

Bu baskıcı uygulamalarla göçmenlerin tamamen bir güvenlik sorunu haline getirilmesi yoluyla tekelci kapitalizmin neden olduğu sorunların göçmenlere yönelik kontrollü bir tepkiyle gizlenmeye çalışıldığı da bir gerçektir.

Ayrıca bu sayede göçmenlerin çoğunun ucuz işgücü olarak çalıştırılmaları da planlanmaktadır.

Sonuç olarak globalleşen tekelci sermaye ve finans kapital sadece Türkiye’de değil; tüm dünyada kendi çıkarlarını koruyup geliştirmek için otoriter, gerici, ayrımcı, politikalardan, korkulardan ve bunların bir ürünü olan faşizan yönetimlerden yararlanmaya çalışmaktadır.

Bu durum Türkiye gibi sınıfsal çelişkilerin daha fazla ve şiddetli olduğu orta düzeyde gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde daha şiddetli ve daha yoğun olmaktadır.

*********

4- Artvin’de Cengiz ve Kalyoncu Holdinglere, yöreye özgü zengin bir doğal bitki örtüsünün bulunduğu ve doğal zenginlikleriyle tanınan Hatila Milli Parkı’nın da içinde yer aldığı bir alanda maden arama ruhsatı verildi.

Bu bölgelerde aranacak, radyoaktif elementleri de içerecek maden aramaları ileride ciddi bir doğa felaketine yol açabileceği gibi, Cerattepe’ nin de doğal yaşam ve güzellikler açısından ciddi bir zarara uğramasına neden olabilecektir.

Bundan dolayı Kaz Dağları’na gösterilen duyarlılığın buraya da gösterilmesi gerekir. 

Serhat Çakın arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


SAYFA BAŞI