PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI

SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER. ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


YA BARBARLIK... YA SOSYALİZM...



FAŞİZME KARŞI

DEMOKRASİ

SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI

SOSYALİZM

46. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)


AB'DEN HİBE ALAN

SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ

ALÇAKTIR, LİBERALDİR, İŞBİRLİKÇİDİR.


 

PRchecker.info

DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE,

İŞTE BU KADAR GÜZEL.


PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

İZMİR İL ÖRGÜTÜ

SATILMIŞ AKGÜN (BAŞKAN)

848. Sokak No:90 Kat:1 Daire:106  Kemeraltı

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

KONAK İLÇE ÖRGÜTÜ

848. Sokak No:90 Kat:1 Daire:106  Kemeraltı

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

46.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com/a>


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

YAYINLARIMIZIN ŞUBAT - MART - NİSAN 2021 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
Bartolome de la Casas - Kızıl Derililer Nasıl Yok Edildi
Boris Lvovic Vasilyev / Sakindi Oranın Şafakları
Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var
MAKSİM GORKİ / ANA
Mitka Gribçeva / SENİ HALK ADINA ÖLÜME MAHKUM EDİYORUM
Gladkov - Fabrika
Dolores İbarruri / Faşizmi Ezeceğiz
İlya Grigoryeviç Ehrenburg / Dipten Gelen Dalga
Paul Lafargue / Tembellik Hakkı
KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
SOSYALİST SOL SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
MUHALEFET NASIL YAPILIR?
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?
KARŞIDEVRİMCİLER
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?

TOPLUMU UYUTMA YOLLARI

HDP KAPATILSIN DİYENLERE
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
HAFIZA TAZELEME: MENDERES NEDEN İDAM EDİLDİ
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…

DENİZLERİ ANIYORUZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 MAYIS 2021

Sağcı ve gerici iktidarlar cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkenin gençlerine, en aydın ve birikimli insanlarına kan kusturmuşlardır. Bununla birlikte bir yolunu bulup her zaman mağduru oynamayı hem de bu yolla halkın gözünü boyayarak desteğini de almayı başarmışlardır. Bugün bile en küçük tartışmalarda AKP ve saray iktidarı Menderes’in asılışını gündeme getirir ve siyasi kazanç için bu olayı nasıl istismar edip bir yerlere sövüp saymayı elinden hiç bırakmazsa Deniz ve arkadaşlarının idamını bir kez gündeme getirip kimler gerçek anlamda suçluymuş bu gerçeği dile getirmek için ağzını bile açmaz.

Deniz ve arkadaşlarına dönersek, bu gençler neyi savunuyorlardı ve savundukları için bedelini nasıl canlarıyla ödemişlerdi hiç ama hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bütün dünyada kapitalizme ve emperyalizme karşı yükselen hareketler doğal olarak bizim ülkemizde de yükselmiş ülkemizin gençleri hiçbir çıkar gözetmeksizin kalkıp sağcı ve gerici iktidarların karşısına dikilmişlerdi.

Peki, bu gençler neyi savunuyorlardı?

Türkiye’de kapitalizmi savunan sağcı ve gerici iktidarlar adeta Türkiye’yi tam anlamıyla bağımsızlığını yitirmiş bir ülke haline getirmişler, ülkemizin sömürülmesi için ekonomik, politik, ve askeri bağımsızlığına mal olan başta ABD olmak üzere emperyalist/kapitalist dünya ile bir dizi anlaşmalar yapmışlardı. Bu konuda 1940’lı yıllarda da kimi anlaşmalar yapılmıştı ama en etkili anlaşmalar ise Demokrat Parti’nin 1950 yılında iktidara gelişiyle hız kazanmış, Türkiye bir yandan Kore’ye emperyalistlerin başlattığı savaş için asker gönderirken NATO’ya girilmiş, bir sürü ikili anlaşmalar yapılmış ve ABD Barış gönüllüleri ülkeyi doldururken aynı zamanda da ABD’ye sayısız askeri üsler verilmişti.

Bu gerçekler ışığında düşünen gençler Türkiye’nin tam bağımsızlığını isteyerek mücadeleye atılmışlardı. Doğal olarak gençlerin mücadelesi bu kadarla da sınırlı değildi. Bu yüzden de Türkiye’de sosyalist bir sistemin kurulma isteği gençlik içinde dalga dalga yayıldı. Gençliğin yükselen devrimci hareketinin başını çekenler ise doğal ki Deniz ve arkadaşları oldu. Bu yüzden de Deniz ve arkadaşlarını gençlik hızla bağrına bastı ve mücadele alanı genişledikçe genişledi.

Ülkenin gidişini hayrına görmeyen Adalet Partisi ve bu partinin Genel Başkanı Süleyman Demirel gençlik hareketlerini ve işçi eylemlerini durdurmak için tedbirler aldı ve bu tedbirlerin başında da ilk adım 1961 Anayasa’sının bol geldiği düşünülerek Anayasa’daki hak ve özgürlüklerin kısıtlanması yoluna gidildi.

Ayrıca gençleri tuzağa düşürmek ve gençliği başka bir alana çekmek için de provokatif yöntemler uygulandı. Gençler bir yandan içeri atılırken bir yandan da gençlere pusular kurularak öldürülmeye başlandı.

Yaratılan karmaşa çok yönlüydü. Bir yandan devrimci gençlik arasında bölünmeler yaratılırken diğer yandan da karanlık güçler tarafından gençliği yıldırmak için her türlü saldırıya yol verildi.

Bütün bu saldırılara karşın gençliğin ne yığınsallığı dağıtılabildi ne de gençlik yılarak mücadele alanından çekildi. Dolayısı ile Demirel bir şekilde kenara çekilerek 12 Mart muhtırasıyla daha sıkı tedbirlere girişildi.

Göreve getirilen Sadi Koçaş’tan sonra da devrimci gençlik ve devrimci güçlere yönelik “Balyoz Harekatı” başlığı ile operasyonlara girişildi.

Gençliğe karşı başlatılan hareketler pek çok devrimci gencin katledilmesiyle sonuçlandı. Deniz, Yusuf ve Hüseyin İnan yakalanıp içeri atıldı. İdamla yargılandılar. Onları yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi ortada idam hükmü verilecek hiçbir neden yokken idamla cezalandırıldılar. Deniz ve arkadaşları yargılama boyunca tam da kendilerine atfedilen ÜÇ FİDAN gibi eğilmeden bükülmeden ayakta kalıp savunmalar yaptılar ve bir anlamda da diyebiliriz ki sanık sandalyesine Denizlerin yürekli duruşu ile onları yargılayan mahkeme heyeti çıkarılmış oldu.

Bu arada pek çok şey yaşandı ama bizim konumuz Denizler olduğu için yazımızı da ister istemez onlarla sınırlı tuttuk. Devrimci gençlere düşman olan Amerikancı bir avuç sistem savunucusu her şey bir an önce olsun bitsin istediği için Deniz ve arkadaşları 6 Mayıs1972 sabahı idam sehpasına çıkarıldılar. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan bu son sahneyi de dimdik ayakta geçirdi ve attıkları her adım bütün Türkiye gençliğine örnek oldu.

Bu arada Denizlerin tüm yargılama aşamalarında yanlarında Şekibe Çelenk ve Halit Çelenk yer aldılar. Her ikisi de ülkemizin yüz akı avukatları olarak destansı savunmalar yaptılar ve devrimci görevlerini son ana kadar yerine getirdiler. Son anda yanlarında bulunan Av. Halit Çelenk ise yaşanan bu tarih sahnesini an an belgeleyip tüm Türkiye devrimcilerinin ve sosyalistlerinin silinmeyecek şekilde belleğine kazıdılar.

Bugün üç fidanımızın idam edilişlerinin üzerinden tamı tamına 49 yıl geçmiş bulunuyor. Bu kadar zamana karşın bizim ÜÇ FİDANIMIZ hep delikanlı yaşlarında kaldılar. Onları ne biz unutabiliriz ne de ölümlerine sebep olan halk düşmanı katiller.

Şimdi anlaşıldı mı siz ülke satıcıları, halk düşmanları, emperyalist/kapitalist dünyanın işbirlikçileri sizler ölür ve unutulurken devrimciler niye unutulmazmış…

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI:  1 MAYIS ACILARI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 MAYIS 2021

RABİA’YI UNUT KAİBE’YE BAK

Aman arkadaş bu ülkede AKP’liler ne yangınlar başlattı ne yangınlar. Miting meydanları Rabia işareti ile doldu taştı. AKP’liler parmak büke büke parmaklarını yalaka ettiler. Olmadı bu parmak bükme işine Bahçeli’yi de alıştırıp ona da Rabia işareti yaptırıldı. Tabi bu arada da bu çevrenin yaptığı kurt işareti azık çantasının dibine itildi.

Ortalık Türk/İslam sentezi anlayışı ile bulandırıldıktan sonra sürekli olarak gerginlik politikaları en üst düzeyden dile getirildi. Herkes sokakta izde birbirlerine düşman düşman kinli camız gibi bakar oldular. Ülkede öyle bir Mursi dalgası başlatıldı ki sentezciler yediden yetmişe Mursi’ci olup çıktılar. Müslüman Kardeşler örgütü baştacı edilip ülkemizin ilkleri içinde yer aldı.

Mursi’ye dönelim. Mursi denilen kişi iktidara nasıl geldi AKP ve saray çevresi işin burasını hiç konuşmadan habire sandık edebiyatı yaptı ve Türkiye’de olduğu gibi Mısır’da da halkın iradesinden söz etti ama seçimlerde oy kullanan yüzde kırk her şeymiş gibi propaganda edilirken yüzde 60 seçmen iradesinden tek bir söz bile edilmedi.

Yani Mısır’da seçimlere ancak seçmen sayısının yüzde kırkı katılmış bu sayının da ancak yarısını Mursi alarak iktidar olmuştu ama işin bu yanı hiç mi hiç konuşulmadan Türkiye kamu oyuna habire Mursi seçim kazanan birisi olarak anlatılıp sahiplenilmişti. Sonra terazi bu sikleti çekmedi. Ülke gelip bir karmaşanın içine yuvarlandı. Sonrasında ise Sisi bir darbe ile Mursi’yi iktidardan indirdi ve yargıladı.

Bu olay sonrası Erdoğan sürekli olarak esip yağdı ve Mısır aleyhine konuşmalar yaptı. Yetmedi uluslararası kimi toplantılarda da Mısır konusunu ele alarak ol bol demokrasiden söz etti. Daha pek çok konuda olduğu gibi Erdoğan öyle sert konuşmalar yaptı ki artık bu can tende olduğu sürece ne Mısırla ilişki kurulacak ne de Sisi ile bir araya gelinip eli sıkılacaktı. AKP ve saray iktidarı bildiğini okudu ve Müslüman kardeşlerin en önemli liderlerini ülkemizde ikamet ettirdi. Hatta bu örgüte televizyon yayını yapmaları için yardım bile edildi.

Eh elbette bu politika yanlış olduğu için Bağdat’tan dönecekti. Döndüğü için de AKP ve saray iktidarı bütün söylediklerini unuttu ve Mısır’la ilişki kurmanın yollarını aradığı gibi bu kadarla da yetinmedi ve Müslüman kardeşler örgütünün çalışmalarına kısıtlamalar getirdi. Yani sizin anlayacağınız her toplantıda ve mitingte parmaklar bükülerek yapılan Rabia işareti de böylece tarih oldu.

Kısaca söylemek gerekirse AKP’nin tutarsız ve gereksiz politikaları birer birer nasıl çöktüyse AKP iktidarı da yanlışlarının ceremesini çekecek ve çökecektir.

Bunu anlamak istiyorsanız A TV’de dün akşam ki sözüm ona tartışma programını bir izlemek yetecektir de artacaktır bile.


24 NİSAN - 1 MAYIS 2021

1- AKP İktidarının 29 Nisan-17 Mayıs 2021 tarihleri arasında tam kapanma kararını aldıktan sonra bu süre boyunca alkollü içki satışını yasaklayan kararı kamuoyunun tepkisini çekti.

Daha önce hafta sonları sokağa çıkma yasağı nedeniyle tekel bayilerinin kapalı olmasından dolayı haksız rekabeti önlemek gerekçesiyle marketlere ve bakkallara getirilen alkollü içki satış yasağı bu 17 günlük tam kapanma dönemini kapsayacak bir biçimde uzatıldı.

Bu yasak, halkın sağlığını korumak amacına yönelik olmaktan çok AKP İktidarının ve sarayın kendi dinsel dünya görüşü ve yaşam biçimini topluma dayatma ve toplumsal yaşamı da buna göre düzenleme anlayışının bir sonucudur.

Yoksa alkollü içki satışı ve tüketiminin korona virüsün ve onun neden olduğu salgın hastalığın yayılıp ilerlemesinde herhangi bir etkisinin olduğu bilimsel yoldan kanıtlanamamıştır.

Bunun dışında tam kapanma döneminde zorunlu iş ve alışveriş merkezleri dışında her yer kapalı olduğundan dolayı insanların eğlence yerlerinde alkollü içki tüketimi nedeniyle bir araya gelme olanağı da yoktur.

Bu yasak, toplumda doğurduğu tepkiler nedeniyle AKP İktidarı ve saray karşısındaki toplumsal tepki ve hoşnutsuzluğu daha fazla arttıracaktır.

Ancak AKP İktidarı ve saray, artık ülke genelinde ve büyükşehirlerde halktan eskisi gibi destek alamayacaklarını, iktidarlarının toplumsal meşruiyetini iyice yitirdikleri için artık kendi tabanlarının en gerici ve şoven unsurlarının ve lümpen kesimlerinin desteğini sağlayarak ve bu desteğin sürmesini sağlayarak iktidarını korumaya çalışıyor.

Bununla birlikte kıştan beri tam kapanmanın olduğu hafta sonlarında, şimdi de bu 17 günlük sürede uygulanan bu fiili içki yasağının hukuki-yasal bir dayanağı olmadığı gibi, bu yasak, aynı zamanda yasalara ve anayasada belirtilen kişi hak ve özgürlüklerine de aykırıdır.

Bu yüzden yasağın geçersiz olduğu tekel bayilerinin temsilcisi tarafından dile getirilmiştir.

Öte yandan bu yasağın marketlerde uygulansa bile bakkallarda ve küçük alışveriş merkezlerinde uygulanamayacağı, zaten ekonomik durumu giderek bozulan esnafın buralarda içki satışına devam edeceği de bir gerçektir.

Burada asıl önemli olan, bilinçli ve örgütlü bir mücadeleyle iktidara geri adım attırarak, bu konudaki kararın kaldırıldığını resmen açıklamasını sağlayabilmektir.

Bunu gerçekleştirmek ise toplumsal muhalefetin örgütlü ve güçlü olmasına bağlıdır.

Türkiye’de ise şu anda toplumsal muhalefet yeterince örgütlü ve güçlü değildir.

*********
2-
ABD Başkanı Biden, bu yıl 24-Nisanda 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında meydana gelen Ermeni Tehcirinde yaşanan acı olaylardan ve kıyımlardan soykırım diye bahsetmesine ve bunu bir gün önceden Türkiye cumhurbaşkanına açıklamasına rağmen cumhurbaşkanının ve hükümetin ABD Başkanına ve hükümetine tepkisi beklenenin çok altında olmuştur.

Bunun nedeni, hem ekonomik alanda yaşanan ve giderek ağırlaşan sorunlar nedeniyle ABD, Avrupa Birliği ve uluslararası finans kuruluşlarından ekonomik yardım ve destek almak; hem de AKP İktidarının ve sarayın ileri gelenlerinin yurtdışındaki malvarlıkları ve yurtdışındaki banka hesaplarındaki paralarına el konması tehlikesidir.

Bunun dışında ABD’de süren ve Reza Zarrab’ın önemli bilgiler verdiği Halkbank Davasının nasıl sonuçlanacağı ve orada yapılan, AKP İktidarı ile bağlantılı yolsuzlukların ortaya konulması da söz konusudur.

Bundan dolayı da iktidarın ve sarayın bu konuda gösterdiği tepki kamuoyunu, milliyetçi kesimleri ve kendi tabanını tatmin etmekten ve göz boyamaktan öteye geçmemektedir.

Nitekim ABD’deki Türk Büyükelçisi’nin bile geri çağrılmamış olması bunun bir göstergesidir.

Tepkinin 2 gün sonra oldukça yumuşak bir biçimde gösterilmesi bunu ortaya koymaktadır.

Her ne kadar İncirlik Üssü başta olmak üzere Türkiye’deki Amerikan Üslerinin kullanımının kısıtlanması yoluna gidileceği ve NATO’nun askeri kanadından çıkılması yolunda bir takım sözler söylenmişse de bunların bu hükümet ve saray tarafından hayata geçirilmesi çok zayıf bir olasılıktır.

Sonuç olarak hükümet ve saray, bir süre kamuoyunu, kendi tabanını oyaladıktan sonra bu konuyu daha çok içerde bir baskı aracı olarak kullanacaktır.

Özellikle HDP’nin bu olayla yüzleşilmesi gerektiği yolundaki açıklaması, ABD Yönetimi’nin almış olduğu bu kararın daha çok içerde AKP ve MHP tarafından HDP’ ye karşı kullanılacağını ve bu yolla bu HDP’nin daha fazla sıkıştırılarak zor duruma düşürülmek istenip, HDP’nin oy oranının bu yolla düşürülmeye çalışılacağını gösteriyor.

Ancak bu durumun HDP’nin oy oranında ciddi bir düşüşe yol açmayacağı da bellidir.

Çünkü HDP seçmeni üzerinde soykırımla yüzleşilmesi mesajı fazla olumsuz bir etki yapmayacaktır.

1915 yılında tehcirle yaşanan ve zamanın hükümetinin en üst düzeydeki kliğinin ve onun emrinde çalışanların alıp uyguladığı bu kararın yol açtığı acı ve kıyımlarla yüzleşilebilmesi ancak şu yolla olur:

Bu konuda her iki tarafın, Türk, Ermeni ve Kürt Toplumunun meydana gelen olay ve acıların tarihi kayıtlarıyla birlikte ortaya çıkarılıp birbirleriyle görüşmesi yoluyla gerçekleşebilir.

Böyle bir yüzleşme ve yaşanan acıların benzerinin bir daha yaşanmaması, emperyalist devletlerin ve yönetimlerin eliyle gerçekleşmez.

Zira bu tür yönetimler için bu sorunlar çoğu zaman rakiplerine karşı istedikleri gibi kullanabilecekleri bir silahtır.

ABD Yönetimi’nin almış olduğu bu karar, son yıllarda iktidardaki AKP Hükümeti’nin Rusya’dan S-400 Füzelerini alması, Halkbank yolsuzluğu yoluyla İran’a karşı uygulanan yaptırımları delip yolsuzluk yapması ve Ortadoğu’da ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin çizdiği sınırların ötesinde bir yayılmacı ve emperyalist siyaset izlemesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Bu da AKP Yönetimi’nin ve sarayın dış politika alanındaki büyük başarısızlığı ile ilgilidir.

Nitekim bu yıl Haziran ayında yapılacak görüşmelerde AKP Hükümeti ve saraydan çok şeylerin istenmesi ve birçok şeyin masaya yatırılması da muhtemeldir.

Haziran ayındaki bu toplantı ise AKP Hükümeti ve saray için daha sıcak ve bunaltıcı geçecektir.

**********
3-
Bu hafta 1-Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutluyoruz.

Uzun süren bir mücadelenin sonunda büyük emek ve bedellerle kazanılan ve kutlanmaya çalışılan bu bayram, bugün tekelci sermaye düzeni, para sermaye ve onun çıkarlarını koruyup geliştirmekle yükümlü hükümetleri ve devlet düzenleri nedeniyle kapitalizmin tüm acımasızlığıyla yaşandığı ve sosyal devlet ilkesinin bile rafa kaldırıldığı bir dünyada gereği gibi kutlanamamaktadır.

Çünkü bugün de dünyanın büyük bir bölümünde sömürücü ve baskıcı bir düzen egemendir.

Kapitalizm, ömrünü çoktan doldurduğu halde hala varlığını sürdürmekte ve ayakta kalabilmek için doğayı, insanı ve toplumları maddi ve manevi olarak tahrip etmeyi ve yıkıma uğratmayı sürdürmektedir.

Nitekim bugün yaşanan kovid-19 grip salgınında ve bu salgının neden olduğu mağduriyet ve can kayıplarında da kapitalizmin yozlaşmış baskıcı düzeninin de büyük bir etkisi vardır.

Nitekim bu salgında, özellikle sağlık hizmetlerinin piyasaya terk edildiği ileri kapitalist ülkelerde bile çok sayıda ağır vakanın ve ölümün görülmesi de buradan kaynaklanmaktadır.

Bunun yanında artan ve süreklileşen işsizlik, büyüyen gelir dağılımındaki eşitsizlikler de buna eşlik etmektedir.

Bunlara toplumsal hoşnutsuzluğun asıl nedenlerinin görülmemesi için el altından desteklenen ve güçlendirilen yabancı düşmanlığı, ırkçılık, dinci ve mezhepçilik de dâhil olmak üzere her türlü gericiliği de katmak gerekir.

Türkiye gibi merkezi kapitalist ülkelere bağımlı yarı gelişmiş ülkelerde ve az gelişmiş ülkelerde bu durum daha acı ve dramatik olmaktadır.

Ülkemizde AKP İktidarı altında emekçi-işçi kesimleri çoğu zaman hak kayıplarına uğramış, sendikalı işçi sayısı sürekli olarak azaltılmış, örgütlü işçiler sendikalı oldukları için uydurma gerekçelerle ve Kod-29 gibi uygulamalarla kolaylıkla işten çıkarılmaya başlanmış ve ancak uzun süren grev ve direnişlerle bir bölümü işlerinin başına geri dönebilmişlerdir.

Bunun yanında köylülerin ve tarım emekçilerinin hakları ve kazançları uluslararası gıda tekelleri lehine çiğnenmiş, tarım emekçileri düşük ve çok düşük kazançlara mahkûm edilerek toprağı ekip biçemez hale getirilmişlerdir.

Bu durum, tarımsal potansiyeli son derece zengin olan ülkemizin tarımda da ithalat yapacak duruma gelmesine neden olmuştur.

Gittikçe yoksullaşan ve iş güvencesi de dâhil olmak üzere birçok güvencesini kaybeden emekçi halkın ve işçilerin büyük bir bölümü belirsiz bir yaşamın ve ümitsizliğin içine sürüklenmiştir.

Buna karşılık ülkenin tüm servetleri ve kaynakları büyük sermaye, para sermaye ve yandaş sermaye grupları ile hükümet, saray ve çevresindeki bürokratlar için fütursuzca kullanılmış ve kullanılmaktadır.

İşçi ve emekçiye, emeklilere bulunamayan ve verilemeyen kaynaklar, sermaye kesimine ve yandaş inşaat şirketlerinin sahiplerine ve iktidar yanlısı bürokratlara, bankalara bonkörce dağıtılmaktadır.

Bütün bunların açığa çıkmaması ve artan yoksulluğun ve ağır çalışma ve yaşam koşullarının yoksul ve emekçi halk kitleleri tarafından kabullenilmesi, her türlü muhalefetin sindirilmesi için dinci gericilik, şoven milliyetçilik başta olmak üzere her türlü gericilik kullanılmaktadır.

Buna uygun olarak 1923 Cumhuriyet Devrimi ve onun ilkeleriyle de hesaplaşılarak 2017-2018 yıllarından itibaren Türk Usulü Başkanlık Sistemi adı altında süper kapitalizme, global tekelci sermaye düzeninin çıkarlarına uygun gerici, faşizan bir düzen kurulmaya çalışılmıştır.

Son olarak geldiğimiz noktada 1 Mayıs’ın kutlaması bile bizim gibi ülkelerde etkili bir biçimde yapılamamaktadır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen bu sömürü ve baskı düzeni ve onun yozlaşmış gerici yönetimleri, hem Türkiye’de; hem de dünyada giderek daha fazla tepki toplamaktadır.

Bu tepkilerin önüne yeterince geçemeyen Türkiye ve dünyadaki egemen sermaye sınıfının yönetimleri, ülkelerini ve tüm dünyayı olağandışı koşullarla yönetmeye çalışmakta, bunun için de Kovid-19 salgın hastalığının getirdiği koşulları azami ölçüde kullanmaya çalışmaktadırlar.

Bütün bunlar işçi sınıfını ve onun bilinçli ve devrimci önderlerini yıldırmamalıdır.

Ancak dünyanın, ülkemizin, halkımızın ve tüm insanlığın kapitalizmin etkisinde daha büyük yıkım ve felaketlere sürüklenmemesi için devrimci mücadelemizi birleşik ve güçlü bir mücadele haline getirmeli, işçi sınıfını ve tüm emekçileri sınıf bilinci doğrultusunda örgütleyip mücadeleye sokmaktan kaçınmamalıyız.

Bunun yanında faşizme karşı demokrasiyi, dinci gericiliğe ve her türden gericiliğe karşı laikliği, insan aklının ve iradesinin ve onurunun üstünlüğünü savunmayı sürdürmeliyiz.


TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.




TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI