Son Güncelleme 30-08-2015 14:44

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

İletisim Formu

PRchecker.info


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ

YAYINLARIMIZIN

ŞUBAT 2015 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

AYŞE KAYGUSUZ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

BESİM TUZLU (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

GAZİANTEP iSLAHİYE İLÇE ÖRGÜTÜ

İLÇE BAŞKANI : HALİL KAPLAN

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK, SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

41.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

KUZULARIN SESSİZLİĞİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 AĞUSTOS 201

Olup bitenler karşısında insanın sinirleri dayanmıyor. Recep Tayyip Erdoğan'a danışmanlık yapan bir Burhan Kuzu var, adam ne söylerse faul, ne söylerse insani ölçülerin çok dışında. Adamın akademik bir unvanı var. Prof. hem de Anayasa profesörü. Bu unvanı nedeniyle sanki her aklına geleni söylemeye hak kazanmış gibi ne demokrasiyi taktığı var, ne de insanlığın bugünkü geldiği noktada insan haklarını. Bildiğiniz gibi aklına koymuş ya Başkanlık sistemini, daha doğrusu başkanlık sistemini de değil, Recep Tayyip Erdoğan'ın başkan olmasını, ne zaman onu televizyonda görsek bir sürü herzeyi arka arkaya sıralayıp Recep Tayyip Erdoğan'ın başkan olması için her türlü numaraya başvurup hukukun gözünü çıkartıp kafasını patlatıyor.

İşte bu zat şimdilerde Beştepe Külliyesi'nde. Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığını yapıyor. Ne yapacak, önünde iş de yok. O da durumdan vazife çıkarmış, daha doğrusu Recep Tayyip Erdoğan'ın isteğini sözüm ona bir hukukçu olarak yineliyor.

Neymiş efendim?

Yarbay Mehmet Alkan kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan'ın cenazesinde söyledikleri için yargılanmalıymış. Hem efendim asker adam acısını içine atar vakur bir şekilde olup bitenleri kabullenir otururmuş.

İnsaf vallahi!

Sen iktidarda kalmak için her türlü alavereyi çevirip sözüm ona "çözüm süreci" altında bugün gelinen noktanın koşullarını hazırlayacaksın. Aman "çözüm süreci" kesintiye uğramasın diye her türlü silahlanmaya ve hazırlığa gık bile demeyeceksin. Sonra oyların düşecek, oylarını yeniden arttırmak için bu kez de savaş naraları atıp askerleri ve polisi ölüme süreceksin ki, yıldızın, ne menem milliyetçi olduğun görülüp yeniden parlasın. Bu ülkenin halkı, gerçeği mi öğrenmek istiyor; AKP iktidarının ve Recep Tayyip Erdoğan'ın 13 yıllık iktidarını şöyle bir gözden geçirsin görecek. Ne var ki, sizin halk dediğiniz de ne oluyor? Burhan Kuzu gibilerini sahneye çıkarırsın, bunlar halkın gözüne kül üfürüp gözlerini kör eder sonra da istediğin gibi fırıldağını çevirirsin. Burhan Kuzu denilen kişiyi bu ülkenin halkı iyi tanımalıdır. Kim adına konuşuyor, niye konuşuyor bilinmeyen bir şey değil de, bunlarda vicdanın V'si bile yok. Ne söylemişti Yarbay Mehmet Alkan?

"Dün barış diyenler bugün ne olmuştur da savaş diyorlar?"

Yukarıdaki sözün neresi yanlıştır? Bu sözü asker söyledi diye kıyametleri koparmak niyedir? Hem siz değil misiniz hazırlıklar askerin gözünün önünde yapılırken üstelik de her dediğiniz yapan, bir dediğinizi iki etmeyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, size bu konu ile ilgili mektup bile yazmışken hasır altı ettiklerinizi bir düşünseniz olmaz mı da, şimdi kalkmış Mehmet Alkan Yarbay'ın kellesini istemeye kalkıyorsunuz? Hem bu durumda kelle vermesi gereken sizler değil misiniz? Çünkü sizler ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak için ihanet dahil, her şeyi göze almış değil misiniz? Yolsuzluklarınızı, yalanlarınızı, çalmanızı, çırpmanızı, adam kayırmanızı, aldığınız rüşvetlerinizi, kendinize göre yargıyı dizayn etmenizi bile geçtik, bu ülke evlatlarının sapır sapır toprağa düşmesine yol açan ihanet size ait değil mi? Çözümü TBMM'de aramayıp üstelik de halkından saklayanların ihaneti sonrasında ülke bu karanlık günleri yaşamıyor mu da, Burhan Kuzu denilen kişi kalkmış tencerenin içine ediveriyor?

Haklısınız, asker tabiki de bu ülkenin güvenliği için özveri gösterecek. Ancak iş salt sizin iktidarınızı korumayla sınırlı kalınca, üstelik de bu iş ihanet sosu ile askere yedirilmeye kalkışılırsa kimi nasıl susturacaksınız? Yaptıklarınızın yanınıza kalacağını mı düşünüyorsunuz? Hem böyle giderse bugün Yarbay Mehmet Alkan konuşur, yarın bir başkası. Çocuğunu yitiren bir anne ne diyordu? "Nüfusumuz kalabalık olduğu ve yoksul olduğumuz için çocuğum uzatmalı olarak askerde kaldı. Peki, annenin kolundan tutup onu sakinleştirmek isteyen Bayan Astsubay ne diyordu anneye? "Zenginlerin çocukları asker olmaz, bu savaşta ölmez." Buyurun işte, sizin vicdansızlığınız karşısında raptı zapt altına almak istediğiniz vicdanlar isyan ediyor demek ki.

Burhan Kuzu gibileri bir kenara oturup susamazlar. Susmak isteseler de susamazlar. Çünkü Kuzuların Sessizliği'nde o kadar büyük suç işlediler ki, en azından çektikleri korku yüzünden susamazlar. Yalnız bir şey var. İnsanlar akademik bir unvan aldıklarında bu unvan, artık anlamını yitirmişse öncelikle rütbe söker gibi sahibinden bu unvan sökülüp alınmalı. Burhan Kuzu gibiler de ortalıkta Anayasa Profesörüymüş falan sıfatıyla dolaşamamalıdır.

Not: PKK'lılara ve onun çevresinde harelenenlere bir diyeceğimiz var.

Eğer "barış" diyorsanız silahı da bırakacaksınız, giriştiğiniz eylemleri de.

Sizler yol kesecek, karakol basacak, asker ve polis öldüreceksiniz sonra da yavuz hırsız ev sahibini bastırır örneğinde olduğu gibi bağırıp duracaksınız barışta barış diye. Zaten doğru dürüst belediye hizmetleri bile olmayan kentlerin her tarafını çukurlarla doldurup, her yere patlayıcı düzenekleri kuracak, köprüleri, yolları, asker, polis, sivil demeden araçları havaya uçurup ateşe vereceksiniz yine de bağırmayı sürdüreceksiniz barışta barış diye.

Evlere konuşlanıp özerk kentler ilan ederek uzun namlulu silahlarla istediğiniz yeri tarayacak, ocaklara ateş düşürüp ölecek öldüreceksiniz sonra yine barış diye ortalıklara döküleceksiniz. Sizler farkında mısınız bilemem ama bu barışı Recep Tayyip Erdoğan ve şürekâsı ile oluşturacak değilsiniz, burada ocaklarına ateş düşmüş olan Türk, Kürt binlerce insan var. Her ölüm insanların arasına biraz daha derinlemesine kama sokmaktadır. Halk arasındaki barışı geriye dönülmez bir şekilde bozarsanız, barış değil kucağınızda savaşı bulacaksınız. Hem sizi haklı bulduğunu düşünüp kentlerde işkembeden bol laf salatası üreten şu liboş ve soldan çark etmişlere de fazladan inanmayın. Onlar filmlerde rol alan figüran rolündeler.

Esas oğlandan dayak yediklerinde ne yapacaklarını sizler çok iyi bilirsiniz. Bu memlekette 12 Eylül faşizmi döneminde imza toplayanların arasından ne Öztürk Serengiller çıktı bilmiyor olamazsınız. Uzağa gitmenize gerek yok Özerklik bildirisini okuyan Demokratik Bölgeler Partisi Eş Belediye Başkanlarınızın ifadelerine bakın bir. Neymiş efendim, oradan geçiyormuşlar da basın açıklamasına uğramışlar. Sonra ellerine 40 yaşlarında bir teyze özerklik bildirisini tutuşturup okutmuş. Yani içeriğini bile bilmiyormuş.

Aslında biriyle buluşacakmış da kendisini orada bulmuş. Buyurun yarattığınız fantezileri yakından görün. Görün ki eğer gerçekten barış istiyorsanız istediğiniz barışın ruhuna uygun davranın. Yok, bildiğinizi okumaya devam edecekseniz, size bir diyeceğimiz olamaz. İsterseniz şu seçime az bir zaman kala silahlarınız sussun da Recep Tayyip Erdoğan'ın isteklerinin kabul edildiği rahat bir seçim ortamı yaratın. Belki de yeniden AKP'nin iktidar olmasını sağlayın ki, daha iyi silahlanıp daha iyi barışa hazırlanma olanağı bulun.

Sonra AKP'nin seçim hükümetine bakan verip Türkiye'nin fay kırıklarını daha da bir arttırın. Levent Tüzel Bakanlık teklifini kabul etmediği için ona yüklenin, adamlarınız " ne olacak canım Türk, partisi de Türk partisi zaten" diyerek dalgaya alsın. İki bakanınız bakanlık koltuğuna kurulsunlar ama devir teslim töreni yapmasınlar. Ha bir de kırmızı plakalı araba kullanmasınlar ki, halk bu muhteremlere amma da bizden adamlarmış, kırmızı plaka arabaları bile reddettiler deyip aldansınlar. Bunlar "biz devletin Alevisi olmayacağız" desinler ama seve seve koltuk uğruna AKP'nin Alevisi olmayı içlerine sindirip otursunlar.

Hani sesimizi çıkarmayacağız ama işlediğiniz hata bir değil bin beş yüz değil. Seçtiğiniz yolda Kürt memo yine inşaatlarda amele olacak, Kürt Hüso yine mevsimlik işçi olarak tarlalarda boğaz tokluğuna çalışacak. Özetle ağanın, beyin şeyhin, şıhın, patronun kölesi olacak. Sizlerin Kürtlere vaat ettiği dünya böyle bir dünya işte. Ya sosyalizm öyle mi? Sosyalizm Kürt, Türk, Alevi, Sünni, asla etnik köken ve inanç ayırımı yapmaksızın bir dünya vaat ediyor.

Bu yüzden de sizleri sesli bir şekilde eleştiremeyen solcu takımının aksine açıkça eleştiriyor ve diyoruz ki, barış istiyorsanız eğer Stefan Zvayk'ı okuyun ve ne demek istediğini doğru anlayın. Savaşı başlatanlar bitirmezlerse bu savaşta bitmez. Acısını kim çeker diyorsanız, yaşamını yitiren Kürt çocuklarına ve Türk çocuklarına bir bakın kimlermiş görmekte zorlanmayacaksınız.

Yazımı bitirirken şunu da söylemeden geçemeyeceğim.

GERÇEKLER İNSANI ÖZGÜRLEŞTİRİR. Gerçekçi olun ve özgürlük yolunda yürüyün…


BERKİN ELVAN KARDEŞİMİZE

"TERÖRİST" DİYEN

FAŞİST RECEP TAYYİP ERDOĞAN






Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

http://www.idriskoylu.com.tr/

SİYASAL YAZILAR:

STALİNGRAD, BALKANLAR… YA DA KOBANİ

(BİR GÜN TARİH DE KONUŞUR)

Yeni sömürgeciliğin değişkenleri adlı on yedi bölümlük irdelemenin birkaç bölümünün küresel kapitalizmin 21.yüzyıl ideologlarından Fukiyama ve Huntington’a ayırmamız elbette nedensiz değildi. İŞİD’in Kobani’ye saldırısının görünen sonuçları üzerinden çözüm arayışlarına gitmek, bataklığı görmezden gelerek tek tek sivrisineklerle uğraşmaktır. Kestirmeden söyleyelim: Kobani pratiğinde İŞİD emperyalist/Kapitalizmin bataklığında üretilen, beslenen, donatılan sivrisineklerdir ve Kobani’de Kürtlere musallat edilmişlerdir/ olmuşlardır. Her asalak yaratığın beslenmek için insan kana ihtiyacı vardır ve Kobani’de bir halkı yok edercesine kan dökmelerinin de şaşılacak bir yanı yoktur. Devrimciler açısından şaşılması gereken, sebeplerin ötelenerek günlük sonuçlar üzerinden varsayımlar üretmektir. İŞİD nezdinde görülmesi gereken Emperyalist/Kapitalizmin beslenmek için kana ihtiyacı vardır ve İŞİD daha çok kan emme amacına uygun olarak yaratılmış bir araçtır.

Huntington ve Fukiyama’dan söz etmemizin nedeni bu gerçekliğin anlaşılması amacını taşımaktır. İnsanlığın kapitalizm ötesi ufuk arayışları ve aradıkları ufka çok yaklaşarak Sovyet Devrimini gerçekleştirmeleri “ezeli ve ebedi” olma iddiasındaki kapitalizmi şaşkına çevirmiştir. Sovyet devrimi kapitalizm için kapitalizmin yaşanma yönelik çok ciddi bir tehdittir ve burjuvazi için bir kâbustur. Yerkürenin üçte birinde yaşam damarları kesilmiş, kapitalizm yer kürenin bu bölümünde pazarlarını kaybetmiştir. Denilebilir ki kapitalizm yetmiş yıldır yaşadığı bu kâbustan kurtulmak, Sovyet devrimini sabote ederek başarısızlığa uğratmak, kaybettiği pazarları tekrar sömürü alanlarına katmak için -Sovyetler yönetici kliğinin de unutulmaz katkılarıyla- ellerinden geleni arkalarına koymamışlardır. Emperyalist Kapitalizm nihayet 1990 lı yıllarda amacına ulaşmış, Sovyet devriminin varlığına son vermiştir.

YAZININ TAMAMI


Av. İdris Köylü

idris.koylu@hotmail.com

http://www.idriskoylu.com.tr/

SANATSAL YAZILAR:

KIYAMET SESLERİ

Akşam, yatağına girerken kaygısız ve rahat bir uyku uyuma hayali yine karabasana dönüştü.

Sabaha karşı yıldırımları odanın içini keskin bir aydınlığa büründüren gök gürültüsünün şiddetli patlamalarıyla sıçradı.

Arka arkaya çakan şimşeklerin alazı yüzüne vurup gözlerini kamaştırırken, uyku sersemliği ile bir an nerede olduğunu kestiremeyip, balkona çıkan koridoru şaşırdı.

El yordamıyla koridorun duvarını takip ederek balkona çıktı.

Caddenin boydan boya kesilen elektrikleri caddeyi karanlığa boğmuştu, evlerin pencerelerinde ışıldayan bir ışık aradı.

Cadde boş, karanlık ve yalnızdı. Caddeyi kendi yalnızlığıyla özdeşleştirip ürperdi.

Fırtınanın şiddetinin kendisini de savuracağını düşünerek balkonun demirlerine sıkı sıkıya tutunarak boydan boya caddeyi izledi.

 Fırtınanın şiddeti yağmurun şiddetine karışmış, adeta yarışırcasına şehri yok etmek için ara vermeden ve bütün şiddetiyle saldırılarını sürdüren fırtına evlerin çatılarını uçuruyor, cadde boyu ağaçları kökünden sökmeye uğraşıyor, akşamdan balkona asılmış çamaşırlar bir panayır şenliği gibi havada kavisler çizerek uçuşuyordu.

Sokak köpeklerinin gür sesleriyle ulumaları yerini cılız, yalvaran seslere bırakmıştı.

Bir köpek karşı caddeye geçmeye çalışırken fırtınanın şiddeti ve rüzgârın göz açtırmazlığı karşısında yengeç gibi yan yan, santim santim ilerleyebiliyordu.

YAZININ TAMAMI


>

İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞ'IN

SİYASAL YAZILARIN

http://www.idriskoylu.com.tr/siyasal-yazilar.html

SANATSAL YAZILARI

http://www.idriskoylu.com.tr/sanatsal-yazlar.html


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran: 'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.

DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI