DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER. ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK, ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

(Partili yoldaşlarımızın bilgisine: Eklemeyi unuttuğumuz yoldaşlarımız var ise, tsip15161974@gmail.com yada  0 216 337 82 10 no'lu telefon'dan bize bildiriniz.)

45. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ


FAŞİZME KARŞI

DEMOKRASİ

SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI

SOSYALİZM

PRchecker.info

PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


EKİN SANAT DERGİSİ'NDEN

DUYURU:

kaybettiğimiz şairlerimizi unutturmamak için her yıl bir şairin adına şiir ödülü vermeyi kararlaştırmıştır.

2O20 yılında HÜSEYİN ATABAŞ adına verilecektir.

1- Ödül basılmamış kitaplaşmaya hazır dosya dalında verilecektir. (Kitaplar değerlendirmenin dışında tutulacak.)

2- Ödüle katılmak için herhangi bir sınırlama yoktur. Her yaş grubundan şairler katılabilir.

3- Ödül kazanan yapıt, 20 Mayıs 2020 tarihinde açıklanacaktır.

4- Ödüle son katılma ve aday gösterilme tarihi 1 Mart 2020’dir.

5- Ödül, tek bir yapıta ( kitap bütünlüğü taşıyan şiirlere) verilecektir. Paylaştırılma yapılmayacak, başka dallarda ödüller verilmeyecektir.

1’incilik Ödülü kazanan yapıt ekinsanat Yayınları tarafından (1000 adet) basılacak, törende okurlara sunulacaktır.

6- Seçici Kurul; Turgut Koçak, Selami Karabulut, Aslıhan Tüylüoğlu, Zerrin Taşpınar, Serdar Koç olarak belirlenmiştir.

7- Ödüle aday olacak yapıtlar, şairin adı, açık adresi ve kısa yaşam öyküsüyle birlikte 5 adet kopya dosyayı “Karanfil Sokak No: 24/ 16 Kızılay, ANKARA,” adresine gönderilmesi gerekmektedir.

(Yarışmaya katılmak isteyenler dosyalarını elden de teslim edebilirler.)

İletişim ve İrtibat:

Telefon:

Turgut Koçak: 05352401479

Selami Karabulut: 05317926368


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

İZMİR İLÖRGÜTÜ

SATILMIŞ AKGÜN (BAŞKAN)

Fevzipaşa cad. 1368 sokak No: 1 kat: 8 Daire: 804 Basmane

(Diş Egitim Hastanesinin karşısında)

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

KONAK İLÇE ÖRGÜTÜ

Fevzipaşa cad. 1368 sokak No: 1 kat: 8 Daire: 804 Basmane

(Diş Egitim Hastanesinin karşısında)

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

45.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com/a>


YAYINLARIMIZIN ŞUBAT 2019 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
YETER ARTIK!!! -1
YETER ARTIK!!! -2
YETER ARTIK!!! -3
ÖMER GÜRCAN
 SOL'DA BİRLİK -1
 SOL'DA BİRLİK -2
BİR KEZ DAHA DEMOKRASİ MÜCADELESİ ÜZERİNE
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?
KARANLIK GÜÇLER Mİ, DERİN DEVLET Mİ?
DİZGİNLENEMEZ EGO YA DA TEK ADAM HEZEYANI
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ / Turgut Koçak
ZAMAN BİZİ HAKLI ÇIKARMIŞTIR / A.Emel ENGİN:
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
12 EYLÜL ÖNCESİ AFİŞLERİ
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 1
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 2
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 3
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 4
AVRUPA BİRLİĞİ VE SOSYALİSTLER: 5

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…

BİRLİK VE BERABERLİK NE DEMEK?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

03 NİSAN 2020

Bu sözlere gıcık olduğum kadar hiçbir şeye gıcık olmuyorum. Niye derseniz, bu ülkenin işçisinin, emekçisinin, köylüsünün, küçük esnafının, gençlerinin, kadınları ve aydınlarının “birlik beraberlik” denile denile anaları ağlatılmıştır.

Nedir efendim, bir avuç haramzade ülkeyi soymuş, ülkeyi taktakır kuru bakır haline çevirip ekonomik kriz mi yaratmıştır hemen koro başlıyor. İçinde bulunduğumuz bu zor koşulları birlik ve beraberlik içinde atlatacağız, yoksa aynı gemide olduğumuz için birlikte batar gideriz. Batanlar niyeyse bu sözleri söyleyenler olmuyor, tabi anası ağlayanlar da. Bu yüzden de her defasında fatura kesilmek istenen kesimlere çıkarılarak bir şekilde kriz atlatılıyor.

Kapitalizmin yarattığı krizlerin sonu gelse haydi neyse. Daha birini savuşturmadan arkasından diğeri gelip döşümüze Azrail gibi oturuveriyor. Bu olup bitenlerin kapitalist sistemin savunucuları da farkındalar ki kalıcı bir çözüme uzun zamandır kafa yordukları da bir gerçek. Bu yüzden de öyle ya da böyle yepyeni ortamlar yaratarak insanlığı yeni bir durağa getirip teslim almak istiyorlar. Bugün insanlığın önüne işte hendek işte deve denilerek konulan korona virüs olayı da işte böyle bir şey.

Ne mi demek istiyoruz? Bu konu ile ilgili pek çok kez düşüncemizi belirttik de yine de şöyle bir değinmekte yarar var. Korona virüs olayının bugüne kadar yaratılan krizlerden çok daha fazla olduğu ve büyük bir karmaşa yarattığı bir gerçek. Olup bitenlere baktığımız zaman herkesin can derdine düşmüş olması ve korku içinde akıl tutulmasına benzer şeyler yaşaması anlaşılmayacak şeyler değildir kesinlikle. Öyle ya bu denli korku ve karmaşa kapitalizm açısından şöyle düşünülebilir. Kapitalizm dünyaya yepyeni bir düzen getirerek, insanların koşulsuz teslim bayrağını çekmelerini sağlayarak sömürü ve zulüm düzenini devam ettirmek istiyor. Bu işin kolay olmadığı bir gerçek fakat bütün insanlar bu korku ile birlikte bir şekilde kontrol altına alınır ve de hiçbir istekte bulunmadan sadece kendisine denileni yapar hale getirilirse kapitalizm için bundan başka büyük nimet olabilir mi? Bugün insanların her hallerini izlemek için bir izleme çipi takılabiliyorsa yine çip aracılığı ile etkisiz hale getirilmesi bu olanakları devlet aracılığı ile ellerinden tutanlar neden ve niçin gerçekleştirmesinler ki? Yoksa bizler bugüne kadar bir kez olsun sömürücü sınıfların vicdan ve insanlığına mı güveneceğiz de onlara inanıp bu yönde alınan yola olur vereceğiz?

Neyse görüldüğü gibi konu gide gide başka mecralara kaydı. Oysa bizim dile getirmek istediğimiz şey daha çok, çok yalın olarak yaşadıklarımızdan ibarettir. Evet, kapitalizmin korona virüs saldırısına büyük saldırısı diyebiliriz. Bu saldırı sonrası ülkelerin ne gibi tedbirler aldıkları ve nasıl bir davranış seyri gösterdikleri elbette bizleri ciddi bir şekilde düşündürmektedir. Bizim ülkemizde bulunan yönetimin doğası gereği iş ortaya çıktıktan sonra işler uzun süre Allah’a havaleli olarak yürütülmüş, Allah’ın izniyle bize bir şey olmaz kafasızlığı politika olarak yığınlara sürekli olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Sonrasında görülmüştür ki pabuç pahalı camilerde toplu namaz kılmanın durdurulmasından tutun da evlere kapanmaya kadar bir dizi önlem arka arkaya gelmiştir. Eh tabi durum bu olunca da halk günlük gereksinimini karşılayamayacağı için devletin üstüne düşen görevleri yerine getirmesi gerekecektir. Gerekecektir de 18 yıllık AKP ve saray iktidarı ortada para pul mu bırakmıştır ki söyleneni yerine getirebilsin? Şu an insanların büyük bir bölümü işinden ve ekmeğinden olmuş, bir bölümü ise evlerine ekmek götürmek için çırpınıp durmaktadır. Yalnız yaratılan ortam nedeniyle de kimsenin evine ekmek götürecek ne bir hali vardır ne de böyle bir ortam söz konusudur. Bu yüzden de insanların önemli bir kısmı para kazanamasa da ortalıkta para kazanırım düşüncesiyle deli dana gibi dolanıp durmaktadır.

Önerilen sokağa çıkma yasağına iktidarın bir türlü olur dememesinin nedenleri ekonomiktir. Çünkü evine hapsedilen insanlara bir süre sonra devlet fiilen yardım yapmak zorunda kalacak ya da insanlar açlık, yokluk ve sefalet içinde kalacaklardır.

Bu yüzden iktidar hem sokağa çıkma yasağı koyamamakta, hem de kasada para olmadığı için ve hatta ayırdığını söylediği 100 milyar lirada olmadığından ‘BİZ BİZE YETERİZ TÜRKİYEM Milli kampanyası’ başlatmış kendisi dışında CHP’li belediyelerin açtığı kampanyayı da yasaklayarak, işin içinden toplarsam ben toplarım devlet benim deyip çıkmıştır.

Sizin anlayacağınız bizim iktidar bir kez daha korona virüs saldırısı için bile soyup soğana çevirdiği halkın cebine gözünü dikmiştir. Bugün telefonu bulunan her yurttaşa bağış yapılması için ‘Biz Bize Yeteriz Türkiyem Milli Dayanışması’ndan her Allah’ın günü mesajlar gelip durmaktadır. Bunlar ne ki ülkenin Yargı Kurumu, Eğitim Kurumu, Ormancısı vb. çalışanlarına genelgeler göndererek bir anlamda gözdağı vererek Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı kampanyaya bağış yapılması için her türlü baskıya yönelmişler bile.

Sonra CHP’li belediyelerin yardım toplama girişimine devlet içinde devlet olunmaz savı ile karşı çıkan Erdoğan hangi sıfatı taşıdığı bilinmez AKP’li belediye başkanları ile bir tele toplantı gerçekleştirerek onlara talimat üzerine talimat vermeyi de ihmal etmemektedir.

Uzun söze gerek yoktur.

Halk ve ülke için hiçbir şey yapacak konumda olmayan iktidar korona virüs gibi bir tehlikede bile dayanışmayı başka türlü ve kendi çıkarına olarak yorumlayıp herkese saldırının bir aracına dönüştürdüğü için BİRLİK-BERABERLİK gibi sözleri de artık bizler anamızın nasıl ağlatılacağının yolu yöntemi olarak görüyor ve dayanışma ruhundan kopmadan halkımızla hep birlikte nasıl dayanışılması gerektiğinin de yol ve yordamını bıkmadan, usanmadan dile getirerek gücümüzün yettiğince düşüncelerimizi halkımıza ulaştırmaya çalışıyoruz.

Ama asla bu iktidara benzemeden…

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: SOSYAL DEVLET Mİ? SOSYAL HALK MI?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

GÜNCEL NOTLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

03 NİSAN 2020

Milli Eğitim Bakanı ne iş yapar bilinmez. Ülkede uzaktan eğitim yapılmaya kalkışılır verilen dersler akıl dışıdır fakat milli Eğitim Bakanı’nın ruhu bile duymadığı için kalkıp o da bizim gibi konuşup doğru bulmadığını, bundan haberi olmadığını söyler.

Biz Bize Yeteriz Türkiyem Milli Dayanışması’ adıyla açılan bağış kampanyası için pek çok il, ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri emrinde çalışanlara genelge yollar, kesinlikle bu genelgelerden de habersizdir.

Sonra efendim, sözleşmeli öğretmenlere eğitim yapılamadığı için maaş verilsin mi verilmesin mi tartışılırken Recep Tayyip Erdoğan’dan verilsin talimatı gelir, ikinci adam konumundaki Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak da para vereceğini söyler Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da basar twitter’dan teşekkürünü.

Uşak valisi Funda Kocabıyık Uşak’ta koronavirüs teftişine çıkar, Alimallah sokakta bir yürüyüşü, ona buna bir bağırışı çağırışı vardır ki sanırsınız Ailkıran başkesendir ve “sosyal mesafe” diye yırtınır durur da kendisi birlikte yürüdükleri ile ağız ağızadır, omuz omuza yürür neredeyse. Bu ülke AKP ve saray iktidarına kadar sayısız yönetici görmüş ve bunların her birinden de bir başka türlü çekmiştir ancak hiçbir zaman AKP zihniyetinde görüp yaşadıklarına tanık olmuş değildir.

Sonra şu Diyanet işleri Başkanlığı bunların döneminde olmazı olur yapmış faizin bile iktidara nasıl helal olduğunun fetvasını vermek için bile İslam’ı bir başka türlü yorumlayarak sorunu çözüp atmıştır.

Bu kadar mı değil, bağış toplamanın bile kime caiz kime değil olduğunda da bir fetva patlatarak ve zekât ve fitrenin bile iktidarın açtığı bağış kampanyasına verilmesi gerektiğinin bir yolunu bile bularak bağış kampanyası geverinin olabilirliğini öyle genişletmiştir ki şaşar kalırsınız.

Eee bu durum da biz duracak değiliz ya, bizler de Diyanetin ve başkanı Ali Erbaş’ın caizliği konusunu ele aldık ve onları hepten kendi alanımızdan çıkarıverdik…

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'NDEN HALKIMIZA!

28 MART 2020

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak korona virüsle ilgili sürekli görüşlerimizi açıklayıp önemli gördüğümüz konularda düşüncelerimizi dile getirdik.

Dile getirdiklerimiz konuların bir kez daha özetini yapıp siz halkımızla paylaşmayı görev sayıyoruz.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak diyoruz ki geniş halk yığınlarının yaşamını hiçe sayan yaptırımlardan uzak durun. Salt bir avuç vurguncuyu, soyguncuyu koruyacağız diye tedbirler alarak halkla alay etmeyin. Unutmayın ki bir avuç sömürücü takımı sizin katınızda önemli olabilir fakat bizlerin nezdinde milyonların yanında toz kadar kıymeti harbiyeleri yoktur.

İşte buradan yola çıkılarak korona virüs salgınının üstesinden gelmek için çok daha sonuç alıcı tedbirlere bir an önce başvurulmalı, yığınların gereksinimlerinin karşılanması için üretimde ve hizmette yepyeni yollar devreye sokularak planlı, kararlı ve ayrımsız bir hizmet devreye sokulmalıdır.

Bunun için bankalar, çeşitli finans kuruluşları, büyük işletmeler ve kurum ve kuruluşlar kamulaştırılarak borç yükü altında olan tüm halkın borçları silinmelidir.

İşsizlik fonu ne amaçla kurulmuşsa o amaçlar dışında harcanmamalı, patronların bu kaynaklardan beslenilmesine son verilmelidir.

Halkın sırtına yüklenen lüks tüketim yolları kapatılmalı, bu yönde yapılan teşvik ve yönlendirmelere hemen son verilmelidir.

Sağlık Bakanlığı salgınla mücadele konusunu başat alarak hemen bir planlama yapmalı, gerekli ne gibi şeylere gereksinim duyuluyorsa tedbirler bir bir alınarak güvenli bir ortam yaratılmalıdır.

Bu salgının önlenmesi için gerekli olan tüm tıbbi malzeme, alet edevat doğrudan devlet eliyle üretilmeli ve gereksinim duyulan konularda sıkıntı çekilmemesi için ivedi olarak gerekenler yapılmalıdır.

Sağlık kurumları hiç vakit geçirilmeden kamulaştırılıp sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmiş olmasına bütün yollar kapatılmalıdır.

Sağlık hizmeti verilmesi için gerekli olan bu işe uygun bütün binalar kamulaştırılarak hizmete sokulmalıdır.

Salgın sırasında gereksinim duyulan bütün malzeme, ilaç vs. devlet tarafından parasız karşılanmalı, hizmet sırasında rahatsızlanan bütün sağlıkçılara ücretli izin verilerek sağlıklarına kavuşmaları için en üst düzeyde özveri gösterilmelidir.

Salgının önüne geçmek için her türlü temizlik görevleri eksiksiz yerine getirilmeli, bulaşmayı önleyecek dezenfekte görevleri yerine getirilerek bu konuda sistemli, örgütlü bir çaba harcanarak bu iş için gerekli bütçe hazırlanıp hizmete sokulmalıdır.

Devletin iç ve dış borç ödeyeceğim diye hizmetleri aksatması yerine borçların ödenmesi derhal durdurulmalıdır.

Kamulaştırılan bütün işletmelerde çalışanların her türlü sosyal ve ekonomik hakları devlet garantisi altına alınmalı, ücretler ise devlet tarafından ödenmelidir.

Eğitim şu an durdurulmuştur. Uzaktan eğitim adı altında çocuklarımızın kafasını ütüleyecek ve iktidarın kendi ideolojisi çerçevesinde yol izlemek gibi bir anlayıştan uzak durularak eğitimin bilimselliği gözardı edilmeksizin çocuklarımıza verilmeli, bu dönem boyunca çocuklarımız anne veya babalarına duydukları gereksinim nedeniyle en az biri ücretli izinli sayılmalıdır.

Durumu fırsata çevirmek isteyen kimi işyerlerinde işten çıkarmalar, düşük ücretle çalıştırma, ücretsiz izine çıkarma gibi bir yola giden bütün işletmelere ağır yaptırımlar uygulanmalı, gerekirse bu işyerleri bedelsiz olarak kamulaştırılıp tüm çalışanları sosyal güvence altına alınmalıdır.

Bu arada Yunanistan sınırına politik amaçlarla gönderilen göçmenler için hemen harekete geçilmeli, onların sağlığını tehdit eden zorlamalardan bir an önce vazgeçilerek tedbirler alınıp bu göçmenlerin yaşamı güvence altına alınmalıdır.

Partimiz, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi sözü edilen duyarlılığı her zaman gösterecek ve ilgilileri de sosyalizmin tek kurtuluş seçeneği olduğu gerçeğinden yola çıkarak bu yönde uyarmaya devam edecektir.

Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı 'DSF DÜNYA SENDİKALARI FEDERASYONUNUN AÇIKLAMASI'

DÜNYA SENDİKALARI FEDERASYONUNUN AÇIKLAMASI

DÜNYA SENDİKALARI FEDERASYONU DİYOR Kİ:

“KORONAVİRÜS SALGINI BAHANESİYLE TÜM DÜNYADA İŞÇİ SINIFININ KAZANILMIŞ HAKLARINA KARŞI İŞVERENLER VE ONLARIN HÜKÜMETLERİ TARAFINDAN BÜYÜK BİR SALDIRI BAŞLATILDI. BU SALDIRIYA KARŞI, EMEKÇİ İNSANLIĞIN TÜMÜNÜ İŞÇİ SINIFIMIZLA OMUZ OMUZA SAVAŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ..!”

Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF) olarak;
sizlere, dünyanın dört bir köşesine 100 milyon üyemiz ve yüreği işçi sınıfı davası adına atan milyonlar adına sesleniyoruz.

Koronavirus Salgınından etkilenen tüm ülkelerin işçilerine ve halklarına uluslararası dayanışma ve desteğimizi ifade ediyoruz.

Hayat bir kez daha teyit etti ki; savaşlar, doğal afetler, salgınlar gibi zor zamanlarda, tehlikenin en ön saflarında olan işçiler ve yoksul insanlardır.

Tüm dünyada Koronavirüs Salgını yaşanırken tekeller, çok uluslu kapitalist şirketler karları için salgını bir fırsata çevirmekte işçilerin, emekçilerin, yaşlıların, yoksulların canlarını tehlikeye atmaktan çekinmemektedirler.

Koronavirüs salgınının yayılmaya başladığı ilk günlerden bugüne kadar dünyanın çoğu ülkesinde binlerce insan hayatını kaybetti. Yüzbinlerce insan salgının yol açtığı acılar içinde kıvranıyor. Tam da insanlığın yaşadığı bu büyük travma döneminde, tüm dünyada işverenler ve hükümetler işçilerin kazanılmış haklarına saldırmaktadır. Tüm dünyada yığınsal işten çıkarmalar, ücretsiz izinler, zorla yıllık izne çıkarmalar, ücretlerinden ve sigortalarından kesintiler, ücretsiz olarak evden çalışma vb. dayatılmaktadır.

Tüm dünyada sendikal faaliyetler fiili olarak askıya alınmış bulunmaktadır. İşverenler ve hükümetler koronavirüs salgınını işçi sınıfının kazanılmış haklarına karşı saldırıda silah olarak kullanmanın hesabını yapıyor.

Mart ayının ilk yarısında Yunanistan’da 41.000 işçi işten çıkarıldı. Mart ayında Avusturya'da, 74.000 işçi işini kaybetti, İsveç'te otomotiv endüstrisi 20.000 işçiyi ücretsiz izne gönderdiler. Fransa, Panama ve Venezuela gibi ülkelerde esnek çalışma saatleri tüm işletmelerde hayata geçiriliyor. Yine bu ülkelerde işçileri ücretsiz izne zorluyorlar. Türk Hava Yolları, Imperia, Lufthansa ve Emirates gibi havayolları, on binlerce işçiyi ücretsiz izne yolladı. Bu hava yolları ile iş ilişkisi olan seyahat acenteleri, turizm şirketleri, otellerde çalışan on binlerce işçi işini kaybetme korkusu yaşıyor.

Peru'da madencilik şirketleri, işçileri madenlerde herhangi bir güvenlik önlemi almadan çalışmaya zorlamaktadır. Sırbistan'da ve Türkiye'de başta metal olmak üzere ticaret, eğitim, taşımacılık ve diğer sektörlerdeki sendikalar, işverenlerden işyerlerinde salgına karşı gerekli sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmasını talep ediyorlar.

Dünyanın her ülkesinde süpermarketlerde, alışveriş merkezlerinde, ilaç depoları ve eczane gibi işletmelerde koronavirus salgınına rağmen büyük oranda işçi çalışmaya devam etmektedirler. Bu işyerlerinde işçilerin bütünü, yorgunluk, stres ve mesleki kazaların yanı sıra kendileri ve aileleri bakımından koronvirüs salgını ile karşı karşıyadırlar.

Filistin’de işlerini kaybeden işçilerin her türlü hak talebi, İsrail devlet terörüyle karşılaşmaktadır. Onlarca Filistinli işçi İsrail silahlı güçleri tarafından öldürüldü.. Ürdün ve birçok Kuzey Afrika ülkesinde güvencesiz ve kayıt dışı sektörde yüzbinlerce işçi işini kaybetti. Kuzey Afrika ülkelerinde işçiler, koronavirüs salgını endişesinin yanı sıra yaşanan açlık ve yoksulluğun toplumsal bir salgına dönüşmesiyle karşıkarşıyadırlar.

Hindistan'daki sendikaların belirttiğine göre doktorların, hemşirelerin, laborantların ve sağlık işçilerinin koronavirüs ile başa çıkmak için gerekli tıbbi malzeme eksikliği trajik boyutlardadır. Binlerce sağlık emekçisi korona virüs salgınına yakalanma ile yüz yüzedir. İşini kaybeden yüzbinlerce Hintli işçi, hükümetin ve işverenlerin işçi düşmanı tutumunu kınıyorlar.

ABD'de, sadece New York'ta, sadece bir günde hükümete 21.000 işsizlik başvurusu yapıldı. Bu, bir rekordur.

Dünyanın birçok ülkesinde işçiler hükümetlerin ve şirketlerin işçi düşmanı politikalarına karşı direnişler örgütlemektedir. Geçtiğimiz günlerde, İtalya’da sendikaların öncülüğünde işçiler gerekli sağlık önlemlerin alınması için ülkede bir günlük uyarı grevi gerçekleştirdiler.

Lizbon’da liman işçileri hükümetin ve şirketlerin gerekli sağlık önlemleri alması için greve gittiler.

Afrika'da, COVID-19 salgınları gittikçe daha fazla kıta ülkesine yayılıyor. Güney Afrika dünyada en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Afrika Kıtasında işçiler, emekçiler ve yoksullar nüfusun en savunmasız gruplarını oluşturuyor. Kıtada salgının yanı sıra milyonlarca insan sağlık hizmetlerine erişememenin yanı sıra temel gıda maddelerine ve temiz suya muhtaç durumdadırlar. Kıta ülkelerindeki insanlar, on yıllardır, AIDS ve tüberküloz gibi diğer salgın hastalıkların pençesinde kıvranmaktadır. Tüm bunların sorumlusu Afrika hükümetleri, tekeller ve ulus ötesi şirketlerdir.

Tüm dünyada toplum sağlığı hizmetlerinin yetersizliği ortadayken, hastanelerde ve sağlık kuruluşlarında çalışan doktor, hemşire, laborant ve sağlık işçisi eksikliği salgının yarattığı kaos’u bir kat daha artırmaktadır. Tüm bunların yanı sıra hastanelerde ve sağlık kuruluşlarında salgın ile mücadelede gerekli malzeme eksikliği insanlara hizmet vermenin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. İtalya gibi ileri kapitalist bir ülkede bile 100.000 kişiye ancak 300 yatak düşmektedir. İtalya hükümeti hastanelerde çalışan doktorları hangi hastanın tedavi edileceği hangi hastanın ölüme terk edileceği gibi tıp etiğine aykırı bir seçime zorlamaktadır. Koronavirüs salgınına karşı insan üstü bir çaba ile çalışan sağlık işçilerinin kendilerinin yanı sıra aileleri de büyük bir risk altındadır. Kendileri hasta olsa bile çalışmak zorundalar. Sağlık çalışanlarının hastalığa maruz kalma riskleri çok yüksektir.

Bugün, salgın nedeniyle tüm dünyadaki hükümetler, büyük şirketlerin zararını tazmin etme yarışındalar. Oysa daha şimdiden milyonlarca işçi işini kaybetti. Salgın sonrasında da milyonlar işini kaybedecek.

Dünya Sendikaları Federasyonu işçi sınıfı ailesinin büyük bir bileşenidir. Beş kıtada milyonlarca üyesini temsil eden DSF üyesi sendikalarımız pasif gözlemciler değildir. Bizler işçi sınıfının yaşamını, çalışma koşullarını ve haklarını korumak için savaşmaya devam ediyoruz!

Bu zor koşullar altında, üyelerimizi ve işçi sınıfını bilgilendirmek için demokratik sınıf ve kitle sendikacılığının gereği olarak büyük bir çaba içindeyiz. Haklarımızı savunmak savaşımında ilke ve ülkülerimizden taviz vermeden, hayatın her alanında savaşım vermeye devam ediyoruz. !

Burjuva hükümetleri, koronavirüs’ün yayılmasına karşı sadece kişisel sorumluluğu içeren önlemler açıklıyorlar. Burjuva hükümetleri bu politika ile insanların kişisel hijyen önlemlerinin uygulanması için gerekli hijyen maddelerine ulaşılmasının önündeki engelleri yığınlardan gizlemek istiyor. Burjuva hükümetleri tüm ülkelerde, koronavirus'a bağlı olarak insanların hastanede yatış ve sağlık bakım gereksinimlerini karşılamak için toplum sağlığı sistemlerinin yetersizliğini gizlemek için ortak çaba içindeler. Tüm hükümetlerin son otuz yıldır uyguladığı neo-liberal sağlık politikaları çökmüştür. Bugün yaşananlardan burjuva hükümetleri sorumludur.

- Hükümetler öncelikli olarak topluma , açık-şeffaf, eşitlik temelinde insan onuruna yakışır toplum sağlığı hizmetleri sunmakla yükümlüdür;

- Hükümetler, tekellerin ve kapitalist firmaların vurguncu girişimlerini önlemek için her türlü yaptırımı uygulama sorumluluğuna sahiptir;

- Hükümetler, işten çıkarmalar, işçilerin ücretlerinde kısıtlanmaya gidilmesi, evden çalıştırma, tele çalışma, ücretsiz izne çıkarma, zorunlu izne çıkarma gibi işverenlerin saldırı politikalarını önlemekle sorumludur.

Bu zor zamanlarda, işçi sınıfı hükümetleri tüm dünyada enternasyonalist dayanışmanın en güzel örneklerini sergilemektedir. Geçtiğimiz günlerde, Koronavirüs salgının en yoğun yaşandığı italya’ya Küba hükümeti salgın konusunda uzman 52 doktoru gönderdi. İtalyan halkının yardımına koşan Küba Hükümetine ve Kübalı kahraman doktorlara Konfederasyonumuz adına teşekkür ederiz.

Kimse yalnız hissetmemeli!

Sağlığımızı ve haklarımızı savunmak için savaşıyoruz!

Bu salgın ve felaket koşullarında, kar hırsının körlüğünü değil; bilimin ışığında insanları, onların ihtiyaçlarını ve onurlarını temel alan eşit bir dünya yaratmak için savaşıyoruz.!

Bu zor zamanlarda, kendi hayatını ve ailesinin hayatını tehlikeye atarak, toplumun ihtiyacı olan gıda, ilaç, sağlık, ulaşım, iletişim hizmeti üreten başta sağlık işçileri olmak üzere tüm işçi sınıfımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz.

İşçi sınıfının elinde olan çarkları hareket ettirdikleri için bir kez daha tebrik ediyoruz.

YAŞASIN İŞÇİ SINIFIMIZIN ENTERNASYONALİST DAYANIŞMASI VE SAVAŞIMI.!

DSF GENEL SEKRETERİ
GEORGE MAVRİKOS


21 - 28 MART 2020

1- Korona Virüsü (Covid-19) ve onun neden olduğu hastalık Türkiye’de ve birçok ülkede etkisini arttırarak sürüyor.

Dünya çapında toplam ölü sayısının 20.000’e ve vaka sayısının 600.000’ne ulaştığı bu hastalığın Türkiye’de de etkisi giderek artıyor.

Resmi rakamlara göre Türkiye’deki ölü sayısı 92’yi, vaka sayısı da 3500’ün üzerine çıkmış durumda.

Tabii ki bu verilenler resmi rakamlar.

Gerçek vaka sayısının ise bunun çok üzerinde olduğu muhakkaktır.

Çünkü alınan haberlere göre İstanbul’daki bütün hastanelerin yoğum bakım servisleri dolmuş durumda ve yoğun bakım için yeni boş yatak yoktur.

İstanbul’da yeni boş yataklar için yer ayrılmasına çalışılırken, başka ülkelerin verilerinin bulunduğu bakanlık sitelerinde Türkiye ile ilgili bilgilerin daha az olması da bunun bir başka kanıtıdır.

Yine sosyal medyadan alınan haberlere göre İstanbul’da bu hastalıktan ölenler için yeni mezarlıkların oluşturulmaya çalışılması'da ölü sayısının açıklanandan daha fazla olduğu kuşkusu kuvvetlendiriyor.

AKP Hükümeti ve saray, demokrasiden ve şeffaf yönetimden uzaklaştıkları için, basını ve medyayı denetim altına alıp, muhalif sesleri susturmak istediklerinden dolayı yaptıkları açıklamalar toplumun büyük bir bölümünde kuşkuyla karşılanıp, ikna edici olmuyor.

Bu da halkın endişelerini, korku ve öfkesini arttırıyor.

Öte yandan sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, sağlığın piyasada kazanç için alınıp satılan bir meta durumuna gelmesi, durumu daha da kritik hale getiriyor.

Çünkü özel hastaneler, zarar etmemek için kapılarını kapatıp, hasta kabulünü sınırlandırıyorlar ve kapanacaklarını açıklıyorlar.

Bunun dışında özel hastanelerin doktorların ve sağlık görevlilerinin bir kısmını işten çıkardığı; ya da ücretsiz izne yollandığı söyleniyor.

Bu gelişmeler, hastalığın etkisini daha çok arttırmaktan başka bir sonuç doğurmuyor.

Bunun yanında hükümet ve saray, baştan sıkı bir izolasyona gitmeyip sokağa çıkma yasağı ilan etmedikleri için ve Şubat sonunda Türkiye’de görülmeye başlanan Korona virüsüne karşı bir o zamandan yeterli önlem almadıkları için hastalığın daha çok yayılmasına yol açmışlardır.

Ayrıca diyanetin salgının dünyaya yayılmaya başlamasına rağmen 21.000 kişiyi umreye göndermesi ve bu kişilerin önemli bir bölümünün mikrobu kapıp Türkiye’ye gelmesi, umreden gelenlerin karantinaya alınması sırasında yaşanan kargaşalar, hastalığın daha hızlı yayılmasına neden olmuştur.

Hastalıkla mücadelede yürütülen tutarsızlıklar, her alanda olduğu gibi burada da kimi zaman yandaşların kollanması ve genel kuralların dışına çıkmalarına göz yumulması da buna bir örnektir.

Bunun yanında yeterli testin olmaması ve testlerin Çin’den geç getirilmesi, virüs bulaşan hastaların geniş ölçüde tespit edilmesini önlediği gibi eldeki mali kaynaklardan ihtiyat ayrılmayıp, ayrılması gereken ihtiyatların sarayın ihtiyaçları, sermaye kesimine destek ve Suriye ve Libya’da askeri maceralar ve oradaki terör güçlerine destek için kullanılması yoluna gidilmiştir.

Bunun sonucunda böyle bir krizde halkın ihtiyaçlarını giderecek ve sokağa çıkma yasağı ilan ederek onların evde kalmalarını sağlayacak parasal kaynaklar da elde tutulamamıştır.

Hükümetin sokağa çıkma yasağı ilan etmemesinin en önemli nedeni budur; ancak çok mecbur kalırlarsa ilan etmek zorunda kalacaklardır.

Yapılan kimi açıklamalar, salgının Türkiye’deki etkisinin artmasına binaen böyle bir yasağın getirilebileceğini ve bunun da yakın zamanda olabileceğini ortaya koyuyor.

Öte yandan 65 yaş ve üstündeki kişilerin sokağa çıkmalarının yasaklanmasına rağmen aynı evde oturan genç insanların işe gitmelerine göz yumulması ve işçilerin fabrikalarda, madenlerde yan yana çalışıp, servis arabalarında birbirlerine yakın bir biçimde yolculuk etmelerine göz yumulması, salgının etkisinin artmasına neden olmaktadır.

Ayrıca yanında bu durum, pek çok işçinin de hayatını ve sağlığını tehlikeye sokmaktadır.

Özetle korona virüsünün bu son şeklinin neden olduğu salgın, sadece dünyada değil; Türkiye’de de kapitalizmin, emperyalizmin çürümüşlüğünü ve AKP Hükümeti’nin halkın iradesinden ne kadar uzak olduğunu ortaya koyuyor.

*********

2- AKP Hükümeti ve saray, korona virüsünün son şeklinin neden olduğu salgının gündemi işgal etmesinden ve halkı oyalamasından yararlanarak Kanal İstanbul Projesini ihaleye çıkardı.

Buradan da anlaşılacağı gibi AKP Hükümeti, saray ve sermaye, ekonomik etkileri de olacak bu krizi kendileri için bir fırsata çevirmekten kaçınmamaktadırlar.

AKP’ li belediyeler ve hükümet yeni rant gelirleri peşinde koşarken, sermaye de sağlık krizini bahane ederek esnek çalışma yöntemine dayanarak ücretsiz izni işçilere dayatıyor.

Bunun yanında sermaye, krizi bahane ederek işçi çıkarıyor ve krizin yol açtığı ekonomik sorunların yükünü işçi emekçi kesimlerinin üstüne yıkıyor.

Son olarak alınan kararla işçilerin kendi yemeklerini kendilerinin evden getirmesi ve kendi kendilerini bulaşıcı hastalığa karşı koruyup dezenfekte etmeleri istenirken, hükümet de virüse karşı sokağa çıkmayıp evde durma ve tamamen izole olma işini yurttaşlara bıraktığını söylemektedir.

Bu açıklama ve uygulamalarla hükümet de, sermaye de sorumluluğu yurttaşların ve çalışanların üzerine atıp kendi sorumluluklarından ve toplumsal görevlerinden uzaklaşmaya çalışıyorlar.

Bunun yanında AKP Hükümeti, gündemin salgınla meşgul olmasından yararlanarak HDP’ li belediyelere kayyum atarken, CHP Yalova Belediye Başkanı ve Ceyhan Belediye Başkanı da görevden alındı.

Kısacası korona virüsünün neden olduğu bu salgın hastalık, hükümet ve sermaye kesimi için iktidarlarını koruyup güçlendirmek ve kazançlarını arttırmak için bir fırsat olarak değerlendirilmektedir.

CHP’nin ise yürüttüğü muhalefetin etkili olamadığı da bu krizde ortaya çıkmıştır.

Zira CHP, HDP’li belediyelere yönelik kayyum atamalarına yeterince ses çıkarmazken, kendi belediyelerindeki başkanları da görevden alınmakta, ancak buna karşı etkili bir mücadele yolu yürütememektedir.

*********

3- Korona Virüsünün neden olduğu bu salgın, AKP Hükümeti ve sarayın Suriye ve Libya’daki başarısızlıklarını da saklamak için iyi bir gerekçe oldu.

Hükümet ve saray, 19-Marttan beri Suriye’nin İdlip Bölgesi’ndeki dinci-cihatçı çetelerin saldırısı sonucu 7 askerin ölümünü ve 13 askerin yaralanmasını halktan saklayıp üzerini örtmeye çalışmıştır.

Bu gelişmeler, Türkiye’nin Suriye ve Libya’da gittikçe bir çıkmazın içine girdiğini ortaya koymaktadır.

Libya’da verilen kayıpların yanı sıra, Türkiye’nin Moskova Antlaşması nedeniyle İdlip’ teki dinci-cihatçı çetelere karşı Suriye Yönetimi ve Rusya’ya karşı yüklendiği sorumluluklar ve yapılan son anlaşma, Türk Ordusu ile bu çetelerin bir kısmı arasında bir çatışmaya dönüşmüştür.

İlerde, Suriye Milli Ordusu içindeki çetelerden de Türk Askerlerine saldıran bu çetelere katılımın olması muhtemeldir.

Bu durum, bu bölgelerde ve Libya’da ilerde verilecek yaralı ve ölü sayısının artmasına ve ne kadar saklanırsa saklansın, toplumda uyandırdığı hoşnutsuzluğun artmasına neden olacaktır.

*********

4- Korona Virüsünün bu son şeklinin dünyada hızla yayılıp pek çok ülkede salgına yol açması, onun dünyadaki yaşlı nüfusu azaltarak sosyal harcamaları kısmak ve dünya nüfusunu kontrol etmek amacıyla üretilmiş bir biyolojik silah olduğu kuşkusunu güçlendirirken söz konusu virüs ve salgının dünyada önemli değişikliklere neden olacağı kesindir.

Bu değişikliklerin en önemlisi, bundan sonra bu tür virüslerin; hatta daha tehlikeli olanlarının bir savaş aracı olarak kullanılabileceği, biyolojik savaşların insanlığın gündeminde olacağıdır.

Bunun dışında salgın, birçok gelişmiş kapitalist ülkede sistemden kaynaklanan ekonomik krizi arttırırken, daha geri ve bağımlı olan kapitalist ülkelerin çoğunun da daha olumsuz koşullara sürükleneceğini ortaya koyuyor.

Bu durum, üretimin azalması sonucu işsizliği ve yoksulluğu arttıracağı gibi global tekelci sermayenin merkezileşme eğilimini ve ülkelerin ve devletlerin de bu sermayenin birer şubesine dönüşme eğilimini arttıracaktır.

Bunun yanında Çin’in dünya ile ticari ilişkilerinin baştan gerilemesine ve bu durumun ABD tarafından ona karşı bir silah olarak kullanılmasına rağmen Çin’deki Avrupa Şirketlerinin kriz nedeniyle değerinin düşmesinden yararlanarak bunları satın almak yoluna gitmiştir.

Bunun dışında 20 yıldan beri katma değeri yüksek ürünlerin ihracatını arttırarak, yüksek ve ileri teknolojileri üretip geliştirerek bu krizden sonra dünya ekonomisinin lideri olma yolunda büyük bir mesafe kat edecektir.

Ayrıca son dönemde bütün dünyayı saran salgın hastalık krizinde başta İtalya olmak üzere başka devletlere ve Avrupa Devletlerine yaptığı yardımlar, salgını ülkesinde daha kolay kontrol altına alması, Çin’in dünya ekonomisi ve politikasındaki gücünü ve etkisini arttıracaktır.


özgecan cinayeti ile ilgili görsel sonucu

TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.



DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI