FAŞİST TAYYİP'İN ÖZLEDİĞİ İSLAMİ FAŞİZME, GEÇİT VERMEYECEĞİZ.

Son Güncelleme 24-10-2014 13:51

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

PARTIDO OBRERO SOCIALISTA DE TURQUIA

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

Google PageRank module - CamelPark SEO centrum 


PARTİMİZİN 1993 YILI

3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI,

TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ
LİNKLER
SİTEDEN mp3 DİNLE

YAYINLARIMIZIN

EYLÜL 2014 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


TSİP

ADAY ÜYELİK BAŞVURU

FORMU

TSİP Aday üye kayıt formu


GENEL MERKEZ

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...


15-16 Haziran 1974'den...  15-16 Haziran 2014'e...

40.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE'DEN HABERLER

24 EKİM 2014

Rusya Dışişleri Bakanlığı resmi sözcüsü Alexander Lukasevich;

Koalisyon Operasyonlarının Sonuçları Zayıf


Dışişleri: Avrupa Birliği Politikaları Güvenilirliğini Yitirmiştir


PİŞKİNLER VE HIRSIZLAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 EKİM 2014

Numan Kurtulmuş'u tanıyorsunuz. Bir zamanlar yolsuzluklar konusunda AKP'ye demediğini bırakmayan muhterem, dün akşam Şirin Payzın'ın 'Ne Oluyor' programına çıkmış, kendisine sorulan soruları pişkin pişkin yanıtlıyor. İşin en kötü yanı da şu; Numan Kurtulmuş'a denilebilir ki gazeteciler kolay sorular sorarak onun sıkışmadan yanıtlamasını sağlıyorlar. Bununla birlikte Numan Kurtulmuş yine de sorular karşısında sendeleyip yine de rahat konuşamıyor.

Neymiş efendim 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonu AKP iktidarını devirmek için yapılmışmış. Yolsuzluk bahane edilecek iktidara el konacakmış. Peki, bunu yapanlar kimlermiş? Tabiki de "Paralel yapı". "Paralel Yapı" gerekli hazırlığı yapmış, bu yolsuzluk davası bahanesiyle Recep Tayyip Erdoğan'ı alaşağı edecekmiş. Yoksaymış ortada yolsuzluk, soygun, düzenbazlık falan yokmuş. Bu durumda 4 bakan niye istifa etmek zorunda kalmışsa artık onu da bilen beri gelsin. Mecliste bir türlü komisyonun önüne getirilmeyip görüşülmesi engellenen fezlekelerse lafı güzaf ya; Sayın Kurtulmuş oraları gündeme bile getirmiyor. Bir zamanlar Harunlardı, Karun oldular diyen muhteremin dili dişi kitlenmiş olmalı ki, basit basit soruların bile arkasından dolanmak zorunda kalıyor. Hani ne diyelim? Allah kimseyi bunların durumuna düşürmesin. Bu işin pişkinliğe vurularak atlatılması da öyle kolay bir şey değil.

Şu Suriyeliler ve "çözüm süreci konusunda verdiği yanıtlar da gerçekte dam başında saksağan vur beline kazmayı cinsindendi. Bir dinleyici sormuş; "Suriyeliler için harcanan para kimin parası ki, harcayıp duruyorsunuz" diye. Muhterem hemen ecdadımızın ne büyük hasletlerle dolu olduğu palavrasına sığınarak yanıtlıyor bu soruyu da. Neymiş efendim? Bizim ecdadımız tarih boyunca hep mazlumun yanında yer almışmış. Nerede biz zayıf görse, kim yardım istese hemen yanında bitermiş. Böyle bir ecdadın çocukları olarak da bizler tabiki de bize sığınan Suriyelilere bakacakmışız.

İnanın dostlar, şu Başbakan Yardımcısının ecdat olarak kabul ettikleri kimseler ve şu anda temsil ettikleri zihniyet gerçekten de söylediği insani hasletlere sahip olsa varıp alnından öpeceğim ama böyle bir şey ne tarihte yaşanmış ne de şu an AKP iktidarını temsil eden kişilerde böyle bir özellik var. Tarihi baştan aşağı yalanla sıvayıp bize yutturmaya kalkanların torunları her şeyi bir kenara bıraksın, ecdatlarının Anadolu'da katlettiği Türkmenlere baksın gerçekleri inanın ki anlamakta zorlanmayacaklar. Neymiş efendim? Ecdadımız zayıftan yanaymış. Eğer Osmanlı İmparatorluğu Balkanlardan Viyana önlerine kadar gidebilmişse herhalde oradaki halkın zayıf ve güçsüz olmasından kaynaklıdır. Yoksa elin adamı seni önüne katar gerisin geri geldiğin yere kadar kovalar. Tarihte Numan Kurtulmuş'un ecdadımız dediği Osmanlılar güçlü oldukları dönemde ezip geçerek Viyana önlerine kadar dayanmışlardır. O dönemlerde Osmanlının zayıfları gözettiğini kim söyleyebilir ki? Sonrası Osmanlı kendisi zayıf düştüğü için bu kez zaptettiği topraklardan kovalanıp sürülmüştür. Eğer Kurtuluş Savaşı'nın önderleri olmasaydı, Numan Kurtulmuş'un adil ve yardımsever ataları inanıyorum ki, emperyalist Batı'nın ancak ve ancak peşkirini tutacaktı.

Uzatmayalım, bir ülkenin parasını har vurup harman savuran haramzadeler her zaman için kitleleri kandırmak için yardımseverliğe ve insancıllığa sığınmışlardır. Zaten bizim atalarımızda yardımsever ve insancıllardı demişler ve ezdikleri kitlelerin içi boş şeylerle övünmeleri için ellerine oyuncaklar vermişlerdir.

Yolsuzluklar ortadadır. Bu yolsuzlukları yasadışı olarak kapatma yoluna giden iktidarın hüneri de iyi bilinmektedir. Bütün bunları bir kenara bırakıp yola devam etmek isteyenler karşımıza geçip milli iradeden şundan bundan söz ederek demokratik hak ve özgürlüklerin kaldırılması olayını milli irade safsatasıyla savunmaya kalkamazlar.

Numan Kurtulmuş da tıpkı Recep Tayyip Erdoğan gibi milli irade silahına sarılarak demokratik hak ve özgürlüklerin kırıntısına bile tahammül edemediklerini Şirin Payzın'ın programında itiraf etmiştir. Madem böyledir bizde size diyeceğimizi diyelim.

Meşruiyeti ortadan kalkmış bir iktidarı tanımak ve onlar için ne yapalım seçim kazandılar her yaptıkları haklarıdır diye düşünmek en az bu haramzadelikleri işleyenler kadar aşağılık çukuruna düşmektir.

Bu yüzden demokratik hak ve özgürlükleri, ülke insanının insanca yaşama isteğini hiçe saydığınız için bizlerin de sizi tanıması ve size katlanması asla mümkün değildir asla…

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

SINIFSAL İÇGÜDÜ ÜZERİNE İKİ NOT

İDRİS KÖYLÜ

(AZ GELİŞMİŞLİĞİN KAPİTALİZMİ Mİ, KAPİTALİZMİN AZ GELİŞMİŞLİĞİ Mİ?)

Soma kömür madenindeki sonucu önceden kestirilebilen kitlesel katliamın dördüncü günü biterken, yazılı ve görsel medyada haberler, yorumlar, açık oturumlar birbirini izledi. Toplumsal “acıma algısının yaratılmasında” medyanın oldukça başarılı olduğu teslim edilmelidir. Oğlunu, eşini, yakınını kaybedenlerin acıları sömürünün sarmalında bir görselliğe dönüşüyor, en muhalif olanların tepkileri, olayı duyurma biçimleri ve yorumları bile “işverenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığının” ötesine geçmiyor. Katliama duyulan tepkinin yarattığı iktidara yönelik öfke iktidar sahipleri tarafından tekme-tokatla karşılık bulurken resmi güçler yine biber gazlarıyla, tomalarıyla acılı insanların içgüdüsel tepkilerine göz açtırmıyor. İktidarın resmi güçleri olay yerini, maden ocağı çevresini kuşatıp kuş uçurmazken, gerici güruh katliamda yaşamlarını yitirenlerin yanında yer almaya gelen aydınları kuşatıyor. Sakallı, sarıklı, cüppeli yandaşlar sözüm ona öfkeli kalabalığı “dua edelim” diyerek teskin etmeye çalışıyor. Medyanın olayı veriş biçimi ve izlediklerimiz aşağı yukarı bunlar.

“Muhalif tepki” olayı protestocu genci tokatlayan, bir başka protestocuyu “başbakanı yuhalarsan tokadı yersin” diye tehdit eden başbakan ile sokakta alenen bir göstericiyi tekme tokat döven müsteşarının “ tahammülsüzlüğüne” bağlıyor. Belki görünenin açıklanması “medya mantığı” diye geçiştirilebilir ancak durum sadece olayı tiraja çevirmeye çalışan medyada görülmüyor, “sol” olma iddiasındaki yaklaşımlar da bundan farklı değil. “Ah şu Tayyip bir gitse her şey düzelecek”… Sorunu “Tayyip sorununa” indirgeyen “sol” olma iddiasındaki küçük burjuva kafa kapitalist sistem içinde olayı değerlendirmek ve çözüm önermek yerine, sorunu sistemin görevlilerinin tahammülsüzlüğüne indirgemekle sistemin övgüsünü de hak ediyor. Hatta bu bakış açısının sahipleri “Tayyip'ten kurtulma adına” bir CHP- MHP ittifakını da olası en yakın çözüm olarak görmektedirler. Yağmurdan kaçanların doluya tutulmaları halinde başkaca hangi harika çözümler üretecekleri ve önerecekleri de şimdiden merak konusudur.

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:
 

AK PARTİ Mİ? AKP Mİ?

Rahmi Yıldırım


Çifte standarttan, oportünizmden, ikiyüzlülükten arınmış bir siyasetçi görmek kısmet olmayacak anlaşılan.

Başbakan Erdoğan da çifte standart ve oportünizmden yana eskileri aratmadı, aratmıyor. Eskilerden farkı, bir de ağzının bozuk olması. Bir farkı da devleti bunca yıldır yönetmesine karşın olgunlaşmaması ve hoşgörüsüzlükten yana eskileri fersah fersah geride bırakması.

Partisinin kapalı toplantılarında bendelerine nasıl hitap ettiği bir yana, açık kamusal toplantılarda öyle laflar etti ki, ömrünün sonuna kadar peşini bırakmaz, yakasından düşmez.

Almanya’daki toplantıda, parasını yeşil dolandırıcılara kaptırmaktan yakınan işçi için “Çağırın şu sahtekârı, ne diyor?” demişti.

Mersin’de tarım politikalarından yakınan çiftçiyi “Lan terbiyesizlik yapma, ananı al git!” diye azarlayıp dövmekten beter etmişti.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarında görüntü almak isteyen muhabiri “Terbiyesizlik edepsizlik etme!” diye azarlamıştı.

Daha neler neler...

En ufak eleştiri sahibine ya “edepsiz” dedi ya da “çirkin”.

Sözlüklerde edep, “terbiye, kibarlık, utanma” diye açıklanıyor. Edepsizlik ise, utanılacak işleri sıkılmadan yapmak diye anlatılıyor.

Yani öyle geçiştirilecek hafiflikte bir hakaret değil.

Bir keresinde dilinin altında bakla bırakmadı, “edepsizlik” eşiğini de aştı. TBMM’de Kemal Abi’sine eleştiride bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a “İddiasını ispatlamayan... Oraya işte ben üç tane nokta koyuyorum!” diye karşılık verince Baykal’ı da çileden çıkardı. Günler geçmiş Baykal’ın öfkesi geçmemişti. Üç gün sonra Baykal da dilini serbest bırakıp, “O üç nokta, Başbakan'ın yakasında yerini almıştır. Onu, uygun görüyorsa, yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir. Ben yakasına koydum” deyince Tayyip Erdoğan suskun kalmıştı.
 

YAZININ TAMAMI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

 "SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR,

KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


SİTEDEN mp3 DİNLE

SİZLER İÇİN, DÜNYA DEVRİM ŞARKILARI DAHİL OLMAK ÜZERE

TOPLAM 75 ADET mp3 EKLEDİK.

ŞARKILARI BİLGİSAYARINIZA DA İNDİREBİLİRSİNİZ.

SAYFA BAŞI