PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA VE SEVGİYLE ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER.

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


15-16 HAZİRAN 1974

47. YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN SOSYALİZM

YAŞASIN TSİP


47. YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

YAŞASIN

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)


AB'DEN HİBE ALAN

SOL ÖRGÜTLER VE YÖNETİCİLERİ

ALÇAKTIR, LİBERALDİR, İŞBİRLİKÇİDİR.


 

PRchecker.info

KURUCU GENEL BAŞKANIMIZ

AHMET KAÇMAZ'I

SEVGİYLE VE SAYGIYLA ANIYORUZ


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE,

İŞTE BU KADAR GÜZEL.


PARTİ PROGRAMIMIZIN 'OR' KODUNU TELEFONUNUZA TARATIN.

İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,

İSTEDİĞİNİZ YERDE OKUYUN.

PARTİ PROGRAMI

Not: Programımızı okuyup benimseyen 18 yaşından gün almış herkes, partimize aday üyelik için başvurabilir.


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

İZMİR İL ÖRGÜTÜ

848. Sokak No:90 Kat:1 Daire:106  Kemeraltı

KONAK / İZMİR

TEL: 0232 483 9098

MUĞLA İL ÖRGÜTÜ

KURULDU


MENTEŞE İLÇE ÖRGÜTÜ

KURULDU

ÜNYE İLÇE ÖRGÜTÜ

SALİM OĞUZ (BAŞKAN)

Burunucu Mah. Kaymakam Sok. No: 17

ÜNYE - ORDU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


WEB VE MAİL ADRESLERİMİZ

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

SOCİALİST WORKERS' PARTY OF TURKEY

KURULUŞ:

15-16 HAZİRAN 1974

ORGANIZATIONS:

15-16 JUNE 1974

46.YILINDA...  SOSYALİZM YOLUNDA...

WEB SİTESİ:


http://www.tsip1974.com/

https://www.facebook.com/AmerikaSuriyedenDefol

https://www.facebook.com/tsip15161974

https://www.facebook.com/tsip1974

STALİN KOMÜNİZMDİR
https://www.facebook.com/groups/345728572561507/

UYAN ARTIK UYAN UYAN ESİRLER DÜNYASI
https://www.facebook.com/groups/2028259010571656/

"BU SAYFA, DİRENEN YOKSUL YEMEN HALKININ HABERLERİNE AYRILMIŞTIR."
https://www.facebook.com/groups/1740767676034913/

https://twitter.com/tsipgenelbaskan

https://twitter.com/TsipGenelSek

MAİL ADRESLERİ:

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com/a>


DİSK

"GÖZ BEBEĞİMİZ DİSK, GELENEĞE SÖZ VERDİK... GELECEĞE TAŞIYACAĞIZ.."

İŞÇİ SINIFINDAN HABERLER

DİSK

http://www.disk.org.tr/

BANK-SEN

http://www.banksen.org.tr

BASIN-İŞ

www.diskbasinis.org

BİRLEŞİK METAL-İŞ

http://www.birlesikmetal.org

BTO-SEN

www.btosen.org.tr

CAM KERAMİK-İŞ

http://www.disk-camkeramikis.org

DEV MADEN-SEN

http://www.devmadensen.org.tr

DEV SAĞLIK-İŞ

http://www.devsaglikis.org.tr

DEV TURİZM-İŞ

http://www.devturizmis.org.tr/

DEVRİMCİ YAPI-İŞ

http://www.devyapi-is.org

EMEKLİ-SEN

http://www.tumemeklisen.com

ENERJİ-SEN

http://www.enerjisen.org

GENEL-İŞ

http://www.genel-is.org.tr

GIDA-İŞ

http://www.gidais.com

GÜVENLİK-SEN

http://www.guvenliksen.org.tr/

İLETİŞİM-İŞ

http://www.deviletisimis.org.tr

LASTİK-İŞ

http://www.lastik-is.org.tr

LİMTER-İŞ

http://www.limteris.com

NAKLİYAT-İŞ

http://nakliyatis.org

SİNE-SEN

https://twitter.com/DiskSine

SOSYAL-İŞ

http://www.sosyal-is.org.tr

TEKSTİL

http://www.disktekstil.org

TÜMKA-İŞ

http://www.tumkais.org

   

YAYINLARIMIZIN ŞUBAT - MART - NİSAN 2021 SAYILARI ÇIKTI: OKU - OKUT - ABONE OL - ABONE BUL


WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
Bartolome de la Casas - Kızıl Derililer Nasıl Yok Edildi
Boris Lvovic Vasilyev / Sakindi Oranın Şafakları
Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var
MAKSİM GORKİ / ANA
Mitka Gribçeva / SENİ HALK ADINA ÖLÜME MAHKUM EDİYORUM
Gladkov - Fabrika
Dolores İbarruri / Faşizmi Ezeceğiz
İlya Grigoryeviç Ehrenburg / Dipten Gelen Dalga
Paul Lafargue / Tembellik Hakkı
YALANCININ MUMU
KAPİTALİST SİSTEM HIRSIZLIKTIR AHLAKSIZLIKTIR
SOSYALİSTLER VAR TSİP VAR GELECEK VAR
GEREKSİZ TARTIŞMALAR
NE KADAR DA İKİYÜZLÜSÜNÜZ
ÖMER GÜRCAN
SOSYALİST SOL SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
MUHALEFET NASIL YAPILIR?
FAŞİZM Mİ? İŞTE FAŞİZM!
YARGIYA BAK TARAFSIZLIĞI GÖR
AKP VE SARAY = ZAM, ZULÜM; İŞKENCE
SİZ BUNA DEMOKRASİ Mİ D İ Y O R S U N U Z ?
DEVRİMBAZLIK MI? DEVRİMCİLİK Mİ?
MAFYA ÖYKÜSÜ GİBİ BİR ŞEY
KARŞIDEVRİMCİLER
KAPİTALİZM BİTTİ KURTULUŞ SOSYALİZMDE
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?

TOPLUMU UYUTMA YOLLARI

HDP KAPATILSIN DİYENLERE
FAŞİZM VE GERİCİLİKLE NASIL SAVAŞILIR?
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
LİBYA’YA ASKER YA DA ATEŞ KES
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
HAFIZA TAZELEME: MENDERES NEDEN İDAM EDİLDİ
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ
SOSYALİZM DÜŞ MÜ GELECEK Mİ?
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
İDLİB DENİLEN HİKAYE
EVDE OTUR DEMİR YE!
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
AFRİN LOKUMU
HER ŞEYLERİ YALAN DOLAN BELGE VE BİLGİLERİ SAHTE
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
SOLAK SOL MU? SOSYALİZM Mİ?
SOLUN GENEL DURUMU
 SURİYE’DEN SONRA LİBYA BATAĞI
TSİP KOMÜNİST OLMAYANLARA DOKUNUR
SURİYE’DE NE OLUP BİTTİ
HDP’NİN KARARI
TEHLİKELİ OLAN SADECE KORONA VİRÜSÜ MÜ?

TROÇKİ VE TROÇKİZM ÜZERİNE

HAİN TROÇKİ
TROÇKİ STALİN VE KIZIL ORDU
TROÇKİ'DEN TİTO'YA
TROÇKİ FRANKO HİZMETİNDE

TROÇKİ VE LENİNE KARŞI KOMPLO

LENİN'İN 50. DOGUM YILDÖNÜMÜ VESİLESİYLE KONUŞMA - Stalin 1920

TRANSKAFKASYA'NIN SOSYALİZM MASKELİ KARŞI-DEVRİMCİLERİ - Stalin 1918

BOLŞEVİK PARTİNİN SAVAŞ, BARIŞ VE DEVRİM SORUNLARINDAKİ TEORİ VE TAKTİĞİ - Stalin

Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Romada Devlet / Engels
POLİS DEVLETİ NASIL OLUR?
SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ
ÖRGÜTSÜZLÜĞÜ KUTSAYANLAR YA DA BOŞ GEVEZELİKLER…
TOPLAM 3328 GÜNLÜK "HER GÜN" BAŞLIKLI YAZIYA BAKMAK İÇİN TIKLAYINIZ

BİR İKTİDAR KURUMLARI NİYE BATIRMAK İSTER?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 TEMMUZ 2021

Bunun anlaşılmayacak bir yanı yok. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış enkazı bile tozla buz olurken yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Hiç kuşku yok ki böylesine uzun uyurluk döneminden sonrası topraklarda kurulan Cumhuriyet ilerici bir hareketti. Oysa bu topraklar üstünde her türlü ilerici hamleye karşı direnen İslami anlayışı ileri sürerek örgütlenmiş ve zaman zaman sinerek zaman zaman da açıktan mücadeleye geçerek gerici bir hareket hep olagelmiştir. Doğal olarak Cumhuriyet kurulurken kendi kurum ve kuruluşlarını da kurmak zorundaydı. Bu ayakta kalmanın tek dayanağıydı.

Durum bu olunca da gericileri neden Cumhuriyet’in kurumlarının hedef aldığı anlaşılmayacak bir şey değildir. 12 Eylül döneminde başlayan, Turgut Özal’la birlikte hızla yükselen bu anlayış AKP ve saray iktidarı ile birlikte de tavan yaptı. Cumhuriyet’e ait ne kadar kurum varsa hepsi tek tek yok edilip işlevsiz bırakıldı. Bugün geldiğimiz noktada hiçbir kurumdan söz edemeyiz ki cumhuriyetin kurumu özelliğini taşısın.

Bunlardan sadece Diyanet’i saymıyorum orası zaten Cumhuriyet’in hep yumuşak karnı olmuştur. Zaten gerici iktidarların elinde de onca yüksek bütçesiyle gericiliğe hizmet eder bir kurum haline dönüşmüşken kim niçin bu kuruma dokunsun değil mi AKP ve saray iktidarının da bu yüzden değil Diyanete dokunmak şan ile şöhretle bu kurumu tepe tepe kullandığını görüyoruz.

Bugün eğitim kurumlarından, sağlık kurumlarına, tarımdan, ormancılığa ve çevreye kadar bütün kurumlar yerle yeksandır. Bunların yanına adalet kurumlarını da, ordu ve emniyet kurumlarını da katabiliriz. Geriye ne mi kaldı diyorsanız; işte bizler de onu söylüyoruz geriye kalan bir şey yok. Sağlık kurumunu uzun uzadıya almanın gereği bile kalmadı. Sadece Hıfzıssıhha ’ya ne oldu diye sormak yeter de artar bile. Ve hatta bugün geçmişte sayısız aşıyı üretmiş olan bu kurum kapanmasaydı eğer korona virüs aşısını ilk bulanlar arasında bile yer alacakken bugün böyle bir durum söz konusu bile değil. Sonra bir bütün olarak sağlık sistemi ne hale getirildi iyice oturup bir düşünelim.

Ülkemizde 33 Askeri hastane görev yapıyordu. Bunların bazılarının konumu ise diyebiliriz ki uluslararası bir konumdayken niye Sağlık Bakanlığı’na bağlanıp işlevsizleştirildiğine bir kafa yorun isterseniz.

Soruyoruz içinizde kaç kişi GATA’yı bilmezdi. Niye bu kurum artık dünkü kurum değil de sıradan bir hastane haline getirilmiştir acaba?

Konu Askeri hastanelerden açılmışken kapanıştan sonra bu hastanelere ne oldu? 7 bine yaklaşan çalışanının başına neler geldi. Bu sözünü ettiğimiz kurumlar şimdi nasıl bir hizmet veriyor ya da verebiliyor mu?

Bazı hastanelere bağlı yan kuruluşlar gibi çalışan pek çok hastane artık poliklinik hizmeti bile veremez durumdayken bu hastanelerin ameliyathanelerine ne oldu? Bu hastanelerin kaçı hizmet veriyor, veremiyorsa niye veremiyor bir soran eden var mı? GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin adına bile tahammül edemeyip gerici bir anlayışla İstanbul Sultan 2. Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne dönüştürülmüş olmasına ne buyurursunuz?

Kapanmış olan sayısız tarihi askeri hastane var. Bunlar hepten kapatılmamış fakat hiçbir özelliği de kalmamış olarak verdiği hizmet sürekli olarak neden aşağı düşürülüyor? Sizce bu Cinoğlu cinliğin altında yatan nedir? Bugün yaptırılmış olan kendisi devası hizmeti sınırlı şehir hastaneleri var. Bunlara süreç içinde neler olacak onu bile bildiğimiz yok. Bir şey var ki bu hastanelerin de yabancı şirketlere günü gelince satılacağıdır.

Akılları satmaktan başka bir şeye çalışmayanların nasıl bir ülke yıkıcılığı içinde olduklarını dün görememiş, bugün hala göremeyen yarın görseler bile işin işten geçmesi sonucunda nasıl bir yıkımla karşı karşı olduğumuzu anlamaları için illa dünya mı yıkılması gerekir. Cumhuriyet’in tüm kurumlarının bilinçli bir şekilde yıkılması demek sonunda ülkemizin bir yere doğru götürüldüğünü göstermiyor mu? Kurulmak istenen İslami rejimin hedef tahtasında her ne var idiyse bilinçli şekilde seçilmiş hedeflerdir.

Hiçbir direnç noktası bırakılmaması hedeflenmektedir ki sonrası sen sağ ben selamettir ama şurası da hiçbir şekilde akıldan çıkarılmamalıdır ülkemizde her şeyi soyup soğana çevirmek isteyenler kadar mevzilerimizi savunacak kadar yürekli de sosyalistleri vardır bu da hiçbir zaman akıllardan çıkarılmamalıdır.

Turgut Koçak yoldaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: AKP İKTİDARI ATTIĞI HER ADIMIN BEDELİNİ ÖDEYECEK

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

Bir 1 kişi ve yazı görseli olabilir

SERMİN ÖNER YOLDAŞIMIZI YİTİRDİK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 TEMMUZ 2021

Dün öğleden sonra Sakarya/Geyve İlçesi Boğazköy Mahallesi’nde yoldaşımız Sermin Şahin Öner’i toprağa verdik. Arkadaşımızı uzun yıllar öncesinden tanıyan birisi olarak onun ne kadar direngen ve kararlı olduğunu iyi bilirim.

Biz onlarla kimsenin sokağa bile çıkmaktan çekindiği dönemlerde Sakarya’da Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ni kurduk. Partimiz kurulmasının hemen arasından ülkücü ve dinci kesimlerden tepkiler aldı. Bu tepkileri savuşturduğumuz gibi üstelik partimize ve bizim derneklerimize saldıranlara da hak ettikleri ders her zaman verildi. Dolayısı ile Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin o günlere atılmış imzası var. İmzası var çünkü Erzurum’dan, Yozgat’tan getirilen ne kadar Ülkücü varsa ve de dinci kesimler partimize karşı yürüttükleri her saldırı püskürtülmekle kalmadı onlar aynı zamanda olabildiğince geriletildi.

Bu mücadelede Birgül Şahin’in Payını unutmamak gerekir. Birgül Şahin daha ortaokulu bile yeni bitirmişti fakat Birgül Şahin daha o yaşta Adapazarı’nda faşistlerin korkutup sindiremediği en önde gelenlerin arasındaydı. Sonra Bu mücadeleye Birgül Şahin’in ablası Sermin Şahin’de katıldı. Onları çok yakından tanıyan biri olarak hemen her anlarını yakından izledim ve olanlara da tanıklık ettim. Her ikisi de yılmaz birer partiliydi. Öyle zamanlar oldu ki Adapazarı’nda Türkiye Sosyalist İşçi Partisi üye ve yandaşlarını susturmak için güçlü olmalarına karşın Adapazarı’ndaki ülkücü ve dinci kuruluşlar yetmedi dışardan çok sayıda oraya buraya saldırmak için getirilen ülkücü ve dinciler oldu. Bunların yapmak istedikleri tüm kışkırtıcı eylemler boşa çıkarılmakla kalmadı onlar her defasında yenilgiye uğratıldılar. Bu mücadelede hem Sermin Şahin’ Öner’din hem de Birgül Şahin Öner’in gösterdiği yürekliliği bir ben bilirim.

Sonra 12 Eylül 1980 faşist darbesi yaşandı. Arkasından da zor günler gelip çattı. Parti bütün gücüyle faşizme karşı direnme mücadelesi veriyordu bu mücadele7de Sermin Şahin İstanbul’da tutuklandı. Uzun süre içerde kaldı. Sermin Şahin içerdeyken de örnek bir devrimci olarak geçirdi mahpusluk günlerini. İçerde Reha İsvan’larla birlikte kaldı. Daha sonra Sermin’in içerdeki öykülerini bu yiğit insanlardan da dinledim.

Dışarı çıktıktan sonra her devrimci gibi Sermin yoldaşımız da zor günler yaşadı. Ama her zorluğa katlanan bir devrimci olarak ödünsüz bir dik duruşu oldu. İşsiz geçen günlerin acılarına katlanıldı. Hiç kuşku yok ki her ağaç fırtınaya dayanamaz ama bazı ağaçlar vardır onları en büyük fırtınalar bile yerinden sökemez. Bir başka deyişle savaşırlar ve kazanırlar. Sermin yoldaşımız da böyle biriydi. Savaştı dimdik ayakta durdu. Çoğu insan sosyalizmden umudunu keserken Sermin çoklarının aksine sosyalizm kavgasını seçen sosyalistlerle birlikte davranarak partinin yeniden açık siyasete başlamasında rol aldı. Çeşitli kademelerde görev yaptı. MYK üyesi seçildi. Gerçi Sermin Şahin Öner gibi arkadaşlar için unvan şan çok da önemli değildi bu yüzden de bir parti neferi gibi son anına kadar savaştı. O acıdan kıvranırken bile aklından an olsun partiyi partili olmanın gerçeğini aklından çıkarmadı. Yaşamını yitirmesinden kısa bir süre önce bile benimle telefonda sadece ama sadece partiye konuştu.

O iyi ve yürekli bir partiliydi. Çalıştığı basın kolunda DİSK Basın-İş’in örgütlenmesinde özveri ile çalıştı. Grevlere katıldı, grevler yönetti. Basın-İş Sendikası’nın da Genel Saymanlığı görevi üstlendi. Son çalıştığı işyeri Sadun Aren’in oğlunun işyeriydi. Orada işçileri örgütlediği ve greve götürdüğü için işinden oldu. Tabi her emekçi gibi o da işsiz kalınca ağır ekonomik koşullara katlanmak zorunda kaldı. Emekli olup sadece parti ile ilgilenirken kansere yakalandı. Eşi Ali Öner’in de sık sık sözünü ettiği gibi bir direnme savaşçısı olduğunu kanserle savaşırken de gösterdi. Yaşamını da bu yüzden yitirdi.

22 Temmuz 2021 günü onu sonsuzluğa uğurlarken mezarının başında yaptığım kısa bir konuşma da dedim ki “…Kimi insanlar vardır sesi evinin avlusunun dışında bile duyulmaz, kimileri de vardır sesi Batman’dan da duyulur, Rio de Jenerio’dan da. Ahbazya’dan da duyulur dünyanın malum halklarının başkentlerinden de.

İşte Sermin Şahin Öner böyle biriydi.

Onun sesini duyulur kılan şey de hiç kuşku yok ki sosyalist birisi olması ve direngenliğiydi. Onu şimdi sonsuzluğa uğurluyoruz fakat onun sesi bu mavi göğün altında sonsuza kadar duyulacak.

Şan olsun Sermin Şahin Öner yoldaşıma, şan olsun sosyalizme ve partimiz TSİP’e…”


03 - 10  TEMMUZ 2021

1- İstanbul Güngören’de, hukuka aykırı olarak sermaye lehine rant elde etmek ve rant gelirlerini arttırmak için gerçekleştirilmeye çalışılan kentsel dönüşüm projesine karşı halkın yürüttüğü direniş ve mücadele, Danıştay’ın verdiği kentsel dönüşümle ilgili olarak yürütmenin durdurulması kararı sonucu zaferle sonuçlandı.

Güngören’in Tozkoparan ve Küba Mahallelerinde 2010 yılında alınan kentsel dönüşüm, 2013 yılında alınan riskli alanların boşaltılmasıyla ilgili kararlara dayanılarak hukuka aykırı bir biçimde binaların ve evlerin boşaltılması kararı alınmış; bölge rant gelirleri için betonlaştırılırken, bölgede yaşayan mahalle sakinleri de evlerini boşaltmaya zorlanmış, son olarak ta doğal gaz, elektrik ve suları kesilmişti.

Bölge halkına gidecek ve yerleşecek bir yer gösterilmezken, bölgede kentsel dönüşüm ve deprem riski fırsata dönüştürülerek inşaat firmaları için yüksek karların sağlanması için halka yoğun baskı yapılmıştı.

Ancak bilinçli bir biçimde direnen ve kolluk güçleriyle sık sık çatışmaktan, biber gazı ve plastik mermiye maruz kalmaktan kaçınmayan Tozkoparan ve Küba Mahallelerinin halkları bu kararlı direnişlerini sonuç alana kadar sürdürdüler.

Sonunda, yaşam alanlarının inşaat firmalarının yüksek oranda kar sağlamaları için betonlaştırılmasına ve yeşil alanların tahrip edilmesine engel olmak için yürüttükleri mücadelenin sonucunda Danıştay’ın aldığı bir kararla mücadeleyi kazanmayı başardılar.

Muhalif medyanın verdiği haberlere göre elde edilen bu başarı, muhalif halk kitlelerinin bilinçli ve kararlı mücadelesinin bir sonucudur.

İktidar yanlısı yandaş medyanın ve sermaye yanlısı medyanın hiç bahsetmediği bu direniş, AKP İktidarı ve sermaye düzenine karşı nasıl mücadele edilebileceğinin de güçlü bir göstergesidir.

Güngören’de direnen yoksul halk kitlelerinin elde ettiği bu başarı, AKP gibi bir iktidarın ve sermaye yanlısı devlet güçlerinin bilinçli, örgütlü ve etkili bir toplumsal muhalefet karşısında geri adım atmak zorunda kalabileceklerinin de bir göstergesidir.

Bu direnişten de anlaşılabileceği gibi faşizme ve AKP gibi faşizan bir iktidara ve onun arkasındaki devlet ve sermaye güçlerine karşı en etkili mücadele yolu kitlelerin örgütlü, bilinçli ve kararlı mücadelesinden geçmektedir.

Bu direnişin Güngören gibi AKP’nin oy oranının % 55’ler seviyesinde olduğu bir yerde olması da unutulmamalıdır.

Bu da sol açısından sınıfa dayalı doğru ve kararlı politikalarla AKP tabanındaki yoksul ve emekçi kesimlerin desteğinin kazanılabileceğini ve bu kitlelerin AKP gibi sermayenin en gerici unsurlarının çıkarlarını koruyan güçlere karşı mücadele içine çekilebileceğini göstermektedir.

Esasen 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ağır bir darbe yiyen sosyalist sol varoşları terk etti, varoşlarda ve gecekondu mahallelerinde yaşayan yoksul ve emekçi kitlelerden uzak kaldı.

Onların yerini ise 12 Eylül’den sonra önce ANAP, sonra da RP ve AKP gibi sermaye yanlısı partiler doldurdular.

Bu partiler, varoşlarda ve gecekondularda yaşayan yoksul insanlara rant paylaşımından pay vererek, RP ve AKP gibi onlara siyasi ve kültürel bir eğitim vererek onları kendi seçmenleri haline getirdiler.

Buradan da anlaşılacağı ve Lenin’in Ne Yapmalı eserinde ortaya konduğu gibi yoksul ve emekçi kitleler sadece ekonomik sorunlara dayalı bir siyasetle, ya da kendiliğinden verilen bir mücadele sonucu sola, sosyalist sola yönelmezler.

Onların solun, sosyalist solun güçlü bir unsuru ve devrimci mücadelenin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi, kendilerine yönelik Marksist-Leninist örgütler ve partiler tarafından verilecek sürekli, sabırlı ve azimli bir siyasi eğitimle olur.

Aksi takdirde yoksul ve emekçi kitlelerin sosyalist-devrimci bir muhalefetin, hatta güçlü bir sol muhalefetin güçlü ve ayrılmaz bir parçası haline gelmesi mümkün değildir.

Bundan dolayı da yoksul ve emekçi kitlelerin sermaye düzenine, onun bir ürünü olan faşizme karşı mücadeleye, sermaye düzenini koruyan devletin baskı güçlerine ve her türden gericiliğe karşı sürekli bir siyasi eğitime tabi tutulması gerekir.

Bunun için örgütlenme ve tüm ülke genelinde devrimci basın ve yayın organlarının geliştirilmesi ve bunların dağıtımının organize edilmesi yoluna gidilmesi ertelenemeyecek kadar acil ve zorunlu bir ihtiyaçtır.

Güngören’de başarıyla sonuçlanmış olan bu direniş, bunun için iyi bir başlangıç olabilir.

*********
2-
Hükümetin son dönemde üzerinde sıkça durduğu 4. yargı paketi mecliste cumhur ittifakının oylarıyla kabul edilerek meclisten geçti.

Kamuoyunu cinsel istismar ve cinsel suçlara karşı yatıştırmayı ve kamuoyundan gelen baskıları hafifletmeyi amaçlayan bu pakette katalog suçlar olarak tanımlanan suçlarda somut delil olmadan mahkûmiyet gerçekleşemeyecek.

Bu uygulama da en çok çocuk istismarcılarının ve cinsel istismar suçu işleyenlerin işine yaramış olacak.

Bu sayede Sakarya’da 12 yaşındaki bir kıza cinsel istismarda bulunduğu için 10,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Uşşaki Tarikatı Şeyhi, bu suçundan dolayı yeni kabul edilen yargı paketi sayesinde somut delil olmadığı için suçsuz kabul edilerek tahliye olabilecektir.

Oysa yargı, geçmişte bu alanda aldığı kararlarla çocuklara yönelik cinsel istismar ile genel olarak gerçekleşen cinsel istismar suçlarını daha etkili bir yaptırıma bağlamıştır.

Buradan da anlaşılacağı gibi AKP İktidarı, reform adı altında bir yandan kendisini destekleyen veya kendi gerici politikalarının bir aracı haline gelen kişileri bu tür yargı reformlarıyla tahliye ettirip, hukuk düzenini kendi gerici, erkek egemen, kadınları ve çocukları erkeğin mülkü olarak gören çağdışı anlayışı doğrultusunda şekillendirmektir.

4. Yargı Paketinin yanında hükümetin düzenlediği hayvan hakları yasası da meclisten geçti.

Ancak bu yasada da hayvanlara yönelik işkence, acı verici davranışlar, hayvanların yaşamlarına kastedilmesi, ağır surette yaralanması, hayvanlara tecavüz edilmesi gibi ağır suçlar 5.500 TL gibi yüksek para cezalarına çarptırılmakta, bu suçlar için hapis cezası yoluna gidilmemektedir.

Bu da hükümetin ve hükümetle birlikte hareket eden çevrelerin hayvanları ve hayvan yaşamını bir meta olarak gören ilkel ve gerici düşüncelerinin bir sonucudur.

Bu düşünce ise kapitalizmin doğayla birlikte hayvanları ve tüm yaşamı metalaştırmasıyla, bir meta haline getirmesiyle örtüşmektedir.

*********
3-
Son günlerde birçok ürüne yapılan zamların yanında elektriğe ve doğal gaza yeniden zam yapıldı.

Bu son zamlarla birlikte elektrik ve doğal gaz Türkiye’de en çok ve en sık zam yapılarak fiyatları arttırılan ürünler haline geldiler.

Bu yüzden Türkiye, dünyada doğal gazı en pahalıya ithal eden, doğal gazı ve elektriği en pahalı kullanan ülkeler arasına girmiş bulunmaktadır.

Bunun en önemli nedenlerinden biri elektrik ve doğal gaz tekelini elinde bulunduran şirketlere halkın yaşam koşullarını zorlaştıracak şekilde kazanç ve kar sağlama yoluna gitmektir.

Bu gelişmenin bedelini de yoksul, emekçi halk kitleleri ödemektedir.

Öte yandan elektriğe ve doğal gaza yapılan son zamlar halkta büyük bir tepkiyle karşılanıyor.

**********
4-
İstanbul Avcılar’da Xiaomi Salcomp Fabrikası’nda işçilere patron tarafından ağır çalışma koşulları dayatılıyor ve işçiler birçok haksızlıkla karşılaşıyorlar.

İşçiler, hafta sonları haftalık tatil olarak görülmesine ve belirtilmesine rağmen zorunlu mesaiye çağrılıyorlar, gelmek istemeyen işçiler için ise tutanak tutuluyor.

Bazı işçilerin mesai ücretleri eksik yatırılırken, bazılarının ki ise hiç yatırılmıyor.

Bunun yanında işçiler, işten çıkarma ile ilgili baskılara maruz kalmakta, işten çıkarılan işçilere ihbar tazminatları verilmemekte, işten çıkarılma nedenleri ise objektif olmayan ve gerçeği yansıtmayan nedenlere dayandırılmaktadır.

Bunun yanında işçiler, üretim müdürü tarafından dini tercihlerine yönelik olumsuz davranış ve sözlü ithamlarla karşılaşıyorlar.

Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen mücadele edip, direnmekte kararlı olduklarını da açıklıyorlar.

Avcılar’daki bu fabrikada karşılaşılan sorunların birçoğu aslında birçok fabrika ve üretim tesisinde karşılaşılan sorunlardır.

Pandemi dönemini bir fırsata çeviren ve pandemide azalan karlarının acısını işçilerden çıkarmak isteyen patronlar, hükümetin sermaye yanlısı politikalarından da yararlanarak sömürü ve baskıyı alabildiğine arttırmaya çalışıyorlar.

Patronların bu sömürü ve baskısına karşı da işçiler her yerde direniş ve mücadeleye giriyorlar.

Ancak bu mücadelelerin güçlenerek kesin bir sonuç vermesi için devrimci bir önderlik altında birleştirilmesi ve işçilere yönelik yoğun bir siyasi eğitimle birlikte onlarda sınıf bilincinin güçlendirilmesi ve güçlü bir biçimde organize olmalarının sağlanması gerekmektedir.

**********
5-
HDP’ den milletvekilliği düşürülen ve tutuklanarak cezaevine konulan Ömer Faruk Gergerlioğlu, kendisinin, ailesinin, HDP’ nin ve demokratik güçlerin mücadelesi sonucu yapılan itirazların Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilerek Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararı sonucu cezaevinden tahliye edildi.

Anayasa Mahkemesi, Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vererek tahliyesini istedi.

Bu kararın yerel mahkemeye ulaşması sonucu Gergerlioğlu tahliye edildi.

Gergerlioğlu’nun tahliyesi, demokrasiye ve hukuka aykırı yanlış ve hukuk dışı, adil olmayan bir kararın ortadan kaldırılmasını sağladığı için sevindiricidir.

Bu yolla muhalefetin yargı yoluyla baskıya alınması da bir ölçüde azaltılmıştır.

Ancak bu durum Türkiye’de yargı bağımsızlığının yeniden kazanıldığı, burjuva hukukunun ve adaletinin de tam olarak uygulanacağı anlamına gelmemektedir.

Her şeyden önce elde edilen bu sonuç, başta HDP olmak üzere demokratik güçlerin, kuruluşların, Gergerlioğlu ve ailesinin mücadelesiyle elde edilmiştir.

İkincisi, Türkiye Yönetimini oluşturan AKP Hükümeti ve sarayın dış politikada Avrupa Birliği ve ABD’den gelen yoğun eleştirilerle karşılaşması, Avrupa Birliği, ABD ve Rusya karşısında sıkışması, AKP ve Cumhur İttifakı içindeki güç odaklarının kendi aralarındaki rant ve iktidar kavgasının şiddetlenmesi sonucu iktidarın nispeten zayıflamasının bir sonucudur.

Ancak Gergerlioğlu ve demokrasiden yana olan ilerici demokrat güçlerin ve HDP’ yle birlikte Türkiye’de en fazla politize olmuş HDP seçmeninin mücadelesi olmasaydı bu sonuç elde edilemezdi.


TSİP PROGRAMINDAN:

KADINA ŞİDDET'E HAYIR

b) Dayak ve her türlü yıldırma yöntemleri en ağır biçimde cezalandırılacak, insanlık onurunu ayaklar altına alan, kadının kendi bedenini herhangi maddi çıkar karşılığı satması kesin olarak önlenecek, fuhşun tuzağından kurtulan kadınların onurlu bir yaşama kavuşması için iş sağlanacak, fuhşun ve kadını aşağılayan diğer baskıların nesnel koşulları ortadan kaldırılacaktır.




TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

"SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Av. İdris Köylü

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN WEB SİTESİ

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SİYASAL YAZILARI

AV. İDRİS KÖYLÜ YOLDAŞIN SANATSAL YAZILARI

İdris Köylü arkadaşa soru-görüş ve önerilerinizle ilgili mail gönderebilirsiniz


Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.

Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


SAYFA BAŞI