FAŞİST TAYYİP'İN ÖZLEDİĞİ İSLAMİ FAŞİZME, GEÇİT VERMEYECEĞİZ.

Son Güncelleme 30-09-2014 17:37

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCİALİST WORKERS PARTY OF TURKEY

DELLA TURCHIA SOCİALİST WORKERS PARTY

TÜRKEI SOZİALİSTİSCHEN ARBEİTERPARTEİ

TURQUIE PARTİ SOCİALİSTE OUVRİER

ТУРЦИЯ СОЦИАЛИСТИЧЕСКОЙ РАБОЧЕЙ ПАРТИИ

ΚΌΜΜΑ ΕΡΓΑΤΏΝ ΣΟΣΙΑΛΙΣΤΙΚΌ ΤΟΥΡΚΙΑ

ԹՈՒՐՔԻԱ ՍՈՑԻԱԼԻՍՏԱԿԱՆ ԱՇԽԱՏԱՆՔԱՅԻՆ ԿՈՒՍԱԿՑՈՒԹՅՈՒՆԸ

SOSYALİSTA MANGGAGAWA PARTİDO NG PABO

LUCRĂTORİLOR SOCİALİSTE DE PARTİD DİN TURCİA

STRANY TURECKÝCH SOCİALİSTİCKÁ ROBOTNÍCKA

SZOCİALİSTA MUNKÁSPÁRT TÖRÖKORSZÁG

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी

Google PageRank module - CamelPark SEO centrum 


PARTİMİZİN 1993 YILI

3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI,

TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

KOMÜNİST VE İŞÇİ PARTİLERİ'NİN WEB SİTELERİ
LİNKLER
SİTEDEN mp3 DİNLE

GENÇ SOSYALİST DERGİSİ'NİN TÜM YAZILARINI PDF FORNMATINDA OKUYABİLİRSİNİZ.

YAYINLARIMIZIN

AĞUSTOS 2014 SAYILARI ÇIKTI

DERGİLERE ABONE OLMAK İÇİN

MAİL ADRESLERİMİZ

tsip1974@hotmail.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


TSİP

ADAY ÜYELİK BAŞVURU

FORMU

TSİP Aday üye kayıt formu


GENEL MERKEZ

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53


İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı

No.20 Kat.4 Daire.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


TSİP: PARTİ OKULU

PDF  KİTAPLAR

  

TSİP: PARTİ OKULU

WORD KİTAPLAR


BU KİTAPLAR

MUTLAKA OKUNMALI...


15-16 Haziran 1974'den...  15-16 Haziran 2014'e...

40.YILINDA...

SOSYALİZM YOLUNDA...

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ (TSİP)

ŞAN OLSUN, 15-16 HAZİRANI YARATAN İŞÇİ SINIFINA...

ŞAN OLSUN, DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU DİSK'E..

ŞAN OLSUN, TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ TSİP'E

DÖNÜP DÖNÜP OKUYANLAR VEYA BİLİM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKANI)

30 EYLÜL 2014

Hollanda'nın Groningen kentinde dolaşırken yanımdaki akrabamı tanıyan bir Surinamlı önümüze çıktı. Selam verip başladı öğrendiği tekerlemeyi söylemeye. "Sabah namaz, öğle namaz, ikindi namaz, akşam namaz, yatsı namaz yallah cennet". Bu tekerlemeyi ben diyeyim yirmi, siz deyin otuzuncu kez yineledi ama adamın susacağı yok. Baktım olmayacak, adamın kolundan tuttum ve "yallah cennet" dedim kendisine. Bu anımı niye anlattım biliyor musunuz? Söyleyeyim. Çocuksunuzdur, dedeniz, anneanneniz, babaanneniz, babanız, ananız yetmez komşuların bütün büyükleri, cami imamı olmadı öğretmen velhasılı önünüze kim çıkarsa size Mülümanlık öğretmeye kalkarlar. Bu yüzden de öyle bir koşullanırsınız ki, neredeyse yaşama dair ne varsa kendinizi kapatırsınız. Koşullandırılmanızı biraz yıkar da size okul döneminde öğretilenleri kaparsanız ne âlâ, kapamazsanız tembel bir öğrenci olarak büyük çapta başarısız olursunuz. İş sadece bu kadarla da kalsa iyi. Aynı zamanda da korkak ve pısırıksınızdır. Çünkü zebanilerden tutun da cehennem ateşinin narına kadar her şey küçücük yaşınızda adeta belleğinize silinmeyecek denli kazınmıştır. İşte bu yüzdendir ki, ta Hollanda'da Surinamlı bir Müslüman bizi, "Sabah namaz, öğle namaz, ikindi namaz, akşam namaz, yatsı namaz yallah cennet" diye huşu içinde karşılamakta, bize öğrettiğini düşündüğü söz tekerlemesi ile kendinden geçebilmektedir. Yani sizin anlayacağınız bizim ülkemizde kimse dinini özgürce öğrenemez. Bu salt Müslümanlıkta değil bütün inançlarda üç aşağı beş yukarı böyledir. Üstelik bu şekilde öğretilenler yalan yanlış da olsa insanoğlunun belleğinden kolay kolay silinmez. Bu yüzden de kendisini dışarıya kapatan bizim insanlarımıza yeni bir şey, insan yaşamında güzel ve iyiye dair bir gelişme bu kulaktan girer öteki kulaktan çıkar.

Hani önümüz Kurban Bayramı ya, şu dini vakıflar, dernekler ortalıkta fink atıyor. Onlar da biliyorum ki, böyle bir öğrenmenin koşullandırdığı insanlardır ne yazık ki. Orayı burayı doldurmuşlar, yetmemiş otobüslere de afişlerini asmışlar. Neymiş efendim? "İyilik İçin kurban ol"unacakmış. Neymiş? "Kurban Allaha yaklamşak ve paylaşmakmış". İnanın ne kadar dinci vakıf ve dernek varsa bu ve buna benzer bir sürü safsatayı öğrenilmiş bilgiler olarak afişlere aktarmışlar ve toplumu da koşullandırmak için her yerde baskı olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Hele belediye otobüsleri yok mu bir alem. Bütün camları bu tür afişlerle doldurulmuş. Dışarısını bile görmeniz zorlaşmış.

Durum bu olunca aktarma yoluyla öğrenilmiş bilgiler toplumu olan bir ülkenin cumhurbaşkanı da farklı olacak değil elbette. Hele bu zatı muhterem İmam Hatiplerde okumuş, cemaat ortamında fink atıp kafasının içini bir sürü koşullandırmayla doldurmuşsa onun inandıkları içinde rant, çalma çırpma, adam kayırma, başkalarına zulüm, Karun kadar zengin olma hali kısaca her şey günah münah değildir ama öğrenilmiş şeyleri bir kez daha, bir kez daha…milyon kez daha öğrenmemek günahtır her nasılsa.

Bu yüzdendir ki, "dindar ve kindar gençlik" tanımlaması yaparken muhterem huşu içinde kendinden geçer hali yaşamaktadır. Hiç ilgisi olmayan bir yerde de dinden imandan dem vurup oradakilere hıza çekme yöntemi de görevlerin en kutsalıdır. Bu kafa yüzündendir ki, IŞİD, El Nüsra, El Kaide, Müslüman Kardeşler ve bilmem ne terör örgütleri bizzat Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı sırasında desteklenirken şimdi de kırk dereden su getirip desteklenmesinin bir yolu aranmaktadır. Emperyalistlerin bastırmasıyla IŞİD'a terör örgütü dedi ya bu sözün nasıl işlevsiz bırakılması gerektiği konusunda yeminle söylüyorum şu an kafasının içi cıfıt çarşısına dönmüştür.

Bir bakın, Recep Tayyip Erdoğan uluslararası uyuşturucu sempozyumuna katılıyor ve orada da AİHM'in zorunlu din dersi kararını eleştirip "Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik, kimya, matematik dersleri tartışma konusu olmaz Ne hikmetse zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi tartışılabiliyor" diyebiliyor. Bir laf var ya her şeye maydonoz diye işte öyle her şeyimizin içine bu AKP iktidarı ile birlikte din sokuşturuluyor. Bu yüzden de ülke batmışmış çıkmışmış, insanlar aç, işsiz, yoksulluktan inim inim inliyormuş, kapımıza dayanan ve komşularımızı kırıp geçiren savaşın falan hiç ama hiç önemi yok. Geçir 9 yaşındaki küçücük kızlarımızın başına türbanı olsun bitsin. Hem bunu yaparken de bol bol özgürlük salatası doğra. Erkekler dinsel yaptırımlardan muaf kalacaklar ama ille de kadınlar öyle raptı zapt altına alınacaklar ki, yaşam onlar için cehenneme çevrilecek. Muhteremlerin kafası bozuk bir kere. Niyeyse kadınlar onlar için sadece birer cinsel objeden öte geçemiyor. Bu bozuk kafaların ne anneleri, ne bacıları, ne kızları yok diyesi geliyor insanın. Bu yüzden de muhterem kimya, fizik, matematiği Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile aynı görüp aklınca kıyas yaparak akıl oyununa başvuruyor.

Sözün özü;

"Sabah namaz, öğle namaz, ikindi namaz, akşam namaz, yatsı namaz yallah cennet" diyen kafalar her zaman önümüze çıkacaklardır. Bizler de bu kafada olanların hurafelerini alt edemez ve toplumu bunların koşullandırmışlığından kurtaramazsak; yeminle söylüyorum 25 Aralık operasyonu sonrası evden taşınan kamyon kamyon para deve olur da hiçbirimiz bunca para nere giti, ne oldu bilemeyiz. Çünkü bunlar; sürmeyi gözden çekerler gözden.

Hâl budur. Kimisi dönüp dönüp bir daha okur ama bir türlü Ebubekir'in ayak izlerinden ayrılamaz. Kimisinin de yolunu bilim aydınlatır ortalık aydınlık ve insan güzelliğidir. Durum bu kadar basittir işte bilene.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken sosyalistlerin rolü bir kez daha önümüze gelir ve bize düşen görevlerin yükü de katlanmış olarak omuzumuza biner.

UNUTMA...

DURUŞMALARA SEN DE GELİRSEN,

KATİLLERİ BULUNACAK, HESAP SORULABİLECEK.

03 Eylül #EthemSarısülük

04 Eylül #HasanFeritGedik

15 Eylül #AbdullahCömert

22 Eylül #MehmetAyvalıtaş

09 Ekim #AliİsmailKorkmaz

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:

SINIFSAL İÇGÜDÜ ÜZERİNE İKİ NOT

İDRİS KÖYLÜ

(AZ GELİŞMİŞLİĞİN KAPİTALİZMİ Mİ, KAPİTALİZMİN AZ GELİŞMİŞLİĞİ Mİ?)

Soma kömür madenindeki sonucu önceden kestirilebilen kitlesel katliamın dördüncü günü biterken, yazılı ve görsel medyada haberler, yorumlar, açık oturumlar birbirini izledi. Toplumsal “acıma algısının yaratılmasında” medyanın oldukça başarılı olduğu teslim edilmelidir. Oğlunu, eşini, yakınını kaybedenlerin acıları sömürünün sarmalında bir görselliğe dönüşüyor, en muhalif olanların tepkileri, olayı duyurma biçimleri ve yorumları bile “işverenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığının” ötesine geçmiyor. Katliama duyulan tepkinin yarattığı iktidara yönelik öfke iktidar sahipleri tarafından tekme-tokatla karşılık bulurken resmi güçler yine biber gazlarıyla, tomalarıyla acılı insanların içgüdüsel tepkilerine göz açtırmıyor. İktidarın resmi güçleri olay yerini, maden ocağı çevresini kuşatıp kuş uçurmazken, gerici güruh katliamda yaşamlarını yitirenlerin yanında yer almaya gelen aydınları kuşatıyor. Sakallı, sarıklı, cüppeli yandaşlar sözüm ona öfkeli kalabalığı “dua edelim” diyerek teskin etmeye çalışıyor. Medyanın olayı veriş biçimi ve izlediklerimiz aşağı yukarı bunlar.

“Muhalif tepki” olayı protestocu genci tokatlayan, bir başka protestocuyu “başbakanı yuhalarsan tokadı yersin” diye tehdit eden başbakan ile sokakta alenen bir göstericiyi tekme tokat döven müsteşarının “ tahammülsüzlüğüne” bağlıyor. Belki görünenin açıklanması “medya mantığı” diye geçiştirilebilir ancak durum sadece olayı tiraja çevirmeye çalışan medyada görülmüyor, “sol” olma iddiasındaki yaklaşımlar da bundan farklı değil. “Ah şu Tayyip bir gitse her şey düzelecek”… Sorunu “Tayyip sorununa” indirgeyen “sol” olma iddiasındaki küçük burjuva kafa kapitalist sistem içinde olayı değerlendirmek ve çözüm önermek yerine, sorunu sistemin görevlilerinin tahammülsüzlüğüne indirgemekle sistemin övgüsünü de hak ediyor. Hatta bu bakış açısının sahipleri “Tayyip'ten kurtulma adına” bir CHP- MHP ittifakını da olası en yakın çözüm olarak görmektedirler. Yağmurdan kaçanların doluya tutulmaları halinde başkaca hangi harika çözümler üretecekleri ve önerecekleri de şimdiden merak konusudur.

YAZININ TAMAMI

TSİP: KİTLE DERGİSİ HAZİRAN 2014 142. SAYI YAZISI:
 

AK PARTİ Mİ? AKP Mİ?

Rahmi Yıldırım


Çifte standarttan, oportünizmden, ikiyüzlülükten arınmış bir siyasetçi görmek kısmet olmayacak anlaşılan.

Başbakan Erdoğan da çifte standart ve oportünizmden yana eskileri aratmadı, aratmıyor. Eskilerden farkı, bir de ağzının bozuk olması. Bir farkı da devleti bunca yıldır yönetmesine karşın olgunlaşmaması ve hoşgörüsüzlükten yana eskileri fersah fersah geride bırakması.

Partisinin kapalı toplantılarında bendelerine nasıl hitap ettiği bir yana, açık kamusal toplantılarda öyle laflar etti ki, ömrünün sonuna kadar peşini bırakmaz, yakasından düşmez.

Almanya’daki toplantıda, parasını yeşil dolandırıcılara kaptırmaktan yakınan işçi için “Çağırın şu sahtekârı, ne diyor?” demişti.

Mersin’de tarım politikalarından yakınan çiftçiyi “Lan terbiyesizlik yapma, ananı al git!” diye azarlayıp dövmekten beter etmişti.

Kocatepe Camii avlusundaki kitap fuarında görüntü almak isteyen muhabiri “Terbiyesizlik edepsizlik etme!” diye azarlamıştı.

Daha neler neler...

En ufak eleştiri sahibine ya “edepsiz” dedi ya da “çirkin”.

Sözlüklerde edep, “terbiye, kibarlık, utanma” diye açıklanıyor. Edepsizlik ise, utanılacak işleri sıkılmadan yapmak diye anlatılıyor.

Yani öyle geçiştirilecek hafiflikte bir hakaret değil.

Bir keresinde dilinin altında bakla bırakmadı, “edepsizlik” eşiğini de aştı. TBMM’de Kemal Abi’sine eleştiride bulunan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a “İddiasını ispatlamayan... Oraya işte ben üç tane nokta koyuyorum!” diye karşılık verince Baykal’ı da çileden çıkardı. Günler geçmiş Baykal’ın öfkesi geçmemişti. Üç gün sonra Baykal da dilini serbest bırakıp, “O üç nokta, Başbakan'ın yakasında yerini almıştır. Onu, uygun görüyorsa, yakasından alır, daha uygun bir yerine koyabilir. Ben yakasına koydum” deyince Tayyip Erdoğan suskun kalmıştı.
 

YAZININ TAMAMI

YAZININ TAMAMI

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN

 "SOSYALİST ÖĞRETİ YENİDEN"

BAŞLIKLI YAZILARININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ


VELİ GÜRCAN / Turgut KOÇAK

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

ONLAR,

KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...


SİTEDEN mp3 DİNLE

SİZLER İÇİN, DÜNYA DEVRİM ŞARKILARI DAHİL OLMAK ÜZERE

TOPLAM 75 ADET mp3 EKLEDİK.

ŞARKILARI BİLGİSAYARINIZA DA İNDİREBİLİRSİNİZ.

SAYFA BAŞI