PARTİLİ YOLDAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

(sayfaya git)

ONLAR, KAVGAMIZIN SIRA NEFERİYDİLER...

ANILARINI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAK,

ÖLENLERİN BOŞA ÖLMEDİĞİNİ BİLEREK,

SAVAŞIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ...

(Partili yoldaşlarımızın bilgisine: Eklemeyi unuttuğumuz yoldaşlarımız var ise, tsip15161974@gmail.com yada  0 216 337 82 10 no'lu telefon'dan bize bildiriniz.)


44. YILINDA

SOSYALİZM YOLUNDA

YAŞASIN 15-16 HAZİRAN

YAŞASIN SOSYALİZM

YAŞASIN TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

FAŞİZME KARŞI,

DEMOKRASİ.

 SÖMÜRÜYE VE KAPİTALİZME KARŞI,

SOSYALİZM.



 

Son Güncelleme 20-05-2019 19:21

Sitemiz yukarıdaki Internet tarayıcıları tarafından desteklenmektedir


TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

SOCIALIST WORKER PARTY OF TURKEY

PARTITO SOCIALISTA DEI LAVORATORI DI TURCHIA

PARTI OUVRIER SOCIALISTE DE LA TURQUIE

Σοσιαλιστικό Εργατικό Κόμμα της Τουρκίας

터키의 사회주의 노동자 '파티

トルコ社会主義労働者党

तुर्की सोशलिस्ट वर्कर्स पार्टी


PRchecker.info

YAYINLARIMIZIN

EKİM - KASIM 2018

SAYILARI ÇIKTI

SENDİKALAR, MESLEK KURULUŞLARI, KOMÜNİST İŞÇİ PARTİLERİ LİNKLERİ


PARTİMİZİN 1993 YILI 3. GENEL KURULUNDA YAPILAN KONUŞMALARI, TARİHİ ÖNEMİ NEDENİYLE YAYINLIYORUZ.

VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-2


VELİ GÜRCAN YOLDAŞIN KONUŞMASI-3


GÜLTEKİN GAZİOĞLU YOLDAŞIN KONUŞMASI


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI-1


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN KONUŞMASI -2


TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN  KONUŞMASI -3


TURGUT KOÇAK YOLDAŞ, KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ FIRTINA ÇOCUKLARI'NI OKUYOR

GENEL MERKEZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ANKARA İL ÖRGÜTÜ

CELAL FİL (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24 Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

ÇANKAYA İLÇE ÖRGÜTÜ

AYŞE SELMA ÖZKÖKLÜ (BAŞKAN)

Karanfil 1 Sokak No:24  Kat:5 Daire. 16

Kızılay - Ankara

TEL: 0312 419 60 53

İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ

ADEM YAKAR (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

MÜNÜR BİRCAN (BAŞKAN)

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire. 6

KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10

TSİP Aday üye kayıt formu

TSİP KADIKÖY İLÇE ÖRGÜTÜ

ADAY ÜYELİK BAŞVURU FORMU

EKİN SANAT DERGİSİ

İSTANBUL İL TEMSİLCİLİĞİ

Osmanağa Mah. Nüzhetefendi Sok.

Başaranoğlu İş Hanı No.20 Kat.4 Daire 6 -.7

 KADIKÖY- İSTANBUL

TEL: 0216 337 82 10


 

WEB SİTEMİZDEKİ YAZILARIMIZDAN
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-1  TİP
1960’LARDAN BUGÜNE SOSYALİST HAREKET-2  TSİP
NEDEN SOSYALİZM?
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -1
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -2
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ'Nİ TANIYOR MUSUNUZ? -3
TSİP TARİHİNDEN -1
TSİP TARİHİNDEN -2
İŞİN NERESİNDEYİZ / Turgut Koçak
ZAMAN BİZİ HAKLI ÇIKARMIŞTIR / A.Emel ENGİN:
KISA POLİTİK DEĞERLENDİRİMLER VE TSİP’İN KURULUŞU
12 EYLÜL ÖNCESİ AFİŞLERİ
DÜNYADA EN ÇOK HAİNİN BULUNDUĞU ÜLKE HANGİSİDİR?
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -1
ÜLKÜCÜ FAŞİST HAREKETİN TARİHİ -2
AZİZ NESİN VE HALK MASALLARI / Toplam 24 Masal
PARTİMİZE BAĞIŞ YAPAR MISINIZ?
FotoÄ?raf açıklaması yok.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) Genel Merkezi:

Basın Açıklaması

SN. İMAMOĞLU'NU DESTEKLİYORUZ

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Genel Başkanı Turgut Koçak; YSK’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimini iptal edişi ile ilgili olarak bir basın açıklaması yaptı ve kısaca şunları söyledi.

Bütün dünya şunu çok iyi biliyor ki YSK’nın bu hukuk dışı kararı ilk değildir. Daha önce de seçimlerle ilgili aldığı kararlar nedeniyle hem Anayasa oylaması, hem 24 Haziran seçimleri ve daha öncekiler seçimler ve sonuçları yok hükmündedir. Yaşananlara baktığımız zaman tam kanunsuzluk söz konusudur.

Bu kararları alan YSK’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçimini iptal etmiş olmasının da hukuki hiçbir geçerliliği yoktur. Verilen bu karar da kesin olduğundan bu kararı boşa düşürmek için başka bir yolda kalmamıştır.

İstanbul’da seçimler yinelenecektir. Yinelenecek olan seçimlerde partimiz; amasız fakatsız CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nu desteklemeye karar vermiş olup seçimlerin kazanılması doğrultusunda da elinden gelen özveriyi göstermekte kararlıdır. Bizler inanıyoruz ki demokrasi güçleri olarak demokratlar, ilericiler, devrimciler ve sosyalistler AKP ve MHP’nin oluşturduğu cumhur ittifakını ağır bir yenilgiye uğratarak gücünü gösterecek, korku ve sindirme duvarları yıkılıp tuzla buz edilecek, ülkemiz 24 Haziran 2019 sabahına umutla uyanacaktır. 

Dost düşman herkes bunu böyle anlamalı böyle bilmelidir.

07 Mayıs 2019

Turgut Koçak (Genel Başkan)

YUMUŞAMA SİSTEMİN RAYINA OTURTULMASIDIR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 MAYIS 2019

Türkiye’de ve dünyada kapitalizm geldi duvarın dibine dayandı. Yeni Dünya Düzeni anlayışını bütün dünya ülkelerine kabul ettirmek isteyen kapitalist öğretinin savunucuları ne diyordu? “Dünyanın sonu geldi.” Peki, dünyanın sonu nasıl gelmişti onlara göre? Şöyle; artık Yeni Dünya Düzeni ile birlikte ülkeler arası sınırlar kalkacak, sermaye de gidip istediği ülkede yatırım yapıp o ülkenin kalkınmasına yararlı işler yapacak ve gönenç içinde bir yaşam sağlayacaktı.

Eee şimdi ne oldu?

Ne olacak kapitalist sistemin mumu yatsıya kadar yandı. Ama bu arada da dünyanın büyük tekelleri sayısız ülkeyi epey hortumladılar ve hortumlamaya da devam ediyorlar.

Bizim ülkemizde ise 12 Eylül faşizminin ülkeye hediye ettiği Turgut Özal bu bayrağı eline aldı ve “Dışa açılma” safsatası altında Türkiyeyi emperyalist/kapitalist uluslararası sermaye kuruluşlarının hükmüne teslim etti. Sonrasında ise bu bayrağı en yukarılara taşıyan iktidar ise AKP ve Recep Tayyip Erdoğan iktidarı oldu. Şöyle bir bakın, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan döneminde özelleştirme adı altında ülkenin ne kadar fabrika, kurum ve kuruluşları varsa yabancılara ve işbirlikçilerine peşkeş çekildi.

Böyle bir durumun ister istemez politika sahnesini dalgalandırmayacağı düşünülemez. Çünkü bu uygulamaların her biri ülkemizin geniş emekçi yığınlarına dünyayı dar ettiği için yönetenlerin de yönetmekte zorlanacağı gerçeğini getirdi önümüze koydu. Zaten AKP iktidarının diğer burjuva partilerinden farklı olarak dinci, gerici ve faşist bir özellik taşımasını da yanına eklersek ülkede ortamın nereye evrileceğini analiz etmekte zorlanmayız.

Böyle bir ortamda iktidar en çok sol ve sosyalistlere yönelik yaptırım uygulayacağı için bu yaptırımlar salt onlarla da sınırlı kalmadı ve süngünün sivri ucu burjuva demokratlarına kadar uzanmış oldu. İster istemez böyle bir iktidar iktidarını egemen kılmak için bir yandan toplumu uyutmak için yalana, dolana ve hileye başvuracaktı diğer yandan da bununla yetinmeyecek baskı ortamını son sınırına kadar arttıracaktı. Öyle de oldu. Bugün mecliste bulunan CHP, İyi Parti ve HDP’de en üst perdeden saldırılarla karşılaştı, karşılaşıyor.

Bu gidişten rahatsızlık duyan öncelikle bu yaptırımlardan zarar görenler olsa da bir süre sonra sermaye güçleri böyle bir gerginlik ortamında işlerini/güçlerini istedikleri gibi yürütemeyeceklerini düşündükleri için ortamın yumuşamasını, bu denli gergin ve saldırgan politikaların yapılmaması gerektiğini dillendirir oldular. Bu fısıltıyı duyan sermayenin kalemşörleri ise hemen harekete geçip başladılar Türkiye İttifakı yaygarasına. Sizce garip değil mi 17 yıldır bu ülkenin işçisinin, emekçisinin, aydınının ve namuslu yurttaşlarının anasını ağlatanlara yönelik politik tavır yerini bir anda Türkiye ittifakı adı altında kendisini dışa vuruyor, bu politikayı da savunanlar birer birer ses vermeye başlıyordu.

Hepinizin bildiği gibi Çubuk Akkuzulu Köyü’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oyunun bir parçası olarak saldırıya uğramıştı ama o ve partisi yine de kendisini yaşananların dışına atıp sözü geçen saldırganlığa ve kazanılan İstanbul seçimlerini iptal ettirip katakulli ile kazanmak için her şeyi yapabilen bir ittifakla arayı yumuşatmaya çalışan bir politika izleyebiliyorlardı.

Eh bunların ne kadar sürer bilinmez ama imdatlarına 19 Mayıs Samsun’da buluşma ve birlikte davranma fırsatı çıkıverdi. Bir de baktık ne gördük, Kılıçdaroğlu Samsun’a gitmiş ve herkesin gördüğü ve yandaşlarının içini sızlattığı resim karesinde ne yazık ki yerini almaktan hiçbir çekince duymamıştı.

Biz yazımızın burasında makarayı yeniden başa sarıp gerilere dönecek değiliz. Ancak şurasını söylemekte yarar görürüz. Abdülhamit dönem gericiliği en koyu gericiliktir. Bu gericilik Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilanı sonrası bir ölçüde de olsa yenilmiştir ama sözünü ettiğimiz gericilik hep pusuda bekleyerek rövanşı alma gereksinimi ile yanıp tutuşarak varlığını bugünlere kadar da getirmeyi başarmıştır. Bu güçler sırasıyla DP ile başını göstermiş, Demirel’in AKP’sinde yuvalanıp kök salmış, 12 Eylül faşizmi tarafından semirtilmiş, Turgut Özal’ın ANAP’ı döneminde de artık kendisini iyice gösterir hale gelmiş, AKP ile birlikte ise ABD’nin güdümünde dünya gericiliği ile de bağ kurarak baştan bu tarafa saydığımız her türlü gerici dalga AKP’de toplanıp yuvalanmıştır.

İşte şimdi o dinci ve gerici tayfa bakmış görmüştür ki hükmünü ilan etmesi sanıldığı kadar da kolay değildir. Bu yüzden hemen Atatürkçülük görüntüsüne bürünmüş ve 19 Mayısı da Kurtuluş Savaşını da, Cumhuriyeti de tanır, bilir ve sahiplenir konuma çekmiştir kendisini.

Bu görüntüye de ilk aldanan parti her ne hikmetse CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. Samsun iskelesinde çekilen ve servis edilen tarihi resim işte o resimdir ki bu gerçeği aklı başında ne ilericiler, ne devrimciler ne de sosyalistler yutmazlar…

Bu nedenle de kapitalizm çeşmesinden sağlıklı su akmayacağını her fırsatta geniş halk yığınlarına açıklamaktan da çekinmezler.

 

"HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZI: ÖNÜMÜZÜ GÖRMEK

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

"GÜNCEL NOTLAR"

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 MAYIS 2019

Daha düne kadar YSK’da çetelerden söz eden, yönetimi ağır bir dille eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şehit cenazelerinde linç edilmeye kalkışılırken ne olmuştur da 19 Mayıs dolayısı ile gerçekleştirilen Samsun’daki törende tarihi resmin içinde yer alabilmiştir?

Biliyorum; şimdi benim bu sorumu bir sürü safsata ile karşılayanlar olacak ve en vurucu sözlerini de “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diye de bitireceklerdir ama bu gibilerin hiç mi bu ülkede yaşananlardan haberleri yok doğrusu anlamak isteriz, Her 1 dakikada 3 işçinin işsiz kaldığı, yoksulluk ve çaresizliğin arşı alaya çıktığı, baskı ve zulmün daniskasının uygulandığı, pek çok senaryo ile birilerine her gün kumpasların kurulduğu böyle bir zamanda o tarihi resmin içinde yer almak bu kadar önemli miydi sizce?

Olanları doğru okumak gerekli. Ülkenin koskoca sermayedarları yumuşama istemiş, Kılıçdaroğlu da bu yumuşamaya uygun bir davranış sergileyerek yumuşama algısı yaratmak isteyen Erdoğan’ın davetini hop kabul etmiştir.

Ama buradan söyleyelim, İstanbul seçimini AKP ve saray ister kazansın ister yitirsin asla yumuşama belirtisi gösterme şansı yoktur. Çünkü AKP ve sarayın iktidar koltuğunda oturması ve yönetimini sürdürmesi geniş halk yığınlarını korkutup sindirdiği ölçüde olasıdır.

Sosyalistlerin ise böyle bir politikayı, politika saymaları da olası değildir.



Görüntünün olası içeriÄ?i: Serhat Ã?akın, gülümsüyor, selfie ve yakın çekim

SERHAT ÇAKIN'DAN "HAFTALIK" DEĞERLENDİRMELER:

11 - 18 MAYIS 2019

1- İstanbul Seçimlerinin yenilenmesi kararından sonra seçimlere dönük siyasi kampanyalar başlıyor.

Yenilenecek olan bu seçimlerde sarayın, AKP ve MHP’den oluşan cumhur ittifakının bu kampanyadaki argümanlarından biri gene CHP ile PKK arasında bir ilişki olduğunu ve CHP’nin terörle bağlantılı bir parti olduğunu dillendirmeye devam etmek olacaktır.

Ancak bu argümanın yeterince etkili olmadığı 31-Mart yerel seçimlerinde görüldüğü için bunun yanında başka önlemlere de başvurulmak istenecektir.

Bunlar bazı seçmenlerin silinmeye çalışılması ve İstanbul’a AKP’li olduğundan emin olunan seçmen kaydırması şeklinde hilelere başvurmak ve terör korkusuyla seçmeni korkutmak olabilir.

Bunun için başta ana muhalefet olmak üzere muhalif parti ve örgütler, muhalif seçmenler bunun bilinciyle hareket edip gerekli önlemleri almaktan kaçınmamalıdırlar.

AKP ve saray yönetiminin bir diğer amacı da bir yandan kendi seçmeninin siyasi etkinliğini arttırarak onları kendi partisine daha bağlı hale getirmeye çalışırken; diğer yandan da karşılarındaki muhalefeti bölmek ve birbirleriyle çatıştırarak zayıflatmak istedikleri ve bunun için çalıştıkları bir gerçektir.

Bunun yanında psikolojik savaş yöntemlerini de kullanarak AKP’nin nasıl olsa seçimi kazanacağını, seçimleri kaybetmeyeceğini ve yenilgiye uğratılmasının mümkün olmadığı izlemini uyandırarak muhalif kesimlerde karamsarlığı yayıp güçlendirerek muhaliflerin direncini kırarak onların sandığa gitmelerini engellemektir.

Bu amaçla internetin kullanıldığı da bir gerçek olup; son günlerde Abdullah Öcalan’a tecridin kaldırılması ve kendisinin avukatlarıyla görüştürülmesine izin verilmesinin nedenlerinden biri de budur.

Bu yolla HDP’ nin ve HDP seçmeninin CHP’den uzaklaştırılarak AKP’ye yaklaştırılması, AKP’yi destekleyecek hale getirilmesi, internetteki birtakım faaliyetlerde dahil olmak üzere CHP ve HDP seçmenini birbirine düşürerek bunların arasını açıp aralarındaki siyasi dayanışmayı engellemek istemektedir.

Ancak bu çabaların bir sonuç vermesi zordur. Çünkü 2015 yılından sonra Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde yaşanan şiddet bunun en büyük engelidir.

Bunun yanında son seçimlerde hukuken geçerliliği olmayan siyasi hilelerle HDP’ den seçilen bazı belediye başkanlarının ve belediye meclisi üyelerinin mazbatalarının iptal edilmesi gibi uygulamalar HDP’ nin böyle bir tutum içine girmesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır.

Öte yandan HDP İstanbul İl Örgütü’ de yaptığı açıklamasında, 31 Mart yerel seçimlerinde uyguladıkları CHP’nin ve onun İstanbul adayının desteklenmesi siyasetini uygulamaya devam edeceklerini açıklamıştır.

Ancak bu açıklamalar ve politikalar gelecek seçimlerde yeterli değildir.

23 Haziran İstanbul yerel seçimlerinin CHP ve İmamoğlu’nun kesin ve daha büyük bir zaferiyle sonuçlanabilmesi için bütün muhalif ve devrimci örgütlerin birlikte çalışarak İstanbul’da sandıklara ve oy torbalarına sahip çıkılması ve her türlü kışkırtmanın önlenmesi konusunda birlikte hareket edip azami çabayı göstermeleri gerekmektedir.

Ayrıca iktidarın, sarayın ve YSK’nın seçim sonrasındaki oyunlarını da düşünüp bunlarında etkisiz hale getirilmesi, muhalif kesimlerin ve halkın direncinin güçlendirilmesi için de oturup çalışmaları gerekir.

Yinelene İstanbul seçimlerine giderken diğer partilerin tutumuna baktığımızda Şöyle bir manzara ortaya çıkmaktadır: TKP, bu seçimlerde seçime katılmayıp, aday çıkarmayacaktır ve muhtemelen 23 Haziran seçiminde kendisi, kendisi olmasa da seçmenlerinin büyük bir bölümü CHP ve İmamoğlu’nu destekleyeceklerdir.

Diğer sosyalist parti ve örgütlerin desteklediği diğer bağımsız adaylar da seçime katılmayacaklardır.

Bunların seçmenlerinin CHP ve İmamoğlu’nu desteklemeleri muhtemeldir.

DSP’nin seçimlere katılmayıp aday göstermemesi olumludur; ancak DSP, seçimde hiçbir adayı desteklemeyecektir.

Bunun anlamı DSP seçmenini boş veya geçersiz oy kullanmaya veya oy kullanmamaya teşvik etmektir.

Bu da bu aşamada dolaylı yoldan AKP’nin işine yarayan bir politikadır.

Bununla birlikte DSP seçmeninin büyük bir bölümü bu seçimde CHP ve adayı Ekrem İmamoğlu’nu destekleyecektir.

Demokrat Parti’de gelecek seçime katılmayacak ve aday çıkarmayacaktır.

Demokrat Parti’nin seçmenlerinin büyük bir bölümünün de CHP’yi ve Ekrem İmamoğlu’nu destekleyecekleri muhtemeldir.

Seçime kendi adayıyla giren Vatan Partisi ise Aydınlık Gazetesi’nde son dönemde çıkan haberler de dikkate alındığında AKP ve cumhur ittifakına dolaylı yoldan destek veren bir siyasi parti olma özelliğini korumaktadır.

Gelecek hafta siyasi partilerin tutumları daha açık ve net bir hal alacaktır.

Bu arada yinelenecek olan bu son seçimde AKP’nin güçlü olduğu Esenler, Fatih ve Ümraniye gibi yerlerde AKP’nin adayını desteklemiş AKP ve MHP seçmeninin de önemli bir bölümünün CHP ve İmamoğlu’nu destekleyecekleri olasıdır.

Bu da bu seçimlerde CHP ve İmamoğlu’nun eğer büyük bir hile yapılamazsa daha büyük bir farkla seçimi kazanacaklarını ortaya koyuyor.

Ancak gelişmelerin bu yönde seyredeceğinin anlaşılması nedeniyle iktidar seçim sonuçlarını etkilemek için 2015’deki gibi terör saldırılarından medet umabilir ve bir IŞİD saldırısıyla karşı karşıya kalınabilir.

Muhalif parti ve seçmenlerin buna hazırlıklı olup iktidarın ve sarayın 2015’de oynadıkları benzer bir oyunun oynanıp benzer bir sonucun alınmasına izin vermemeleri gerekir.

*********

2- ABD, Türkiye’ye Rusya’dan alınacak S-400 Füzeleri için yaptırıp uygulamaya hazırlanıyor.

Bu amaçla Amerikan Parlamentosu tarafından kabul edilen ABD düşmanları ve onlarla birlikte hareket edenlere yönelik yaptırımların uygulandığı yasa (CAATSA) Türkiye’ye de uygulanacak.

Buna göre Türkiye F-35 Üretim Programı’ndan çıkarılıp, Türkiye’ye yönelik F-35 satışı durdurulacak ve diğer Amerikan silahlarının Türkiye’ye teslim edilmesi de önlenmeye çalışılacak.

Bütün bunların önlenmesi için ABD Türkiye’den S-400 Füzelerinin alımının iptal edilmesini istedi; ancak Türkiye Yönetimi Rusya’nın tepkisinden çekindiği için buna cesaret edememektedir.

AKP İktidarı ve sarayın şimdilik ABD ile olan ilişkileri yumuşatmak için bulduğu yol S-400 Füzelerinin teslimini geciktirmek ve Kürt Sorununda diyaloğa girilecekmiş gibi yapılarak Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması ve Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesinin sağlanması gibi adımlar atmaktır.

Bahçeli’nin Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmesini kabul etmesi, bu isteğin sadece AKP ve saraydan gelmediğini; aynı zamanda bu durumun ABD’nin de bir isteği olduğunu akla getiriyor.

Ancak bu geçici önlemler AKP ve saray iktidarının ekonomide olduğu gibi dış politikadaki sıkışıklığını da ortadan kaldırmayacak, bu sorunlar yazın ilerleyen günlerinde daha da ağırlaşarak sürecektir.

*********

3- Türkiye’de genç işsizliği 2019’da büyük bir ivme yaptı.

Muhalif medyadan alınan haberlere göre 2019 yılında %19’dan %26’ya çıkarken, yükseköğrenim görmüş gençlerin işsizliği de 
% 10,6’ den % 12,4’ e yükseldi.

Yükseköğrenimde işsizliğin en çok göründüğü alanlar sosyal hizmet gazetecilik ve sanat bölümlerinde görülüyor.

Bunun yanında geçim sıkıntısı ve işsizlik nedeniyle yaklaşık 
2 milyon genç kayıt dışı olarak zor şartlar altında çalışıp yaşıyor.

Türkiye’deki genç işsizlik oranı OECD Ülkeleri’nin iki katını aşmış durumdadır.

Bütün bunlar Türkiye’de üretim ve istihdamın giderek azaldığını ve Türkiye’nin bir üretim ekonomisi olmaktan uzaklaştığını, bunun en ağır bedellerinden birini de gençlerin ödediğini ortaya koyuyor.

 

 


DOST VE KARDEŞ ÜLKE SURİYE, İŞTE BU KADAR GÜZEL.



Turgut KOÇAK:

VELİ GÜRCAN

Veli Gürcan yoldaşımız Isparta Lisesi’nde öğrenciyken komünist olduğu gerekçesiyle disiplin kuruluna verilmiş daha sonra da okuldan uzaklaştırılmıştır. Lise son sınıfı bu yüzden Afyon’da okumak zorunda kalmış, liseyi bitirdikten sonra ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girmiştir. Burada TİP üyesi olan Gürcan daha sonra kurulan TİP’in gençlik örgütü Sosyalist Gençlik Örgütü’ün (SGÖ) yöneticisi olmuştur.

12 Mart faşizmi ile birlikte kapatılan TİP’ten sonra ise daha sonra TSİP’i kuracak olan bir grup arkadaşla birlikte olmuştur.

İyi bir sokak tiyatrocusu olan Gürcan Kavel direnişine de katılarak direnişçiler için moral kaynağı olmuştur. 12 Mart faşizminin yüzünden son sınıfta öğrenimini bırakmak zorunda kalan Gürcan, parti çalışmaları yüzünden okula devam edip okulunu bitirememiştir. 12 Eylül sonrasında da çalışmaların içinde yer alan arkadaşımız Filistin’de de bulunmuş daha sonra Avrupa’ya gitmiş ve kendi isteği ile yeniden Türkiye’ye dönmüştür. Parti çalışmaları yüzünden 1985 Temmuzunda tutuklanmış ve bir süre içerde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştır. Parti içinde başlayan tartışmalarda yer almış ve görüşlerini dile getirmiştir.

Son toplantıdan birlikte ayrılırken diğer arkadaşlara ben; “bu parti kendi adıyla yeniden kurulacak, ilke, kitle, Gerçek, Sosyalist ve Gerçek yeniden çıkarılacak” dedim. Gürcan’la sözleştik ve ölünceye kadar kendisiyle sözleşmemizi bozmadık. Bugüne kadar ne onun ne de bizim birbirimizle ilgili sarfettiğimiz tek kötü söze kimse tanık olmuş değildir. Kendisi partimizin yeniden açılış genel kurulunda delegemizdi ve genel kurulumuzda kendisine yakışır bir konuşma yaparak bize güç ve destek verdi. Onu, insan olan Veli Gürcan’ı unutmayacağız.

Değerli yoldaşlarım insan kimileri ile öylesine güzel şeyler paylaşır ki, bunlar ölünceye kadar unutulamaz. Benim gerçekte Veli Gürcan’la paylaştıklarım da böylesine unutulmayacak güzelliklerdi ve bunları, bu güzellikleri korumayı vefa borcunun çok ötesinde şeyler olarak algılıyor ve sahip çıkıyorum.

Kendisini en son görüşüm Senirkent’te yaşadığı bağ evinde oldu. Yaşadığı sıkıntıyı oradan hemen uzaklaştırılması gerektiğini biliyorduk. Çıkıp iki partili bayan arkadaşla birlikte yanına gittik. İki gün orada kaldıktan sora üçüncü gün aramızda sözleşerek ayrıldık. Biz oradayken Afer Kara ve çocukları da geldiler. Onlarda Veli arkadaşı çok severlerdi, şimdi düşünüyorum da keşke onlar gelmemiş olsalardı diyorum. Çünkü kendisiyle sözleşmiş işlerini düzene koyar koymaz partiyi tüm Türkiye’de örgütlemek üzere sözleşmiştik. Onlar Veli Gürcan’ı ikna edip tatile götürdüler. Oysa biz kısa bir süre sonra bir araya gelecek ve birlikte parti tarihini yazacaktık. Oysa Veli oradan İzmir’e geçmiş bizden bir süre daha zaman istemişti. Ne yazık ki zamanı uzun sürdü ve bir daha geri dönemedi. Veli Gürcan hastalanmıştı.

Oysa kendisiyle sözleştiğimiz üzere Ankara’da ev bile hazırlamaya başlamıştık. Çünkü kendisi artık kimsenin evinde kalamayacağını söylemişti bize. O görüşmeden bende kalan unutamadığım şey abisinin eşinin bize söylediğidir. Abisinin eşi bize ne edin edin Veli ağabeyimi buradan götürün demişti. Çünkü; Veli ağabeyim bağ evinde yalnız diye düşündüğüm için bir kadına düğürlük ettim o kadın da, “o aklını yemiş adama mı kaldım’ diye beni geri çevirdi demişti…

Kendisiyle son görüşmemse bir telefon konuşmamız oldu. Cezamızın kesinleştiği için aranır durumdaydık. O ise İzmir Göğüs Hastanesi’nde neredeyse son günlerini yaşıyordu. Bana kendi durumunu önemsemeden “Yahu ağam nedir bu devletin senden istediği” demişti. Sonra öldü cenazesine bile gidemedim. Birkaç gün sonrada Ankara’da düzenlenen bir operasyonla tutuklandım.

O öldükten sonra kendisine TSİP’li ya da değil pek çok çevre sahip çıktı. Ve hatta mezarını bile yaptırdılar. Gerçekte bu insanoğlunu anlamak çok zor. O sağken kimsenin içtenlikle sahip çıkmadığı Veli Gürcan her nedense birden sahiplenilencek insan olarak görüldü ve herkes orada görünmek için yarıştı. Şimdi kızı Aslı’nın mezarı başında söylediği “Babamın ne çok dostları varmış” sözü nasıl da hüzünlendirici değil mi?

Ve zaten bu işte her zaman için bir gariplik olmuş, benim de aklıma hep takılmıştır nedense. Tanıdığım bir çok komünist kimseyi sağken her nedense arayan soran olmamıştır ama öldükten sonra kimi zaman salonlarda, kimi zaman mezarı başında birileri anar olmuştur. Burada kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur betimlemesi biraz yerine oturan bir benzetme değil ama her nedense bütün anmalar bu alışkanlıklar içinde yapılıyor. Beni de asıl kızdıran şey budur. Ama biz TSİP’liler olarak söz veriyoruz Veli Gürcan yoldaşımızı kendi emekleri ile anacak ve kendisin asla unutturmayacağız.

Parti olarak Veli Gürcan’ın adını yaşatmak için onun adına sayısız çalışmalar yapacak olan eylemlilikler yürüteceğiz. Bu konuda ilk işimiz Veli Gürcan’ın adını verdiğimiz PARTİ OKULU olacaktır. Onun adına bilimsel araştırmalar düzenleyecek yazın alanında etkinlikler düzenleyeceğiz.

Bu partide Veli Gürcan’ı herkesten çok daha iyi tanıyan biri olarak onu gerçek insanlığı ile döne döne anarak hakkında düşündüklerimi bitirmek isterim.

Kimi insanlar vardır ki, devrimcidir. Ama sadece devrimcidir. Onların devrimcilikleri de soğuk demir gibidir insanı asla ısıtmaz. İnsanı asla ta can evinden sarıp sarmalamaz. Onlara bir türlü ısınamazsınız, söyleyeceklerinizi bile söylemekten çekinir ve hatta başka dünyaların insanları olduğunuzu bile düşünürsünüz. Bu gibiler çoğu zaman bu durumlarına sayısız neden ileri sürebilirler. Çoğu zaman da bu davranışlarını disiplin adı altında sürdürürler. Oysa gerçeklerin öyle olmadığını küçücük bir sınama denemede bile yakalar ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Şimdi gelelim Veli Gürcan’a; bu arkadaşımız ne adına olursa olsun o sıcak, o kucaklayan insan yanını bir kez bile olsun es geçmiş biri değildir. Kendisine en ağır sözler söyleyen kimseleri bile hoş görmekle kalmamış onları Veli Gürcan sıcaklığı ile sarıp sarmalamıştır. Veli Gürcan sıcaklığı dedimse kimse bu da nasıl bir şeydir deyip geçmemelidir. Gerçekten de onu tanıyanlar benim bu tanımlamama hak vereceklerdir. Bu nedenle bizim partimizde yoldaşlar arasında sıcaklığın adı da Veli Gürcan sıcaklığıdır. Bu sıcaklığı ve insan davranışını her yoldaşımıza karşı sonuna kadar korumak Veli Gürcan arkadaşımıza bizim borcumuzdur diye düşünüyor, attığımız her adımı buna göre atıyoruz.

Şimdi o yok. Ama onunla birlikte biriktirdiğimiz bütün değerler bizim için yeri doldurulamaz önemde birer hazinedir.

Gürcan’ın babasını da iyi tanıyan biri olarak Veli Gürcan’daki güzelliklerin kaynağını çok iyi biliyorum.

Her ikisini de bu nedenle bir kez daha yürekten anmayı bir görev sayıyorum.


Behice Boran:

'Sosyalist Doğulmaz, Yaşanır'

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’ndaki duruşmada hakim karşısına çıkarıldı.


DİNLENE DİNLENE...

Hakim sordu: Çıktınız mı?

-Çıktık.

-Ne yapacaktınız?

-Taksim’e doğru yürüyecektik.

-Peki neden çıktığınız?

-1 Mayıs emeğin bayramı, mücadele günüdür. Biz de o sınıfın partisiyiz, çıktık.

-Nereden çıktınız?

-Merter’den çıktık.

-Nereye gidecektiniz?

-Taksim’e.

-Merter neresi Taksim neresi, uzun yol; siz yaşlısınız nasıl gideceksiniz?

-Dinlene dinlene…”

YAZININ TAMAMI


MAİL ADRESLERİMİZ

tsip15161974@gmail.com

tsip1974@hotmail.com

turgutkocak2009@hotmail.com

tsip.ali.oner@hotmail.com

tsip@tsip1974.com

kitle.dergisi@hotmail.com

ekinsanat@hotmail.com


SAYFA BAŞI